Çocuk ve Ergen OKB

Çocuğunda OKB Olan Ebeveynler için 5 Öneri

Çocuğunda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Olan Ebeveynler için 5 Öneri

 

“Obsesif – Kompulsif Bozukluktan mustarip çocuğunuza nasıl ebeveynlik yapacağınız konusunda sıkıntı yaşıyor musunuz?

Çocuğunuzun mantıksız düşünceleri nedeniyle zorluk yaşadığını ya da tuhaf ritüeller gerçekleştirdiğini görmek oldukça üzücüdür. Nasıl tepki vermelisiniz? Kompulsif davranışlarını durdurması için ona nasıl yardımcı olabilirsiniz? Katı mı olmalısınız? Görmezden mi gelmelisiniz? … Çocuğunda Obsesif – Kompulsif Bozukluk (OKB) olan aileler için öneriler şöyle:

 

Kendinizi ve çocuğunuzu Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hakkında bilgilendirin.

Çocuklar bana nasıl da saçma inançları olduklarını fısıldıyorlar. Onlara güven veriyorum ve çekinerek daha fazlasını anlatıyorlar. Köşelere dokunmak, kafalarında saymak ya da ne zaman kötü bir şey düşünseler ellerini yıkamak zorunda olduklarını söylüyorlar. Tuhaf düşünceleri yüzünden özür diliyorlar ve “deli” olduklarını ilan etmemi bekleyerek bana bakıyorlar.

Çocuklara bunları daha önce duyduğumu söylüyorum. Yalnız olmadıklarını söylüyorum. Bunun bir adı olduğunu söylüyorum. Bunun yaygın bir durum olduğunu söylüyorum. Ve çaresi olduğunu söylüyorum. Gözleri kocaman açılıyor ve bir rahatlama ile  “Var mı?” diyorlar.

 

Çocuğunuza OKB’nin ne olduğunu ve bunun onun düşünmesini nasıl etkilediğini anlatarak yardım edebilirsiniz. Eğer siz kendiniz OKB’nin ne olduğunu anlamıyorsanız bu konuda bilgi edinmek çocuğunuza yardım etmek için daha hazır hale gelmenizi sağlayacaktır.

Çocukların seviyesinde OKB’yi anlamalarına yardımcı olacak bazı iyi kitaplar var. Kimi ebeveynler OKB terimini kullanmaya çekinir ama çocuklar sorunlarının bir adı olduğunu ve yalnız olmadıklarını bildiklerinde bir rahatlama hissederler.

 

OKB’ye “Patron Bozuntusu” gibi isimler verin

Çoğu zaman çocuklar OKB’leri hakkında nasıl konuşacaklarını bilmiyorlar. Düşünceleri nedeniyle mahcup hissediyorlar. Ritüellerine bağlıdırlar. Ritüel davranışlarını bırakmalarını söylediğinizde sanki siz – OKB’lerine değil de – onlara saldırıyormuşsunuz gibi hissedebilirler.  Bazen kızarlar.

OKB’ye bir isim vererek çocuğunuzun OKB’yi dışsallaştırmasına yardım edin. Onu “Bay Endişe” ya da “Patron Bozuntusu” olarak adlandırabilirsiniz. Bazı çocuklar yaratıcı olmayı severler ve kendileri bir isim bulurlar. Çocuğunuza şöyle bir şey söyleyebilirsiniz:

“Patron Bozuntusu bir üçkâğıtçı ve sana patronluk taslamaktan, seni endişelendirmekten hoşlanıyor.  Bazı şeyleri bırakıp onun aptal kurallarına uymanı istiyor. Onun istediğini yaptığında ise daha da büyüyor. Büyüyünce seni daha çok rahatsız edebilir. Sen *Süper …. (bu boşluğa çocuğunuzun adını ekleyin) ‘e dönüştüğünde patron bozuntusuyla dövüşebilir ve onu yenebilirsin. Onu görmezden gelirsen ya da aptal kuralları hakkında tartışırsan onu küçültür ve daha güçsüz yaparsın.”

 

Aşırıya kaçmayın ve çocuğunuzun tüm ritüellerine dikkat çekmeyin

Çocuğunuz bir sorun yaşıyorsa bunu en kısa sürede düzeltmek istersiniz.  Bu istek, çocuğun OKB’sini yenmesi için çabalarında ebeveynleri aşırıya kaçar hale getirebilir. Ne yazık ki bu çocuğunuzun savaşı. Çocuğunuza yardımınızı ve rehberliğinizi sunabilirsiniz ama bunu çocuğunuzun yerine düzeltemezsiniz. Üstelik gördüğünüz her ritüel davranışını işaret ederseniz istemeden de olsa çocuğunuzun OKB sorunlarıyla ilgili daha ketum olmasına yol açabilirsiniz. Ritüel davranışlar bir gecede durdurulamaz. İlk başarı, çocuğun bunun bir OKB düşüncesi olduğunu ve bu ritüeli kısaca ertelemesinin mümkün olduğunu fark etmesi kadar basit olabilir.

 

Ritüellerinin bir parçası olmayın

Sizin kontrolünüz altında olan alanlardan birisi sizin bu ritüellere katılımınızdır. Bazı çocuklar ritüel davranışlarına ebeveynlerini dahil ederler. Mümkünse, çocukların ritüellerini kolaylaştırmayın ve bir parçası olmayın. Çocuğunuza şunu söyleyebilirsiniz:

“Patron bozuntusunun sana patronluk taslamasına yardım etmem. Sen onun sözünü dinleyebilirsin ama ben dinlemeyeceğim.”

 

Yeni ritüellere karşı gözünüzü açık tutun ki birlikte bir takım gibi çalışabilin

Çocuklar kuralları ve ritüelleri konusunda savunmacı olabilirler ve yeni kurallarını ya da davranışlarını fark etmenizi istemeyebilirler. Çocuklar OKB’yi istemiyor olsalar bile çoğu zaman endişelerinden onları rahatlatan ritüellerinin kölesidirler. Bu nedenle tuhaf ya da mantıksız davranışlara karşı gözünüzü açık tutmanız önemlidir.

Bir OKB davranışı ortadan kaldırıldığında çoğu kez başka bir kural ya da davranış onun yerini alır. Bu yüzden çocuğunuza sadece şu anda yapmakta olduğu belirli bir davranışı değil OKB’yi yenmesini sağlayacak beceriler kazandırmanız önemlidir. Çocuğunuzun yeni bir ritüel gerçekleştirdiğini keşfettiğinizde bu durumu hafifçe ele alın ve çocuğunuz “patron bozuntusu”nu yenmesine yardım etmek için onun yanında olacağınızı bilsin.

 

OKB zor bir konu olabilir! Küçüklerin sosyal ve duygusal gelişimlerine ket vurabilir. OKB’yi aşma becerileri çocuklara ne kadar erken kazandırılırsa uzun vadede gidişat o kadar iyi olur. Bu ipuçlarını uygulamanızı, OKB hakkındaki kitaplarla kendinizi eğitmenizi ve gerektiğinde kendiniz ve çocuğunuz için profesyonel rehberlik ve yardım almanızı tavsiye ederim.”

 

Asıl Metin:

– 5 Tips on How to Parent a Child with OCD

(Natasha Daniels,   https://www.anxioustoddlers.com/child-with-ocd/)

Çeviri:

Psk. Büşra Beşli

Boşanma ve Çocuk

Boşanacağımızı Çocuklara Nasıl Söylemeliyiz?

Boşanmak ve çocuğa bunu uygun biçimde açıklamak çocuk ruh sağlığı, çocuk psikolojisi açısından daha kabul edilebilir bir seçenek olabilir.Çatışmalı bir ailede boşanmak ta çatışmalı geçer. Çatışmayı yönetebilmek için psikolojik destek alınması önemli bir seçenek olarak akılda tutulmalıdır.

Çatışmalı, aile içi iletişimin kötü olduğu aile ortamlarda yetişen çocukların insanlara, kendilerine ve dünyaya yönelik güven duyguları beslemesi zordur. Çatışmalı aile ortamları çocuklarda sıklıkla kaygı bozukluğu, okul, öğrenme, dikkat sorunları yaşanmasına neden olur. Hayal kırıklığı, öfke kontrol sorunları, gerginlik, huzursuzluk, özdenetim eksikliği yaşanma olasılığı fazladır. Çocuğun ihtiyaç duyduğu fiziksel koşullar karşılansa bile, ruhsal, duygusal gereksinimlerini karşılamak mümkün olmayabilir. Anne baba arasındaki çatışma, gerginlik, kızgınlık, öfke, nefret, suçlama gibi olumsuzluklar çocuklar tarafından adeta emilmektedir.

Yaşlarına göre farklılık göstermekle birlikte çocuklar; anne babadan birinin tarafında yer almak zorunda hissedebilirler. Özellikle boşanmayı istemeyen tarafın yanında yer alabilirler. Çocuklar var olan düzenlerinin, olanaklarının bozulmasını istemezler. Anne babanın bir arada olmasını istemeleri, kayıp korkuları anlayışla karşılanmalıdır.

Boşanma kararını anne baba çocuğa birlikte açıklamalıdır. Çocuğun sakin ve güvende hissettiği bir ortamda özel bir vakit ayırmak gereklidir. Sadece boşanılacağını söylemek yeterli değildir. Onun boşanma ile ilgili konuşmasına, soru sormasına fırsat yaratılmalıdır.

Boşanma kararı açıklanırken çocuğun yanında her iki ebeveyn mümkün olduğunca eşit hareket etmelidir. Anne ya da babadan birinin aktif olması çocuğun kafasını karıştırabilir. Her iki tarafın boşanma sorumluluğunu alması önemlidir. Aktif olan taraf boşanmayı isteyen taraf olarak algılanıp, suçlama eğilimleri gelişebilir. Bu tür taraf olma durumlarını önlemek için her iki eşin kendi cümleleri ile boşanma kararlarını anlatmaları gereklidir. Ortak hareket edilmesi; çocukların var olan durumu daha kolay kabullenmelerini sağlar. Suçlama eğilimi ortadan kalkar.

Çocuklara yaşlarına uygun ifadelerle boşanmayı açıklamak gerekir. Küçük yaş çocuklarına, kısa, basit ve somut biçimde açıklamak gerekir. “Bundan sonra biz aynı evde oturmayacağız. Aynı yatakta yatmayacağız…”

Çocuklara bir kez açıklama yapmak yeterli değildir. Çocukların durumu kavraması, anlaması için onlara zaman verilmelidir. Aynı soruları tekrar tekrar sorabilirler. Bu tür tekrarlayan sorularda sakin kalınmalı, anlayış gösterilmelidir. Çocuğunuz sizi kızdırmak için değil, kavrayabilmek için tekrar tekrar soruyor olabilir.

Boşanmak; anne baba olarak yetişkinler için bilinmez, kabullenilmesi zor bir yaşam olayıdır. Çocuklar için boşanmayı kabullenip, yeni duruma uyum sağlamak çok daha zordur. Çocukların boşanmanın zorluğu ile baş etmelerinde sabırlı olunması çok önemlidir.

Boşanma süreci; yetişkinlerde kaygı yarattığı gibi çocuklarda da kaygı, gerginlik, endişe, öfke gibi duyguları tetikler. Çocuğa boşanma kararını açıklarken, bu tür duyguların ifade edilmesine izin verilmesi önemlidir. Karar çocuğa açıklanıp, çocuk ne olacağını kavramaya başladığında küskünlük, hırçınlık, öfke, suçlama, kaygı belirtileri gösterebilir. Bu tür duyguları kabul ettiğinizi çocuğunuz bilmelidir. Boşanmak nihayetinde sevinçli bir yaşam deneyimi değildir. Kayıpların olduğu, pek çok duygunun insanın zihnini işgal ettiği, sarsıcı olabilen bir deneyimdir. Çocuğun duygusal, zihinsel karmaşa yaşaması olağandır. Anne babanın; çocuğun yaşadığı kaygıyı, duygusal karmaşayı yönetebilmesi için kendi duygu ve düşüncelerinin, acısının, kayıplarının farkında olması gereklidir. Boşanma danışmanlığı bu tür durumlarda başvurulacak bir destek olabilir. Özellikle annenin duygusal karmaşayı yönetebilme, stresle başa çıkma,  duyguları düzenleyebilme becerisi çok önem taşır.

Çocuklara boşanma kararı açıklandığında; çocuklar anne babanın yüz ifadelerine, beden diline ve davranışlarına çok dikkat ederler. Sözlerin, davranış ve tutumların net, kararlı ve tutarlı olunmasına dikkat edilmelidir. Çelişkili, tutarsız davranışlar çocukların zihinlerini daha çok karıştırır.

Boşanma nedenini çocuklara detaylı anlatmanız gerekmez. Eş ilişkilerinin mahremiyeti, özel alan korunmalıdır. Gereksiz ayrıntıları çocuğa anlatmak, çocuğu gereksiz biçimde sorumluluk almaya, kafasını daha da karıştırmaya hizmet eder. Olabildiğince basit, net bir dil kullanılmalıdır.

Küçük çocuklar benmerkezci düşünme eğilimleri nedeniyle boşanmanın kendi hatalarından kaynaklandığını düşünebilirler. Öz suçlama yaşayabilirler. “ben yaramazlık yaptım, onları üzdüm, bu yüzden boşanıyorlar, hep benim yüzümden…”  Boşanmanın çocuklarla bir ilgisinin olmadığının dile getirilmesi gerekli olabilir. “boşanma kararımızın seninle bir ilgisi yok…” Denmesi gerekebilir.

Boşanma kararı açıklandığında; çocuklara, kendilerine olan bakımın, sevginin, özenin devam edeceğinin mutlaka altının çizilmesi gerekir. Boşanma; karı koca olmaktan çıkmaktır. Anne baba olmaktan boşanılmaz.

Annelerden Beklenenler

Annelerden beklenenler?

Annelik; özellikle ilk aylarda, bebeğini yatağında kendi başına bırakıp rahat rahat banyo yapamamak, tuvalette bile acele etmek, yemeğini masada yarım bırakmak ya da ayakta atıştırmak, markete bir ekmek almaya bile gidememek, kendine ait bir zaman diliminin olmaması demektir.

Emzirmek; emmiyorsa sütü sağıp biberonla beslemeye çalışmak, kanayan, acıyan memeler, doğum kanalındaki ağrı ve sızılar, uykusuz geceler, sürekli ağlayan, ne istediğini alışıldık yollarla iletemeyen bir varlığı hayatta tutabilme kaygılarıdır annelik…

Anneliği yaşayan, bedelini ödeyen kadındır.

Ama ne yazık ki anneliğe dair beklenti ve rolleri belirleyen erkek ve erkek egemen toplumsal kültürel yapı ve onun uzantısı medyadır.

  • Çocuğunu her zaman koşulsuz seven…
  • Çocuklarının her zaman ihtiyaçlarına karşılayan…
  • Her zaman çocuklarına karşı sabırlı,
  • Hiç sinirlenmeyen, her zaman anlayışlı, her zaman hoşgörülü, şefkatli…
  • Her zaman ve koşulda çocuğuna karşı dikkatli, uyanık…
  • Her zaman çocuğunu temiz tutan, itina gösteren…
  • Her zaman enerjik, her zaman güler yüzlü…
  • Her zaman esprili, becerikli…
  • Her zaman çocuğuna öncelik veren, dinleyen…
  • Öfke, kızgınlık duymayan kendini çocuğuna adamaktan memnun olan…
  • Her zaman ve koşulda çocuğu ile vakit geçiren…

Bebeği olan bir kadının anne olduktan sonra “hep mutlu yaşayacağı, her zaman çocuğunu seveceği, sürekli hayatının merkezinde bebeğinin olacağı, kendi mutluluğunun bebeğin mutluluğuna bağlı olduğu, artık sadece ailesi ve çocuğu için yaşayacağı, kendi yaşamından vazgeçmesi gerektiği…” beklenir ve empoze edilir. Anne olmak demek; kadın kimliğinin öldürülmesi, yok edilmesi anlamına gelmektedir. Toplumun, ailelerin, medyanın kadına yüklediği rol ve beklentiler ciddi anlamda sorgulanmayı gerektirir.

Anneliğe yüklenen aşırı beklenti ve roller; doğum sonrasında kadınların ciddi olarak kendilerini baskı altında hissetmesine yol açmaktadır. Toplumun beklenti ve rollerine göre kendini kıyaslayan kadın için var olan yükü taşımak çok zor ve ağırdır. Doğum sonrasında sıklıkla görülen depresyonu tetikleyen koşullardan biri; toplumun kadından beklediği mükemmelleştirilmiş roller ve beklentilerdir.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyasındaki duygusal değişimler nelerdir?

Doğumun nasıl yapıldığı, kolay ya da zor ve müdahaleli bir doğum olup olmadığı kadının annelik rolünü üstlenmesinde çok önemlidir. Hamilelik dönemi zor ve sancılı geçmişse, doğumun zorluğu ile birleştiğinde yeni duruma ayak uydurmak anne açısından kolay olmayacaktır. Kadının bedenindeki hızlı hormonal değişimler, ağrı ve sancılar, yeni gelen sorumluluk ve beklentiler pek çok kadını başlangıçta zorlar.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyası pek çok karmaşık duygu ve düşüncelerin istilasına uğrar. Doğum yapan kadında; yaşanan yeni duruma yönelik şaşkınlık, sevgi, endişe, korku, şefkat kadar kızgınlık, umut kadar umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke gibi hislerin olması olağandır.

Kadının yaşamını engelleyecek, kısıtlayacak olan bebeğine bazen öfke ve kızgınlık duymasında tuhaflık yoktur. Bazen sevinç ve neşe duyguları bazen de pişmanlık görülebilir. Şefkat, sevecenlik, hoşgörü bir yanda kızgınlık, mutsuzluk, hüzün diğer yanda kadının ruhsal dengesini zorlar.

Özellikle eş ve çevrenin desteği, kadının kendi annesi ve ailesinin kadın kuşağı ile kurmuş olduğu bağlar, kadının var olan çelişkili durumu yönetmesine yardım eder.

 

Süper Anne ve Süper Kadın

Süper anne ve süper kadın

Kadın olmak demek; nerede, kimlerle ve nasıl olursa olsun; etrafındakilere sürekli olarak hizmet eden, uyumlu, sessiz, itaat eden, bakım veren, şefkat ve iyilik gösteren olmak demektir. ”Kadın dediğin güler yüzlü olmalı, kadın dediğin yumuşak olmalı, kadın kısmı öfkelenmemelidir…”

“Süper anne”, “süper kadın”, “süper iş kadını” olmanın ağırlığı nasıl taşınır? 

Kadın/anne neye, kime yetişecek?

Bebeğine, çocuğuna mı?

Ailesindeki ev işlerine mi?

İşyerindeki çalışan kadın rolüne mi?

Eşine karşı kadın/eş olma rolüne mi?

Aile büyüklerinin beklentilerine mi?

Kadın olmak demek; nerde, kimlerle ve nasıl olursa olsun; etrafındakilere sürekli olarak hizmet eden, uyumlu, sessiz, itaat eden, bakım veren, şefkat ve iyilik gösteren olmak demektir. “kadın dediğin güler yüzlü olmalı, kadın dediğin yumuşak olmalı, kadın kısmı öfkelenmemelidir…” Yani toplumun kadına izin verdikleri ve yasakladıkları vardır.

Kadın; kız çocukluğundan başlayarak kendi yetiştiği ailedeki bireylere bakım vermek, hizmet etmek, anlayışlı, sevecen, yardımsever, alttan alan, idare eden olmak zorundadır. Herhangi bir aile üyesinin hastalanması, yaşlanıp bakıma ihtiyaç duyması söz konusu olunca akla ilk gelen kız çocukları, kadınlardır. Kız kardeşler, anneler, ablalardan bakım, şefkat, yatıştırılma, anlayış ve fiziki bakım istenir. Hastalanan aile büyüklerine bakması için okumasına izin verilmeyen pek çok kadın vardır. Ya da pek çok kız çocuğu kendinden küçük kardeşlerine bakmak zorundadır.

Kadın aynı zamanda kendi kurduğu ailede de, eşine, çocuklara da bakım vermeli, rehberlik etmeli, anlayışlı, yatıştırıcı, çözüm üreten olmalıdır. Eşinin ailesinde de benzer sorumlulukları, beklentileri karşılamalıdır. Kadın, kadın olmasından kaynaklı olarak daima yumuşak huylu, itaatkar, temiz, çalışkan, sevgi dolu, iyilik meleği, sabırlı ve güler yüzlü olmalıdır.

Kadınların evdeki, ailedeki fiziki emeğinin ardında görünmeyen; duygusal ciddi bir emek söz konusudur. Kadınların evde gerçekleştirdiği duygusal emek; “duygusal ev işi” olarak adlandırılmaktadır. “candanlık arayışında” başrol kadına verilmektedir. “Hemşirelik rolü” Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin görünmeyen yüzüdür.

Kadının iş yaşamına, ücretli bir işe girmiş olması, evde var olan eşitsizliğin iş ortamında da devam etmesine engel teşkil etmez. Erkeklerle aynı işi yapsa dahi, kadın olduğu için daha alttan alıcı, ortamı yumuşatıcı, sakin, sabırlı, anlayışlı, hoşgörülü, güler yüzlü, sevecen olmak zorundadır. Özellikle hizmet sektöründe “duygusal emek” gerekli olduğu için, genellikle kadınlar istihdam edilmektedir. İş ortamındaki duygusal emeğin de herhangi bir karşılığı yoktur. Zaten onun yapması gereken görevlerdir söz konusu olan. “Seni niye işe aldık, müşteriye güler yüzlü davranasın diye…”

Çalışan ve eş olan bir kadının anne olması durumu değiştirir mi? Kadından beklenen fiziki, ruhsal, ilişkisel ve duygusal emeğin karşılığı olarak toplumun herhangi bir takdiri, ödüllendirmesi söz konusu mudur?

Var olan kapitalist çalışma ortamı; kadını anne olmasından dolayı kayırmaz. Hatta tam tersi, çalışan bir kadın hamile kalıp, çocuğuna vakit ayırması gerektiğinde işten çıkartılır. Anne olduğu için mesai saatleri değiştirilmez. Ya da yasal olarak tanınmış haklarını kullanmasına dahi izin verilmez. İşten çıkarılma tehdidine boyun eğmesi istenir. İşyerindeki erkeklerle aynı işi, aynı verimlilikte, “duygusal emeği” de ekstra karşılıksız olarak yapmaya devam etmelidir.

Devlet, toplum; çocuğun yetiştirilmesi ve büyütülmesinde rol almaktan kaçınır. Bu rol anneye bırakılır.

Kadın artık, anne olduğu için daha hoşgörülü, sabırlı, enerjik, düşünceli, özverili, dayanıklı olmak zorundadır. Anne olan bir kadının artık kendisi için bir şey yapması, kendine vakit ayırması kabul edilemez. O kendini çocuğuna, eşine, evine ve ayrıca işine de adamak zorundadır. “Süpermen” gibi “süperanne”, “süperkadın”, “süpereş”, “süperevlat” olmalıdır.

“Süpermen” hayali bir karakterdir. İnsanın arzularını yansıtır. Kadına yüklenen süper roller, imkansız olanı gerçekleştirmek için kadının kendini aşırı zorlamasına sebep olur. Kendinden beklenenleri, içselleştirip görev edinen kadın görevlerini aksattığında kendini suçlar. Kendine kızar ve aşağılar. Kendini “yetersiz”, “güçsüz”, “beceriksiz”, “çaresiz”, “yalnız” olarak algılamaya başlar.

Özellikle annelikle ilgili kendinden beklenenleri aksattığında, kendini; “kötü anne” olarak algılamakta, özdeğeri, özgüveni yerle bir olup, depresyonun kucağına düşmektedir. Doğum sonrası depresyonlarında kadına yüklenen beklenti ve rollerin ağırlığı önemli bir etkendir.

Kadınların ruh sağlığı konusunda erkeklere göre daha fazla sıkıntı yaşamasında, toplumun kadına yüklediği ve kadının da üstüne vazife olarak aldığı sorumlulukların çok büyük payı vardır.

Kadınlarda bu nedenle; az önce sıralanan nedenlerle depresyon, kaygı bozukluğu, somatizasyon, yeme bozuklukları, tükenmişlik, travma sonrası stres bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları erkeklere oranla daha sık görülmektedir.

Depresyon, doğum sonrası depresyonları, kaygı bozukluğu, OKB, aile terapisi, çift ilişkisine yönelik psikoterapi sürecinde kadının toplumsal cinsiyet rolü göz önüne alınmadan etkili bir terapi söz konusu olamaz.

 

Kaynak: Türk Psikiyatri Derneği yayınları,  Kadınların Yaşamı ve Kadın Ruh sağlığı kitabı

 

bakırköy aile danışmanı, ataköy aile danışmanı, bahçelievler psikolojik danışma, menapoz danışmanlığı, bakirkoy psikolog

Teknoloji ve Çocuk

Teknolojinin ve karakterlerin çocuklar üzerindeki etkisi

Çocukların 2,5 yaşından önce televizyonun hızlı görüntü akışını takip edebilecek sistemleri henüz gelişmemiştir. Uzun süre televizyon izlemeleri halinde çocuklar kendilerini dış dünyaya kapatabilirler.

Günümüzde çocuklar oyuncaklar dışında birçok teknolojik araçla vakit geçirmektedir. Çocukların televizyon, tablet ve cep telefonlarını kullanmasının avatajları olduğu gibi bazı dezavantajlarının olduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla ebeveynlerin çocuklarının bu ilgilerine yaklaşımı önem kazanmaktadır.

Ebeveynlerin nelere dikkat etmeleri gerektiğinden önce teknolojik araçların ve film/çizgifilm karakterlerinin çocuklar üzerindeki etkisini ele alalım.

Çocukların 2,5 yaşından önce televizyonun hızlı görüntü akışını takip edebilecek sistemleri henüz gelişmemiştir. Uzun süre televizyon izlemeleri halinde çocuklar kendilerini dış dünyaya kapatabilirler. 2,5 Yaş öncesi; gün içerisinde uzun zaman televizyon karşısında kalan çocuğun dil gelişiminin geri kalabildiği ve sosyal ilişkilerde zayıf olabildiği görülmektedir. Hatta bazen otistik belirtiler bile gösterebilmekte ve erken farkedildiğinde destek çalışmalarıyla müdahale edilebilmektedir.

Piaget’ e göre 2-6 yaş arası yani okul öncesi dönem “İşlem Öncesi Dönem” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde çocuklar mantık yürütemez ve tek yönlü düşünürler. Bu sebeple gördüklerini ya da duyduklarını gerçek zannedebilirler. Canlı ile cansızı ayırtedemediği gibi gerçek ile hayal arasında da ayırım yapamazlar. Uçmak söz konusu ise ve biri yapabiliyorsa çocuk tarafından bu gerçek olarak algılanır. Karakterlerin genel olarak güçlerinin herşeye yettiğine, her konuda başarılı olduklarına ve özellikle güzel ya da yakışıklı seçildiklerine şahit oluyoruz. Çocuklar bu karakterlere hayranlık duyuyorlar ve bu karakterlerle özdeşim kuruyorlar. Bu sebeple onlar gibi olmak istiyorlar. Onlar gibi görünmek, onlar gibi hareket etmek ve onlar gibi güçlü olmak istiyorlar. Gerçek dünyada bu tümgüçlülük mümkün olmadığından çocuklar hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar ya da kendilerini başarısız hissedebiliyorlar.

Film/çizgi film ya da oyunların içerik tarafı ise etkinin bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. Çocuk; izleme ya da oynama sürecinde birçok uygun olmayan görüntüye maruz kalabilmektedir. Televizyon ve tablette ara süreçlerdeki reklamlar çocuğun yaşına uygun içeriğe sahip olmayabilmektedir. Son dönemde çok popüler olan bir oyunda ise çocuk şehir kurarken aynı zamanda korkutucu görüntüye ve sese sahip gerçek olmayan yaratıklar tarafından saldırıya uğramaktadır. Çocuklar korktukları karakterleri ya da içerikleri bile sürekli izlemek isteyebilirler. Sonrasında ise çocuk bir savunma olarak genellikle korktuğu karakterle özdeşim gösterir. Böylece korkan pozisyonundan çıkar ve korkutan olarak aktif konuma geçer. Sıklıkla bu görsellerin etkileri çocukların uykularında kabus görmelerine, karanlıktan/yalnız kalmaktan korkmalarına veya alt ıslatma gibi sorunlara yol açabilmektedir.

Ticari bir pazar olarak da film kahramanlarının tercih edildiğini görüyoruz. Oyuncak, tekstil ve gıda sektörleri pazarlamada bu kahramanların görsellerini kullanarak maalesef çocukların eğilimlerini istismar etmektedir. Beslenme çocuklar ve ebeveynleri için her zaman önemli bir konu olmuştur. Gıda sektöründe çikolatalar, şekerler ve fast food yine kahraman görselleri ile çocukları faydalı olmayan yiyeceklere yönlendirmektedir. Bu noktada bu görsellerin gıda ürünlerinin üzerinden kaldırılması aileler tarafından talep edilebilir. Bu konuda ilgili makamlara başvurulabilir.

Anne babalar nelere dikkat etmeliler?

2,5 yaşına kadar çocukları televizyondan uzak tutmak gelişim açısından önem taşımaktadır.

Daha büyük çocukların ise televizyon, tablet ve cep telefonlarıyla geçirdikleri zaman belli bir sınırda tutulmalıdır.

Çocukların hangi film/çizgi filmi izlediği ve hangi oyunları oynadığı mutlaka takip edilmelidir.

Çocukların odasında televizyon bulunmaması ve çocuğun kendine ait bir tablet verilmemesi, çocuğun izlediklerini kontrol edebilmek ve süresini belli sınırda tutabilmek bakımından önem taşır.

Zaman zaman çocuklarla birlikte izlemek/oynamak ve karakterlerin gerçekliği üzerine sohbetler etmek yararlı olabilir. Böylece ebeveynler çocuklarıyla birlikte vakit geçirirken içerik takibi de gerçekleştirmiş olabilirler. Bu sayede film/oyun sırasında tablette yer alan reklamları görebilir ya da çocuklarının aklına takılan soruları sorması için fırsat yaratabilirler.

Çocuklar yaşlarına uygun olmayan bir görsele ya da içeriğe maruz kaldıklarında bunu anlamlandırmak isterler. Bu sebeple bilgi alabilecekleri mecralara başvururlar.

Doğru bilgilerin çocuğun aklında doğru bir biçimde yapılanabilmesi için en güvenilir kaynak olan ebeveynin devreye girmesi çocuğun yararına olacaktır.

Ebeveynin devreye girebilmesi için çocuğun soru sorabileceği zeminlerin oluşturulması gerekir. Birlikte vakit geçirmek, birlikte oyun oynamak, film izlemek ve çocuğun yanında olmak bu zeminin oluşturulmasına yardımcı olacaktır.

Çocuklar sıkıldıkça teknolojik imkanlardan faydanlanmak istediklerinden, çocukları keyif alabilecekleri aktivitelere yönlendirmek işe yarayabilir. Özellikle soğuk aylarda evde geçirilen vakitler çocukları televizyona ya da tablete yönlendirmektedir. Bu sebeple dışarıda vakit geçirmek, çocuğun fiziksel gelişimine olumlu katkılar sağladığı gibi teknolojiyle aşırı zaman geçirmemesinin de önüne geçecektir.

Aileler ve Hatalar

Ailelerin çocuk yetiştirme sürecindeki hataları

Ebeveynlerin kıyas yapmak yerine çocukların ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışıp çocuğa uygun ortamı yaratması, çocuğun özgüven gelişimine katkı sağlar. Onaylanan ve yeteneklerini geliştirme şansını yakalayan çocuk ailesiyle ve çevresiyle olumlu bir ilişki kurar ve mutlu olur.

Anne baba olmak insanın yaşamını önemli ölçüde değiştiren, keyifli ve bir o kadar da zor bir deneyimdir. Büyüme sürecinde onun gelişim basamaklarını çıkışını, ilgilerini, ihtiyaçlarını izleyen anne baba onunla birlikte adeta yeniden büyür ve değişir. Tüm ebeveynler bu süreçte çocuklarıyla ilişkide en doğru şekilde davranmak isterler fakat zaman zaman farkında olmadan hatalar yaparlar. Çocuk yetiştirme konusunda toplumdaki yanlış kanılar da ebeveynler üzerinde baskı yaratmakta, bu da çocukla iletişimi etkisiz kılmakta ve çocukla ilişkiyi bir güç mücadelesine dönüştürmektedir. Bu durum uzun vadede, hem çocukla ilişkiyi hem de çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Çocuklarla ilişkide yapılan en önemli hatalar

Uzun öğütler vermek

Araştırmalar insanın belirli miktarda bilgiyi aklında tutabildiğini göstermektedir. Bir seferde kısa süreli hafızada tek bir fikri ya da 4 birim bilgiyi tutabilir. Özellikle istenmeyen bir davranışla karşılaştıklarında ebeveynler, çocuklara çok uzun açıklamalar yapar, uzun uzun öğütler verirler. Uzun açıklamalar genellikle birden fazla fikri içerdiği için çocuğun zihnini karıştırır ve bu karışıklık bir süre sonra çocuğun ebeveyni duymazdan gelmesine neden olur. Dinlenmediğini hisseden ebeveyn ise daha çok öfkelenir. Bunun sonucunda bir kısır döngünün içine girmek kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki, çocuklar için en iyi bilgi sade, kısa ve anlaşılır olandır.

Kusur bulmak veya birden çok uyarı vermek

Günlük yaşamın karmaşasında ebeveynler hem işle hem evle hem de çocuklarla ilgili sorumluluklarını takip etmekte zorlanabilir. Özellikle çok yoğun zamanlarda, çocukların kendi sorumluluklarını yerine getirmemesi ebeveyni kızdırır. Örneğin; anne ya da baba defalarca söylemesine rağmen çocuk ödevini tamamlamamış ya da okula gitmek için zamanında hazırlanmamış olabilir. Bu durumda en sık yapılan hata çocuğu eleştirmek veya sürekli uyarmaktır. Bu tutum ebeveyn için de çocuk için de oldukça yorucudur. Bunun yerine sorumluluğu çocuğa bırakmak (tamamlamadığı ödev için öğretmenine kendisinin açıklama yapmasına veya zamanında hazır olmadığı için okula geç kalmasına izin vermek) daha doğru bir yaklaşımdır. Aksi takdirde; sürekli eleştiriye maruz kalan çocuk tüm bu olumsuzlukları içselleştirerek olumsuz bir benlik algısı geliştirecek ve sorumluluk almakta zorlanacaktır.

Uyumlu olmasını sağlamak için suçlama veya utandırma

Çocuklar dış dünyadan (çevreden) yola çıkarak benliklerini oluştururlar. Dolayısıyla ilk çevre olan ebeveynin çocuğa verdiği mesajlar çok önemlidir. Odasını toplamama, ödevlerini yapmama vb. durumlarda çocuğu bencil, sorumsuz vb. kelimelerle suçlamak sık karşılaşılan bir durumdur. Sıklıkla olumsuz mesajlara maruz kalan çocuk kendini değersiz vesuçlu hisseder ve benliğini böyle şekillendirir. Çocuklar olgunlaştıkça empati kurmayı başarabilirler. Bu yüzden kendilerinden beklenenleri yapmadıklarında, ebeveynin tam olarak ne hissettiğini anlamayabilirler. Günlük hayatta birçok sorumluluğun baskısı altında olan anne ve babalar için de her zaman sakin kalmak oldukça zordur. Böyle durumlarda kontrolü kaybetmeden önce derin bir nefes alarak biraz sakinleşmek ve kendi duygularına odaklanmak daha iyi olacaktır.

Dinlememek

Hepimiz çocuklarımıza, insanlara karşı saygılı olmayı öğretmek isteriz. Özellikle okul öncesi dönemindeki çocuklara bu tarz değerlerin öğretilmesi zordur. Onlar için en iyi öğrenme yolu model almaktır. Bu dönemde çocuk, ilişki içinde ebeveynlerini model alarak öğrenir. Ebeveyn etkili iletişim becerilerini de çocuğa bu yolla öğretebilir. Günlük işlerden dolayı yorgun ve zihni karışık olan ebeveyn için dikkatli ve özenli dinleme çok zor olabilir. Böyle zamanlarda “şu anda seni dinlemek benim için biraz zor, çünkü bitirmem gereken bir iş var. Ama on dakika sonra konuşabiliriz” denilebilir. Ertelemek, gönülsüzce ya da kızgın bir şekilde dinlemekten çok daha iyidir.

Kıyaslamak

Anne babalar çocukları motive etmek için; diğer çocuklarla, özellikle kardeşleriyle kıyaslarlar. Bu tutum, diğer çocuğun daha değerli olduğu mesajını verir ve çocuklar arasında kırgınlık yaratır. Böyle bir tutumun özgüven gelişimine de katkısı yoktur. Unutmayalım; her çocuk tektir, özeldir. Kendine özgü farklılıkları vardır. Bireysel farklılıklar unutulup kıyaslama yapıldığında empati kurmak zorlaşır. Anlaşılmadığını, farklılıklarının onaylanmadığını hisseden çocuk stresaltındadır ve öfkelenir. Ebeveynlerin kıyas yapmak yerine çocukların ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışıp çocuğa uygun ortam yaratması, çocuğun özgüven gelişimine katkı sağlar. Onaylanan ve yeteneklerini geliştirme şansını yakalayan çocuk ailesiyle ve çevresiyle olumlu bir ilişki kurar ve mutlu olur.

Ölüm, Yas ve Çocuk

Çocuklarda ölüm kavramı ve yas

Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak değişir.

Evrensel ve kaçınılmaz bir olgudur ölüm. Hayatın bir parçası olmasına karşın hayatın dışında ve uzağında tutulmaya çalışılan, adeta bir tabu olan, sevilen birinin kaybıyla yeniden yüz yüze gelinen gerçeklik. Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Çocukluklarda ölüm kavramı

Okul öncesi dönem  (0-6 Yaş)

Bu dönemde çocuklar somut düşünce yapısına sahip oldukları için soyut kavramları anlayamazlar. Dolayısıyla ölüm hakkındaki fikirleri belirsizdir. Ölümün evrensel bir son olduğunu, ölen kişinin geri dönemeyeceğini anlamakta güçlük çekerler.

Küçük çocukları ölüm kavramıyla tanıştırmanın en iyi yolu doğanın işleyişi hakkında bilgi vermektir. Örneğin; bir tırtılın zamanla büyüyüp kelebeğe, küçük tohumların çiçeklere dönüştüğü ancak, yaşamları bittiğinde de öldükleri anlatılabilir. Hayatta iken hareketli, öldüklerinde ise hareketsiz ve durgun oldukları söylenebilir.

Çocuklara yapılan açıklamaların dini kavramları, bir takım dogmatik ifadeleri ve gerçek olmayan bilgileri içermemesi önemlidir. “Artık cennette”, “bir yolcuğa çıktı” ya da “hasta olduğu için bir süre hastanede kalacak” şeklindeki açıklamalar, çocukta kaybedilen kişinin geri dönebileceğine ilişkin beklenti yaratabilir. Bu da yas sürecinin uzamasına ve kaygının artmasına sebep olacaktır.

Özellikle 3-6 yaş arası çocuklar; gerekli açıklama uygun bir şekilde yapılsa bile hiç tepki vermeyebilir, anlamamış gibi görünebilir veya hemen oyuna geri dönebilir. Bu tepkiler, çocuğun anlamadığının değil; biraz zamana ihtiyaç duyduğunun göstergesidir.

6-12 Yaş

Bu dönemde çocuklar bilişsel olarak biraz daha gelişmiş olduklarından, soyut kavramları anlayabilirler, bu kavramlar üzerine düşünebilirler. Ölümün evrenselliğini ve geri dönüşün olmadığını kavrayabilirler.

Ergenlik dönemi

Ergenlik döneminde gelişen soyut düşünmeyle birlikte, ergenler ölüm ve varoluş üzerinde düşünebilir. Kavrayışları geliştiğinden ölümü bir yetişkin gibi anlamlandırabilirler. Kaybın yaratacağı hüznün farkındadırlar.

Çocuklar sevilen kişinin kaybına nasıl tepki verirler?

Çocukların kayıp karşısında tepkileri çok farklı olabilir. Sevilen kişinin kaybını öğrenen çocuk hiç tepki vermeyebilir ya da ciddi duygusal tepkiler verebilir. Ağlayıp bağırabilir, öfkelenebilir.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar tepkisiz kalabilirler ve yapmakta oldukları bir aktiviteye ya da oynadıkları bir oyuna geri dönebilirler. Çocuklar aslında kaybedilen kişinin geri gelmeyeceğini anlarlar ancak, bunun sonuçlarını anlayabilmek için zamana ihtiyaçları vardır.

Özellikle ebeveynlerden birinin kaybedilmesi durumunda çocuklar, şok tepkisi verebilirler. Uzun süre hareketsiz kalıp günlerce konuşmayabilirler.

Çocukların tepkileri çeşitlilik gösterdiğinden, bu süreçte yetişkinler tarafından gözlemlenmeleri önemlidir. Tepkileri nasıl olursa olsun kabul edilmelidir. Yetişkin tarafından onaylanma ve anlaşıldığını hissetme çocuk için en iyi destektir.

Ebeveynler neler yapabilir?

  • Ölüm hakkında konuşmaktan kaçınılmamalıdır. Çocukla ölüm hakkında konuşmak en zor şeylerden biridir ve ilk konuşma genellikle sevilen birinin kaybının ardından yapılır. Ancak ideal olan; kayıp gerçekleşmeden önce yapılan konuşmadır. Çocuklar haberlerde, radyoda, televizyonda ölüm gerçeğiyle sık sık yüzleşirler. Çevrelerinde bir hayvanın ölümüne mutlaka tanık olurlar. Bu deneyimler ilk adım olabilir. Hayvanların doğumu, büyümeleri ve ölümü sade bir dille anlatılabilir. Ayrıca, ölümün hüzün yaratan bir gerçek olduğu da vurgulanmalıdır.
  • Çocukların hüznü yaşamalarına izin verilmelidir. Hüzün bir hastalık değil bir duygudur. İncindiğimizde ağlamak, acıktığımızda yemek yemek, yorulduğumuzda uyumak gibi doğaldır. Duyguların bastırılması, yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yaşanmasını engeller ve duygusal sorunlara neden olabilir.
  • Çocuklara gerçek dışı şeyler söylenmemelidir. Örneğin; “baban uzun bir yolculuğa çıktı” gibi cümleler çocukta babasının bir gün geri döneceği beklentisi yaratır. Uygun olmayan her bilgi korkuya, şüpheye, suçluluk duygusuna yol açar. Çocuğun tek ihtiyaç duyduğu şey doğru bilgidir.
  • Yas sürecinde sosyal destek önemlidir. Çocuğun arkadaşlarıyla vakit geçirmesi ve keyif aldığı etkinliklere yönelmesi yas sürecinin sağlıklı bir şekilde geçirilmesine yardımcı olur.
  • Çocuk, kaybedilen kişi ile ilgili konuşmak isterse bundan çekinilmemelidir. Kaybedilen kişi hayatta iken paylaşılan mutlu anlardan bahsedilebilir. Ebeveynin çocuğu dinlemesi, ona duygularını ifade edebilme fırsatı vermesi çocuğu rahatlatır.
  • Ebeveynler de kendi hüzünlerini ifade etmelidirler. Ebeveynler duygularını bastırdığında, büyük olasılıkla çocuklar da duygularını saklamayı öğreneceklerdir. Kayıp karşısında inkâr, hüzün, gözyaşı, çaresizlik tepkileri normaldir ve herkes için ortaktır.
  • Çocuklar cenaze törenine katılmak veya mezarlığı ziyaret etmek için teşvik edilebilir. Bu katılım bir anlamda çocuğun ailenin hüznüne ortak olması demektir. Ancak; bu tercih çocuğa bırakılmalı, katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır. Böyle durumlarda güvendiği bir yetişkinle evde kalabilir.

Uzman desteği hangi durumlarda gereklidir?

Yas bir süreçtir. Bu süreçte ilk tepkiler hüzün, inkar, gözyaşı ve çaresizliktir. Normal yas sürecinde bu tepkiler zamanla hafifler ve sevilen kişiyle ilgili güzel anılar saklanarak hayata devam edilir. Ancak yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da yas süreci uzayabilir veya aşılamayabilir. Çocuk eğer;

  • Sürekli depresif bir görünüm sergiliyorsa,
  • Kaygılı ve hareketli ise,
  • Ebeveyn ve arkadaşlarının yanında gerginse,
  • Görünümüne ve kişisel bakımına önem vermiyorsa,
  • Sosyal etkinliklerden kaçınıp daha çok yalnız kalmak istiyorsa,
  • Okul başarısında düşüş yaşıyorsa,
  • Değersizlik duyguları yaşıyorsa, bir uzman desteği almak gerekebilir.

 

Yararlanılan kaynaklar:

Dolto, F. (2004). “Ölümü Nasıl Anlatmalı”  İstanbul: Ark Kitapları Özgü Yayıncılık
Klein, M. (2008). “Sevgi, Suçluluk, Onarım”  İstanbul: Kanat Kitap
Grollman, E.A. (1990)  “Talking about Death:A Dialogue between Parent and Chlid”   Boston: Beacon Press

 

×

Merhaba!

WhatsApp'ta soru sormak veya bize bir e-posta göndermek için aşağıdaki temsilcilerimizden birini tıklayın (E-Mail Adresimiz: psikolojielika@gmail.com)

× Nasıl Yardımcı Olabiliriz?