Çocuk ve Ergen OKB

Çocuğunda OKB Olan Ebeveynler için 5 Öneri

Çocuğunda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Olan Ebeveynler için 5 Öneri

 

“Obsesif – Kompulsif Bozukluktan mustarip çocuğunuza nasıl ebeveynlik yapacağınız konusunda sıkıntı yaşıyor musunuz?

Çocuğunuzun mantıksız düşünceleri nedeniyle zorluk yaşadığını ya da tuhaf ritüeller gerçekleştirdiğini görmek oldukça üzücüdür. Nasıl tepki vermelisiniz? Kompulsif davranışlarını durdurması için ona nasıl yardımcı olabilirsiniz? Katı mı olmalısınız? Görmezden mi gelmelisiniz? … Çocuğunda Obsesif – Kompulsif Bozukluk (OKB) olan aileler için öneriler şöyle:

 

Kendinizi ve çocuğunuzu Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) hakkında bilgilendirin.

Çocuklar bana nasıl da saçma inançları olduklarını fısıldıyorlar. Onlara güven veriyorum ve çekinerek daha fazlasını anlatıyorlar. Köşelere dokunmak, kafalarında saymak ya da ne zaman kötü bir şey düşünseler ellerini yıkamak zorunda olduklarını söylüyorlar. Tuhaf düşünceleri yüzünden özür diliyorlar ve “deli” olduklarını ilan etmemi bekleyerek bana bakıyorlar.

Çocuklara bunları daha önce duyduğumu söylüyorum. Yalnız olmadıklarını söylüyorum. Bunun bir adı olduğunu söylüyorum. Bunun yaygın bir durum olduğunu söylüyorum. Ve çaresi olduğunu söylüyorum. Gözleri kocaman açılıyor ve bir rahatlama ile  “Var mı?” diyorlar.

 

Çocuğunuza OKB’nin ne olduğunu ve bunun onun düşünmesini nasıl etkilediğini anlatarak yardım edebilirsiniz. Eğer siz kendiniz OKB’nin ne olduğunu anlamıyorsanız bu konuda bilgi edinmek çocuğunuza yardım etmek için daha hazır hale gelmenizi sağlayacaktır.

Çocukların seviyesinde OKB’yi anlamalarına yardımcı olacak bazı iyi kitaplar var. Kimi ebeveynler OKB terimini kullanmaya çekinir ama çocuklar sorunlarının bir adı olduğunu ve yalnız olmadıklarını bildiklerinde bir rahatlama hissederler.

 

OKB’ye “Patron Bozuntusu” gibi isimler verin

Çoğu zaman çocuklar OKB’leri hakkında nasıl konuşacaklarını bilmiyorlar. Düşünceleri nedeniyle mahcup hissediyorlar. Ritüellerine bağlıdırlar. Ritüel davranışlarını bırakmalarını söylediğinizde sanki siz – OKB’lerine değil de – onlara saldırıyormuşsunuz gibi hissedebilirler.  Bazen kızarlar.

OKB’ye bir isim vererek çocuğunuzun OKB’yi dışsallaştırmasına yardım edin. Onu “Bay Endişe” ya da “Patron Bozuntusu” olarak adlandırabilirsiniz. Bazı çocuklar yaratıcı olmayı severler ve kendileri bir isim bulurlar. Çocuğunuza şöyle bir şey söyleyebilirsiniz:

“Patron Bozuntusu bir üçkâğıtçı ve sana patronluk taslamaktan, seni endişelendirmekten hoşlanıyor.  Bazı şeyleri bırakıp onun aptal kurallarına uymanı istiyor. Onun istediğini yaptığında ise daha da büyüyor. Büyüyünce seni daha çok rahatsız edebilir. Sen *Süper …. (bu boşluğa çocuğunuzun adını ekleyin) ‘e dönüştüğünde patron bozuntusuyla dövüşebilir ve onu yenebilirsin. Onu görmezden gelirsen ya da aptal kuralları hakkında tartışırsan onu küçültür ve daha güçsüz yaparsın.”

 

Aşırıya kaçmayın ve çocuğunuzun tüm ritüellerine dikkat çekmeyin

Çocuğunuz bir sorun yaşıyorsa bunu en kısa sürede düzeltmek istersiniz.  Bu istek, çocuğun OKB’sini yenmesi için çabalarında ebeveynleri aşırıya kaçar hale getirebilir. Ne yazık ki bu çocuğunuzun savaşı. Çocuğunuza yardımınızı ve rehberliğinizi sunabilirsiniz ama bunu çocuğunuzun yerine düzeltemezsiniz. Üstelik gördüğünüz her ritüel davranışını işaret ederseniz istemeden de olsa çocuğunuzun OKB sorunlarıyla ilgili daha ketum olmasına yol açabilirsiniz. Ritüel davranışlar bir gecede durdurulamaz. İlk başarı, çocuğun bunun bir OKB düşüncesi olduğunu ve bu ritüeli kısaca ertelemesinin mümkün olduğunu fark etmesi kadar basit olabilir.

 

Ritüellerinin bir parçası olmayın

Sizin kontrolünüz altında olan alanlardan birisi sizin bu ritüellere katılımınızdır. Bazı çocuklar ritüel davranışlarına ebeveynlerini dahil ederler. Mümkünse, çocukların ritüellerini kolaylaştırmayın ve bir parçası olmayın. Çocuğunuza şunu söyleyebilirsiniz:

“Patron bozuntusunun sana patronluk taslamasına yardım etmem. Sen onun sözünü dinleyebilirsin ama ben dinlemeyeceğim.”

 

Yeni ritüellere karşı gözünüzü açık tutun ki birlikte bir takım gibi çalışabilin

Çocuklar kuralları ve ritüelleri konusunda savunmacı olabilirler ve yeni kurallarını ya da davranışlarını fark etmenizi istemeyebilirler. Çocuklar OKB’yi istemiyor olsalar bile çoğu zaman endişelerinden onları rahatlatan ritüellerinin kölesidirler. Bu nedenle tuhaf ya da mantıksız davranışlara karşı gözünüzü açık tutmanız önemlidir.

Bir OKB davranışı ortadan kaldırıldığında çoğu kez başka bir kural ya da davranış onun yerini alır. Bu yüzden çocuğunuza sadece şu anda yapmakta olduğu belirli bir davranışı değil OKB’yi yenmesini sağlayacak beceriler kazandırmanız önemlidir. Çocuğunuzun yeni bir ritüel gerçekleştirdiğini keşfettiğinizde bu durumu hafifçe ele alın ve çocuğunuz “patron bozuntusu”nu yenmesine yardım etmek için onun yanında olacağınızı bilsin.

 

OKB zor bir konu olabilir! Küçüklerin sosyal ve duygusal gelişimlerine ket vurabilir. OKB’yi aşma becerileri çocuklara ne kadar erken kazandırılırsa uzun vadede gidişat o kadar iyi olur. Bu ipuçlarını uygulamanızı, OKB hakkındaki kitaplarla kendinizi eğitmenizi ve gerektiğinde kendiniz ve çocuğunuz için profesyonel rehberlik ve yardım almanızı tavsiye ederim.”

 

Asıl Metin:

– 5 Tips on How to Parent a Child with OCD

(Natasha Daniels,   https://www.anxioustoddlers.com/child-with-ocd/)

Çeviri:

Psk. Büşra Beşli

Öğrenilmiş Çaresizlik ve Mükemmeliyetçilik

Anne Babanın Mükemmelliyetçi Olması Çocukları Nasıl Etkiler?

Mükemmelliyetçilik, halk arasında bilinen adlarıyla vesvese, evham nedir? Obsesif Kompulsif Bozukluk kısaca OKB; ısrarcı, takıntı denebilecek düzeyde düşüncelerin zihne hücum etmesi, benzer düşüncelerin sıklıkla tekrarlanması, kişinin kontrolü dışında ortaya çıkmaları ve rahatsızlık yaratması durumudur.

İstemsiz hatta çoğu kere rahatsızlık verici, girici düşüncelere Obsesyondenmektedir. Girici düşünceler ansızın zihne gelir. Girici düşünceler ciddi düzeyde rahatsızlık, huzursuzluk, gerilim, korku yaratır. Kaygı, sıkıntı, huzursuzluk, korku, gerilim ortaya çıkartarak kişiyi eyleme geçmeye zorlar.

Kompulsiyon ise; obsesyonların zorlaması ile yapılan telafi edici, kaygı gidermeye yönelik davranışlar, törenler, ritüeller, halk arasında bilinen adıyla takıntılardır. Takıntılı davranış ve tutumların rasyonel yani mantıklı olması gerekmez. Ancak kişiler, takıntılarını açıklayacak gerekçeler bulur. Rasyonalizasyon dediğimiz mekanizma ile takıntılarını devam ettirirler. Mantık dışı olduğunu bilseler bile davranışlar devam eder.

Obsesif Kompulsif Düşünce ve davranışların Bozukluk dışında kişilik özellikleri olarak kuşaktan kuşağa aktarılması, davranışların modellenmesi, öğrenilmesi de söz konusudur. (Genetik boyutu ayrı bir yazı konusudur.)

Bazı durumlarda da OKB’nin;  Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu yani bir kişilik özelliği olarak yaşanması da mümkündür.

İster Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ister Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu (OKKB) olsun; anne baba çocuk yani aile içinde benzer sorunlar ortaya çıkar.

OKB ’nin temel özelliklerinden biri mükemmeliyetçilik, aşırı idealizasyondur. Mükemmelliyetçilik; aile içinde özellikle de çocuklardan beklentinin yüksek olmasına yol açar. Çocukların akranları gibi olmasına, içlerinden geldiği gibi davranmalarına, hata, yanlış yapmalarına tahammül göstermek OKB’li anne babalar için çok zorlayıcıdır. Anne babaların zihnindeki çocuklar ile gerçekteki çocuklar birbirinden çok farklıdır. Anne babalar zihinlerinde mükemmel, ideal, muhteşem çocukların hayali ile gerçekteki çocuklarını göremezler. Çocuklarının beklenilen hayali gerçekleştirememesi, anne babalar için çok ciddi gerilim kaynağı olur. Olağandan farklı, şiddetli tepkiler göstermelerine ve bunu çocuğa yansıtmalarına yol açar. Mükemmel olmaya yönelik beklentiler iki ucu keskin bıçak gibidir. Anne baba mükemmel olmaya yönelik ihtiyaçlarını karşılayamadığı için; kendilerine güvensizlik, başarısızlık, yetersizlik yaşarlar. İyi bir anne baba olmadıkları düşüncesi ile acı çekerler. Çok hassaslaşırlar. Kırılgandırlar.

Beklentileri karşılayamadığını gören çocuk ve ergenler de; tıpkı anne babalarda olduğu gibi hayal kırıklığı, hüsran, öfke duyguları, memnuniyetsizlik yaşarlar. Yetersizlik, eksiklik kaygısı ile acı çekip, huzursuzluk duyarlar. Kendine güven, yeterlilik inançları ve kendinden memnun olma yetileri gelişmez. En ufak bir olumsuzluğa bile tahammül edemeyebilirler. Anne babaları gibi kırılgan ve hassas olurlar.

Obsesif bir tutum olarak mükemmeliyetçilik tatmin edilemediğinde aile, eş ve çocuk ilişkilerinde suçlama eğilimleri artar. Yetişmekte olan varlıklar olarak çocuklar bu tür ortamlarda en savunmasız olanlardır. Yetişkinlerden farklı olarak çocuklar henüz kendilerine ait temel inanç ve duyguları düzenleme aşamasında oldukları için; anne babaların memnuniyetsizliğinden, hayal kırıklarından çok fazla etkilenirler. Kendileri hakkında; “yetersizim, beceriksizim, eksiğim, asla başarılı olamam, zayıfım, güçsüzüm, tek başıma yapamam, ben bir hiçim….” Gibi olumsuz inançlar geliştirirler. Sıklıkla; yetersizlik, beğenilmeme, eksiklik, hata yapma kaygıları yaşarlar. Potansiyellerini ortaya koyamazlar.

OKB ile ilgili bir diğer özellik; detaylarla aşırı uğraşmadır. Anne babalar çocukları için o kadar detaylara boğulabilirler ki, çocuğun temel bazı ihtiyaçlarını karşılamayı gözden kaçırabilirler. Çocuklarının beden temizliğine, beslenmesine, geleceğine, okul yaşamına karşı ciddi kaygılar taşıyabilirler. Mikrop bulaşması, hastalık kapma, kötü bir şey olacağı endişeleri, kirlenme, başarısızlık, gelecek korkuları bunların başında gelir.

Obsesyon olarak adlandırabileceğimiz düşünceler; anne babaları önlem almaya, endişeyi nötralize edeceğini sandıkları kontrol, denetim, takip etme davranışlarına yöneltir. aman üşütme, dokunma sakın ha mikrop kaparsın, hastalanırsın, dikkat et, eğer dersini yapmazsan başarısız olursun, yemeğini yemezsen büyüyemezsin, dokunursan pis olursun kimse seni sevmez, elini yıkamazsan hastalanırsın!…” Bedensel ihtiyaçlarla, takıntı düzeyinde meşgul olmak; çocuğun beğenilme, onaylanma, takdir edilme, kendine güvenmesine yol açacak psikolojik ihtiyaçlarının tatmin olmamasına yol açmaktadır.

Çocuğunun ne yediği ile aşırı uğraşan bir anne-baba; çocuğun ruhsal beslenmesini ihmal edebilmektedir. Ya da çocuğun büyüdüğünü, ihtiyaçlarının farklı olduğunu görememektedir. Söz konusu durumlar anne baba ve çocuk arasındaki bağları zayıflatmakta hatta bazen uzaklaşmaya neden olabilmektedir.

OKB; kişinin sürekli olarak kaygı, endişe duymasına yol açan, insanın kendine, sevdiklerine ve dünyaya güven duymasına engel olan bir rahatsızlık türüdür. Kaygı ve güvensizlik önlem alma ve kontrol etme ihtiyacını artırır. Anne babalar; çocuklarının başına gelebilecek her türlü olumsuzluğu önleme görevini üstlenmiş olabilirler. “onu olabilecek her şeyden korumalıyım. Her türlü önlemi almalıyım, Elimden geleni yapmalıyım….” Böyle durumlarda maalesef çocuklar çok fazla kontrol edilmeye çalışılıp, üstlerine düşülüp, korunmaya çalışılmaktadır.

Kontrol ettikçe kaygının azalacağı beklentisine karşılık, olabilecek, muhtemel kötülüğü, olumsuzluğu önleme çabaları daha çok kontrole neden olmaktadır. Anne baba çocuk-ergen arasındaki ilişkiler gerginleşmektedir. Çocuk ve ergenlerin bağımsızlaşma, bireyleşme ve özerklik ihtiyaçları engellenmektedir.

Çatışmalar; anne babanın kontrol gereksinimi ile özerklik ve bağımsız hareket edebilme gereksinimlerinin çakıştığı noktada ortaya çıkmaktadır.

Anne babanın; Obsesif Kompulsif tarzda kontrol etme, koruma, gözetme çabaları çocuk ve ergenlerde, tam bir itaate dönüşerek, kendi benliklerini geliştirememelerine neden olabilmektedir. Kısacası; takıntı bozukluğu önceki kuşakların mirası olarak devralınmaktadır. Üstüne genetik yatkınlık da eklendiğinde; öğrenilmiş davranış paternleri olarak aile içinde devam ettirilmektedir. Gerek IQ, gerek fiziksel özellikleri, sosyal ve akademik başarı ile anne babanın beklentilerini karşılayamayan çocuklar; özgüveni düşük, pasif, umutsuz, aşırı kaygılı, sosyal olarak çekingen olabilmektedir. Aslında OKB’ li anne babalar, çocuklarına “öğrenilmiş çaresizlik” halini aktarmaktadır,denebilir.

Bazı çocuk ve ergenlerde, tam itaat, öğrenilmiş çaresizlik; anne babaya nazaran daha yoğun OKB tablosu yaratmaktadır. Bu tür durumlarda çocukların tek başına terapi, tedavi alması yeterli olmamaktadır. Aile içinde çocuk ve ergenin obsesif yakınmalarını besleyen OKB tutum ve davranışların değiştirilmesi gerekebilir. Aile Terapileri bu konuda oldukça etkili olmaktadır.

Takıntı Bozukluğu (OKB) belirtileri bazı durumlarda; çocuk ve ergeni daha çalışkan, daha kontrolcü, daha disiplinli, daha başarılı yapabilir. Ancak söz konusu başarı hissi çok kırılgandır. En ufak bir tehdit durumunda yoğun bir yetersizlik, başarısızlık, değersizlik kaygısına ve özgüven noksanlığına götürebilir. Kariyerinde oldukça iyi bir konumda olan bazı kişiler; en ufak bir yetersizliğe tahammül edemeyerek, çok yoğun performans kaygısı yaşayabilmektedir.

Böylesi durumlarda aileden öğrenilmiş Obsesif tutum, davranış ve düşünce kalıpları yerine daha esnek, daha güncel ve gerçekçi düşünce ve davranışların yaratılması için en iyi çözüm psikoterapi olmaktadır.

Stres, Depresyon ve Anne Babalara Öneriler

Stres ve depresyonla baş etmek için anne babalara öneriler

Anne babalık; önemli bir stres kaynağı olabilir. Anne babanın kendi stresini kontrol edebilmesi ve depresif duygularla baş edebilmesi hem kendisi hem de bebeği için son derece önemlidir. Aşağıdaki öneriler stres ve depresyonla baş etmede işe yarayabilir.

Hayatınızdaki öncelikleri gözden geçirin. Bebeğin hayatınıza girmesi ile var olan yaşam dengeniz bozulur. Yeni bir denge durumuna geçinceye kadar bir süre zorlanacağınızı kabul edin.

Geçiş süreci denen zaman diliminin sonsuza kadar devam etmeyeceğini kendinize, eşinize anımsatın. Başlangıçta değişime ayak uydurmak zor olabilir. Hayatınızdaki değişim süreçlerini anımsayın. Yeni bir işe, yeni bir okula, yeni bir semte alışmanız nasıl olmuştu? Alışma ve uyum sürecinde neler işinize yaramıştı? Belki anne baba olma sürecinde de benzer kaynaklar işinize yarayabilir. Bu nedenle önceliklerinizi gözden geçirmeniz, var olan kaynakları etkili bir şekilde kullanmanıza yardım edebilir.

Hayatınızdaki stres kaynaklarını listeleyin. Önemli önemsiz ayrımlarını yapmaya çalışın. Geçici olarak erteleyebileceklerinizi de not edin. Mükemmelliyetçi kişiler bu konuda risk altındadır. Her şeyi önceki gibi yapmanın mümkün olmadığını kabul edin. Önceleri huzursuzluk duyabilirsiniz. Fakat zamanla huzursuzluğunuz kaybolacaktır.

En kolaydan başlayarak uygulama planları yapabilirsiniz. Küçük hedefler belirleyin. Acil olmayanları ayrı bir yere not edin. Acil ve önemli olanları küçük not kağıtlarına yazabilirsiniz. Acil ve önemli olanlar için kaynaklarınızı gözden geçirin. Gerekirse çevrenizden yardım isteyin. Kendinize ve eşinize; her şeyi çözmek zorunda olmadığınızı hatırlatın. Her şeyi aynı anda çözemezsiniz.

Hayatınızın günlük rutinini olabildiğince devam ettirmeye çalışın. Nedir bu rutinler?

  • Her gün duş almak, dişleri fırçalamak,
  • Her gün aynı saatlerde kalkmaya çalışmak,
  • Mutlaka kahvaltı yapmak,
  • Öğün atlamamak,
  • Saç/sakal bakımını atlamamak,
  • Rahatlatıcı kokular kullanmak,
  • Bol sıvı tüketmek.

Hedeflerinizi mümkünse küçültün. Çıtayı bir süreliğine aşağı indirmiş olmanız, bir sonraki sefer tekrar yükseltme şansınızı ortadan kaldırmaz.

Günlük işlerinizi sıraya koyun. Hatırlatıcılar işe yarar. Yapamayacağınızı düşündüğünüz ve acil olmayan işleri listeden çıkarın.

Ertelemek günlük hayatı daha da kaosa sürükleyebilir. Aklınıza geldiğinde mümkünse yapın. Birini aramanız gerekiyorsa hemen arayın. Yardım isteyecekseniz, hemen talep edin.

Diğer insanlardan da destek almayı ihmal etmeyin. İnsanlarla birlikte çalışmak hem sosyal açıdan işlevselliğinizi artırır, hem de işbölümü yaparak pek çok iş yükünden kurtulursunuz. Bazen diğer insanlar sizin aklınıza gelmeyen ve sizin işinizi çok kolaylaştırabilecek önerilerde bulunabilir.

İşler yolunda gitmediğinde bir süre mola verin ve kendinize sorular sorun. Dışarıdan bir gözlemci gibi süreci inceleyin ve girilen yanlış yolları, eksik adımları ortaya çıkarın ve planınızı yeni duruma göre yenileyin. Her saniye bir saniye öncesine göre yeni koşullar ve olanaklar sunabilir.

Alternatif planlarınız da olsun. İşler ters gidebilir. Alternatif planları vakit kaybetmeden hayata geçirirsiniz ve hem zaman kaybetmemiş olursunuz hem de hayal kırıklığı ve üzüntü hissini daha az yaşarsınız.

Bazen “bencil” olmaya izin verin. Her zaman “sencil” olmak ve “evet” demek zorunda değilsiniz. Kendinize ve eşinize bunu hatırlatın. Gereksiz yüklenmelerden kaçının.

Haftanın belli günleri, günün belli saatleri için kendinize “hiçbir şey yapmama” ödevi koyun. Sadece 15 dakika bile olsa, o zaman size özeldir. Sevdiğiniz müziği, daha önce gördüğünüz güzel yerleri hatırlayın. Eşinize da hatırlatın. Gevşeme egzersizlerini mümkünse öğrenin. Her gün 30 dk. Kendinize vakit ayırın. Nefesinize odaklanın. Gevşeme egzersizleri uykusuzluğunuza iyi gelebilir.

Hayatta en temel ihtiyaçlarımızın yemek, su, hava yani sağlık olduğunu hatırlayın. Diğer her şey vazgeçilebilir. Gereksiz yüklenmelerden uzak durmuş olursunuz.

Mutlaka kendinizle içsel konuşmalar yapın. İçinizden geçenleri yazın, bunları cümleler haline getirmek kafanızı toparlamaya yardım eder.

Günün belli saatlerinde müzik dinleyin. İçinizden ne tür müzik dinlemek geliyorsa onu dinleyin. (“kalitesiz arabesk” dışında)

Mutlaka kendinize nefes aldıracak bir hoby edinin. Sizden farklı yaşam ve düşünme tarzına sahip insanlarla tanışacağınız kulüp, tiyatro, resim kursu gibi ortamlara girmek, sizi stres ve depresyona karşı koruyabilir. Hayata farklı bakış açıları kazanmanıza yardım edebilir.

Mutlaka hareket edilmelidir. Günlük işleri yapmak için yapılan sıkıcı, otomatik davranışlar hareket sayılmaz. Mümkünse açık alanlara çıkılmalıdır. Yürüyüş, yüzme, top oynama, spor yapmak gereklidir. Araştırmalar; haftada 3 kere 45 dakikalık yürüyüşlerin depresyona karşı beyni koruduğunu ortaya koymaktadır.

Hayatınızda yapacağınız bazı küçük değişikliklerin bile çok olumlu sonuçları olabildiğini göreceksiniz. Yeter ki çözüme ve olumlu sonuca odaklanın ve harekete geçme inisiyatifini elinize alın.

İşler yoğunlaştığında, daha önce bizi nelerin mutlu ettiğini unutabiliriz. Bu nedenle arada bir durup;  ”ben ne yapıyorum? Ben nasılım? Benim Neye ihtiyacım var? Ben nelerden mutlu olurdum?” diye sormakta fayda vardır.

Alkol, Madde Bağımlılığı ve Anne Baba Olmak

Anne Babanın Alkol-Madde Bağımlılığı Çocukları Nasıl Etkiler?

Anne -babaların evlenmeden önce ve evlilik sonrası yaşadığı kaygı bozukluğu, bağlanma sorunları, depresyon, panik bozukluğu, sosyal fobi, özgüven eksikliği, kişilik bozuklukları, dikkat eksikliği, öfke kontrol sorunları, evlilik sorunları, ekonomik zorluklar alkol ve madde kötü kullanım riskini artıran etkenlerdir.

Düzenli olarak alkol ve madde kullanan anne – babaların büyük bir kesiminde; öncesinde, ciddi psikiyatrik, psikolojik sorunların var olduğu düşünülmektedir.

Söz konusu sorunlar ortaya çıktığında; alkol ve diğer maddeler “rahatlatıcı, sakinleştirici, kaygı giderici, uykusuzluk giderici, özgüven  artırıcı….” etkilerinden dolayı tercih edilir. Başlangıç dönemindeki rahatlatıcı etkilerinden dolayı giderek bağımlılık ve tolerans gelişimi oluşur. Alınmadığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.

Alkol ve madde kullanımının başlangıçtaki olumlu gibi görünen etkileri zamanla tersine dönmeye başlar. Depresyon, kaygı bozukluğu, uykusuzluk, cinsel isteksizlik gibi sorunlara geçici çözüm getiren maddeler daha sonra yokluğu ile başlı başına kaygı, uykusuzluk, dikkatsizlik, unutkanlık, güvensizlik sorunlarını artırır. Ekonomik sorunlar daha da yoğunlaşır. Dikkatsizlik, tahammülsüzlük, dürtü kontrol sorunları dayanılması güç duruma gelebilir.

Anne Babalardan birinde var olan alkol madde bağımlılığı; ailede yaşanan sorunların çözümünü imkansız kılabilir. Evlilik doyumu ortadan kalkar. Suçlama, değersizleştirme, iletişim kopukluğu, birbirinden uzaklaşma ile anne babalık rolleri bozulur. Aile içinde çatışma, ihmal, sözel, fiziki şiddet, istismar olasılığı artar. Ailenin dengesi, işlevleri bozulur.

Çocuğun sağlıklı gelişimi için gerekli olan tutarlılık, öngörülebilirlik, düzen ve istikrar; alkol ve madde alımı durumlarında ortadan kalkar. Alkol almadığında kuralcı, titiz, katı, yasaklayıcı olan bir ebeveyn, alkol sonrası her şeye izin veren, sorumsuz, tutarsız davranışlar içine girer. Çocukların kafası karışır. Öngörülebilirlik, tutarlılık ve tahmin edilebilirlik ortadan kalktığında; çocuklar kendilerini asla güvende hissedemezler. Her an her şeyin olabileceği kaotik bir aile yapısı ortaya çıkar. Çocuklar böyle ortamlarda; sürekli olarak alkol-madde kullanan ebeveynin ruhsal durumunu takip ederler. Alkol alanın yüzünü, davranışlarını okuyup, gerektiğinde önlem almaya odaklanırlar. Böyle aile ortamları, çocuklar için en kötüyü temsil eder.

Alkolün uyuşturucu etkisi ile her türlü dürtüsel davranış serbest kalır. Keza böyle ailelerde; özellikle de babaların alkol kullanımında çocuklara yönelik fiziksel, cinsel, duygusal istismar olaylarında anlamlı bir artış olduğu dikkati çekmektedir. Alkolik babaları olan çocukların; akranlarına göre mizaç ve kişilik sorunları yaşama olasılıklarının yüksek olduğu bulunmuştur.

Alkol kullanımı yoğun olan babaların çocuklarıyla etkileşimi genelde olumsuz olmakta, etkileşimleri yetersiz kalmaktadır. Çocukların duygusal, sosyal yönden desteklenmesi yeterince yapılamamakta, dolayısıyla ihmal ortaya çıkmaktadır.

Anne bebek arasındaki ilk dönem anne bebek ilişkisi de kötü yönde etkilenmektedir. Anne bebek arasında güvenli bağlanma yerine, kopuk, güvensiz bağlanma sorunları ileriki yıllarda sorunların artmasına neden olmaktadır. Alkol alan bir eş-baba; eşinin duygusal destek gereksinimini karşılayamamakta, anne-kadın yalnız baş etmek zorunda kalabilmektedir. Evlilik sorunları, eşler arası iletişim çatışmaları da anne bebek ilişkisini bozmaktadır.

Alkol madde bağımlılığı, alkol kötüye kullanımı ile birlikte, altta yatan depresyon, kaygı ve kişilik bozuklukları; çocukların rol modeli olarak gördüğü anne ve babalarındaki sorunlar, özdeşim ve kimlikle ilgili sorunlara neden olabilmektedir.

Alkol madde bağımlılığı olan ailelerde yetişen çocuklar; zamanından önce olgunlaşarak anne babanın yerine getiremediği rolleri ve sorumlulukları üstlenmektedir. Yaşından önce olgunlaşan, “içine yetişkin kaçmış çocuklar,” kaldıramayacakları sorumlulukların altına girmekte, kendi hayatını yaşayamamaktadır. Bu tür ailelerde yetişen çocuklar ileriki yaşamlarında; alkol ve madde bağımlılığına, depresyon, uykusuzluk, kaygı bozukluğu, evlilik sorunları gibi sorunlara karşı daha savunmasız olmaktadır.

Alkol ve madde bağımlılığı olan anne babaların çocuklarında; duygu durum bozuklukları, okul ve arkadaş ilişkisinde sorunlar, davranış problemleri, sosyal uyum sorunları daha fazla görülmektedir.

Maddeleri kötüye kullanan ailelerdeki çocuklar; özgüven düşüklüğü, fiziksel hastalıklar, psikolojik sorunlar, okul ve iş yaşamına uyum sorunları, duygu durum bozukluğu, kronik depresyon, sosyal yaşama uyum sorunlarını daha fazla yaşama riskiyle karşı karşıyadırlar.

Bu nedenle; aile içinde bir aile üyesinin madde bağımlılığı, kişisel bir sorun değildir. Bütün aileyi etkileyen bir sorun olarak algılanmalıdır. Sadece alkolü, maddeyi kötüye kullanan kişi değil bütün bir ailenin sürece destek vermesi gereklidir. Aksi takdirde alkol, madde kötüye kullanan kişi, var olan durumu devam ettirme eğiliminde olmakta, aileden dışlanmayı da göze alabilmektedir. Ya da, aile üyeleri bir araya gelerek alkol alan üyeyi dışlamaktadır.

Alkol madde bağımlılığı, kötüye kullanımı sorunlarında; altta yatan psikiyatrik sorunlarda incelenmelidir. Psikiyatrik destek ile birlikte, Çift, Aile Terapileri de gündeme alınmalıdır.

Çocuklar için güvenilir, sağlıklı bir aile ortamının yaratılması; çocuğun sosyal, duygusal, ilişkisel yönden beslenmesini sağlar. Okul ve arkadaş ortamlarında kendine güvenmesine yardımcı olmak anlamına gelir. Çocuğun geleceği için yapılması gereken asıl yatırım çocuğa güvenilir bir aile ortamı sunmaktır.

 

Boşanma ve Çocuk

Boşanacağımızı Çocuklara Nasıl Söylemeliyiz?

Boşanmak ve çocuğa bunu uygun biçimde açıklamak çocuk ruh sağlığı, çocuk psikolojisi açısından daha kabul edilebilir bir seçenek olabilir.Çatışmalı bir ailede boşanmak ta çatışmalı geçer. Çatışmayı yönetebilmek için psikolojik destek alınması önemli bir seçenek olarak akılda tutulmalıdır.

Çatışmalı, aile içi iletişimin kötü olduğu aile ortamlarda yetişen çocukların insanlara, kendilerine ve dünyaya yönelik güven duyguları beslemesi zordur. Çatışmalı aile ortamları çocuklarda sıklıkla kaygı bozukluğu, okul, öğrenme, dikkat sorunları yaşanmasına neden olur. Hayal kırıklığı, öfke kontrol sorunları, gerginlik, huzursuzluk, özdenetim eksikliği yaşanma olasılığı fazladır. Çocuğun ihtiyaç duyduğu fiziksel koşullar karşılansa bile, ruhsal, duygusal gereksinimlerini karşılamak mümkün olmayabilir. Anne baba arasındaki çatışma, gerginlik, kızgınlık, öfke, nefret, suçlama gibi olumsuzluklar çocuklar tarafından adeta emilmektedir.

Yaşlarına göre farklılık göstermekle birlikte çocuklar; anne babadan birinin tarafında yer almak zorunda hissedebilirler. Özellikle boşanmayı istemeyen tarafın yanında yer alabilirler. Çocuklar var olan düzenlerinin, olanaklarının bozulmasını istemezler. Anne babanın bir arada olmasını istemeleri, kayıp korkuları anlayışla karşılanmalıdır.

Boşanma kararını anne baba çocuğa birlikte açıklamalıdır. Çocuğun sakin ve güvende hissettiği bir ortamda özel bir vakit ayırmak gereklidir. Sadece boşanılacağını söylemek yeterli değildir. Onun boşanma ile ilgili konuşmasına, soru sormasına fırsat yaratılmalıdır.

Boşanma kararı açıklanırken çocuğun yanında her iki ebeveyn mümkün olduğunca eşit hareket etmelidir. Anne ya da babadan birinin aktif olması çocuğun kafasını karıştırabilir. Her iki tarafın boşanma sorumluluğunu alması önemlidir. Aktif olan taraf boşanmayı isteyen taraf olarak algılanıp, suçlama eğilimleri gelişebilir. Bu tür taraf olma durumlarını önlemek için her iki eşin kendi cümleleri ile boşanma kararlarını anlatmaları gereklidir. Ortak hareket edilmesi; çocukların var olan durumu daha kolay kabullenmelerini sağlar. Suçlama eğilimi ortadan kalkar.

Çocuklara yaşlarına uygun ifadelerle boşanmayı açıklamak gerekir. Küçük yaş çocuklarına, kısa, basit ve somut biçimde açıklamak gerekir. “Bundan sonra biz aynı evde oturmayacağız. Aynı yatakta yatmayacağız…”

Çocuklara bir kez açıklama yapmak yeterli değildir. Çocukların durumu kavraması, anlaması için onlara zaman verilmelidir. Aynı soruları tekrar tekrar sorabilirler. Bu tür tekrarlayan sorularda sakin kalınmalı, anlayış gösterilmelidir. Çocuğunuz sizi kızdırmak için değil, kavrayabilmek için tekrar tekrar soruyor olabilir.

Boşanmak; anne baba olarak yetişkinler için bilinmez, kabullenilmesi zor bir yaşam olayıdır. Çocuklar için boşanmayı kabullenip, yeni duruma uyum sağlamak çok daha zordur. Çocukların boşanmanın zorluğu ile baş etmelerinde sabırlı olunması çok önemlidir.

Boşanma süreci; yetişkinlerde kaygı yarattığı gibi çocuklarda da kaygı, gerginlik, endişe, öfke gibi duyguları tetikler. Çocuğa boşanma kararını açıklarken, bu tür duyguların ifade edilmesine izin verilmesi önemlidir. Karar çocuğa açıklanıp, çocuk ne olacağını kavramaya başladığında küskünlük, hırçınlık, öfke, suçlama, kaygı belirtileri gösterebilir. Bu tür duyguları kabul ettiğinizi çocuğunuz bilmelidir. Boşanmak nihayetinde sevinçli bir yaşam deneyimi değildir. Kayıpların olduğu, pek çok duygunun insanın zihnini işgal ettiği, sarsıcı olabilen bir deneyimdir. Çocuğun duygusal, zihinsel karmaşa yaşaması olağandır. Anne babanın; çocuğun yaşadığı kaygıyı, duygusal karmaşayı yönetebilmesi için kendi duygu ve düşüncelerinin, acısının, kayıplarının farkında olması gereklidir. Boşanma danışmanlığı bu tür durumlarda başvurulacak bir destek olabilir. Özellikle annenin duygusal karmaşayı yönetebilme, stresle başa çıkma,  duyguları düzenleyebilme becerisi çok önem taşır.

Çocuklara boşanma kararı açıklandığında; çocuklar anne babanın yüz ifadelerine, beden diline ve davranışlarına çok dikkat ederler. Sözlerin, davranış ve tutumların net, kararlı ve tutarlı olunmasına dikkat edilmelidir. Çelişkili, tutarsız davranışlar çocukların zihinlerini daha çok karıştırır.

Boşanma nedenini çocuklara detaylı anlatmanız gerekmez. Eş ilişkilerinin mahremiyeti, özel alan korunmalıdır. Gereksiz ayrıntıları çocuğa anlatmak, çocuğu gereksiz biçimde sorumluluk almaya, kafasını daha da karıştırmaya hizmet eder. Olabildiğince basit, net bir dil kullanılmalıdır.

Küçük çocuklar benmerkezci düşünme eğilimleri nedeniyle boşanmanın kendi hatalarından kaynaklandığını düşünebilirler. Öz suçlama yaşayabilirler. “ben yaramazlık yaptım, onları üzdüm, bu yüzden boşanıyorlar, hep benim yüzümden…”  Boşanmanın çocuklarla bir ilgisinin olmadığının dile getirilmesi gerekli olabilir. “boşanma kararımızın seninle bir ilgisi yok…” Denmesi gerekebilir.

Boşanma kararı açıklandığında; çocuklara, kendilerine olan bakımın, sevginin, özenin devam edeceğinin mutlaka altının çizilmesi gerekir. Boşanma; karı koca olmaktan çıkmaktır. Anne baba olmaktan boşanılmaz.

Annelerden Beklenenler

Annelerden beklenenler?

Annelik; özellikle ilk aylarda, bebeğini yatağında kendi başına bırakıp rahat rahat banyo yapamamak, tuvalette bile acele etmek, yemeğini masada yarım bırakmak ya da ayakta atıştırmak, markete bir ekmek almaya bile gidememek, kendine ait bir zaman diliminin olmaması demektir.

Emzirmek; emmiyorsa sütü sağıp biberonla beslemeye çalışmak, kanayan, acıyan memeler, doğum kanalındaki ağrı ve sızılar, uykusuz geceler, sürekli ağlayan, ne istediğini alışıldık yollarla iletemeyen bir varlığı hayatta tutabilme kaygılarıdır annelik…

Anneliği yaşayan, bedelini ödeyen kadındır.

Ama ne yazık ki anneliğe dair beklenti ve rolleri belirleyen erkek ve erkek egemen toplumsal kültürel yapı ve onun uzantısı medyadır.

  • Çocuğunu her zaman koşulsuz seven…
  • Çocuklarının her zaman ihtiyaçlarına karşılayan…
  • Her zaman çocuklarına karşı sabırlı,
  • Hiç sinirlenmeyen, her zaman anlayışlı, her zaman hoşgörülü, şefkatli…
  • Her zaman ve koşulda çocuğuna karşı dikkatli, uyanık…
  • Her zaman çocuğunu temiz tutan, itina gösteren…
  • Her zaman enerjik, her zaman güler yüzlü…
  • Her zaman esprili, becerikli…
  • Her zaman çocuğuna öncelik veren, dinleyen…
  • Öfke, kızgınlık duymayan kendini çocuğuna adamaktan memnun olan…
  • Her zaman ve koşulda çocuğu ile vakit geçiren…

Bebeği olan bir kadının anne olduktan sonra “hep mutlu yaşayacağı, her zaman çocuğunu seveceği, sürekli hayatının merkezinde bebeğinin olacağı, kendi mutluluğunun bebeğin mutluluğuna bağlı olduğu, artık sadece ailesi ve çocuğu için yaşayacağı, kendi yaşamından vazgeçmesi gerektiği…” beklenir ve empoze edilir. Anne olmak demek; kadın kimliğinin öldürülmesi, yok edilmesi anlamına gelmektedir. Toplumun, ailelerin, medyanın kadına yüklediği rol ve beklentiler ciddi anlamda sorgulanmayı gerektirir.

Anneliğe yüklenen aşırı beklenti ve roller; doğum sonrasında kadınların ciddi olarak kendilerini baskı altında hissetmesine yol açmaktadır. Toplumun beklenti ve rollerine göre kendini kıyaslayan kadın için var olan yükü taşımak çok zor ve ağırdır. Doğum sonrasında sıklıkla görülen depresyonu tetikleyen koşullardan biri; toplumun kadından beklediği mükemmelleştirilmiş roller ve beklentilerdir.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyasındaki duygusal değişimler nelerdir?

Doğumun nasıl yapıldığı, kolay ya da zor ve müdahaleli bir doğum olup olmadığı kadının annelik rolünü üstlenmesinde çok önemlidir. Hamilelik dönemi zor ve sancılı geçmişse, doğumun zorluğu ile birleştiğinde yeni duruma ayak uydurmak anne açısından kolay olmayacaktır. Kadının bedenindeki hızlı hormonal değişimler, ağrı ve sancılar, yeni gelen sorumluluk ve beklentiler pek çok kadını başlangıçta zorlar.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyası pek çok karmaşık duygu ve düşüncelerin istilasına uğrar. Doğum yapan kadında; yaşanan yeni duruma yönelik şaşkınlık, sevgi, endişe, korku, şefkat kadar kızgınlık, umut kadar umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke gibi hislerin olması olağandır.

Kadının yaşamını engelleyecek, kısıtlayacak olan bebeğine bazen öfke ve kızgınlık duymasında tuhaflık yoktur. Bazen sevinç ve neşe duyguları bazen de pişmanlık görülebilir. Şefkat, sevecenlik, hoşgörü bir yanda kızgınlık, mutsuzluk, hüzün diğer yanda kadının ruhsal dengesini zorlar.

Özellikle eş ve çevrenin desteği, kadının kendi annesi ve ailesinin kadın kuşağı ile kurmuş olduğu bağlar, kadının var olan çelişkili durumu yönetmesine yardım eder.

 

Teknoloji ve Çocuk

Teknolojinin ve karakterlerin çocuklar üzerindeki etkisi

Çocukların 2,5 yaşından önce televizyonun hızlı görüntü akışını takip edebilecek sistemleri henüz gelişmemiştir. Uzun süre televizyon izlemeleri halinde çocuklar kendilerini dış dünyaya kapatabilirler.

Günümüzde çocuklar oyuncaklar dışında birçok teknolojik araçla vakit geçirmektedir. Çocukların televizyon, tablet ve cep telefonlarını kullanmasının avatajları olduğu gibi bazı dezavantajlarının olduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla ebeveynlerin çocuklarının bu ilgilerine yaklaşımı önem kazanmaktadır.

Ebeveynlerin nelere dikkat etmeleri gerektiğinden önce teknolojik araçların ve film/çizgifilm karakterlerinin çocuklar üzerindeki etkisini ele alalım.

Çocukların 2,5 yaşından önce televizyonun hızlı görüntü akışını takip edebilecek sistemleri henüz gelişmemiştir. Uzun süre televizyon izlemeleri halinde çocuklar kendilerini dış dünyaya kapatabilirler. 2,5 Yaş öncesi; gün içerisinde uzun zaman televizyon karşısında kalan çocuğun dil gelişiminin geri kalabildiği ve sosyal ilişkilerde zayıf olabildiği görülmektedir. Hatta bazen otistik belirtiler bile gösterebilmekte ve erken farkedildiğinde destek çalışmalarıyla müdahale edilebilmektedir.

Piaget’ e göre 2-6 yaş arası yani okul öncesi dönem “İşlem Öncesi Dönem” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde çocuklar mantık yürütemez ve tek yönlü düşünürler. Bu sebeple gördüklerini ya da duyduklarını gerçek zannedebilirler. Canlı ile cansızı ayırtedemediği gibi gerçek ile hayal arasında da ayırım yapamazlar. Uçmak söz konusu ise ve biri yapabiliyorsa çocuk tarafından bu gerçek olarak algılanır. Karakterlerin genel olarak güçlerinin herşeye yettiğine, her konuda başarılı olduklarına ve özellikle güzel ya da yakışıklı seçildiklerine şahit oluyoruz. Çocuklar bu karakterlere hayranlık duyuyorlar ve bu karakterlerle özdeşim kuruyorlar. Bu sebeple onlar gibi olmak istiyorlar. Onlar gibi görünmek, onlar gibi hareket etmek ve onlar gibi güçlü olmak istiyorlar. Gerçek dünyada bu tümgüçlülük mümkün olmadığından çocuklar hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar ya da kendilerini başarısız hissedebiliyorlar.

Film/çizgi film ya da oyunların içerik tarafı ise etkinin bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. Çocuk; izleme ya da oynama sürecinde birçok uygun olmayan görüntüye maruz kalabilmektedir. Televizyon ve tablette ara süreçlerdeki reklamlar çocuğun yaşına uygun içeriğe sahip olmayabilmektedir. Son dönemde çok popüler olan bir oyunda ise çocuk şehir kurarken aynı zamanda korkutucu görüntüye ve sese sahip gerçek olmayan yaratıklar tarafından saldırıya uğramaktadır. Çocuklar korktukları karakterleri ya da içerikleri bile sürekli izlemek isteyebilirler. Sonrasında ise çocuk bir savunma olarak genellikle korktuğu karakterle özdeşim gösterir. Böylece korkan pozisyonundan çıkar ve korkutan olarak aktif konuma geçer. Sıklıkla bu görsellerin etkileri çocukların uykularında kabus görmelerine, karanlıktan/yalnız kalmaktan korkmalarına veya alt ıslatma gibi sorunlara yol açabilmektedir.

Ticari bir pazar olarak da film kahramanlarının tercih edildiğini görüyoruz. Oyuncak, tekstil ve gıda sektörleri pazarlamada bu kahramanların görsellerini kullanarak maalesef çocukların eğilimlerini istismar etmektedir. Beslenme çocuklar ve ebeveynleri için her zaman önemli bir konu olmuştur. Gıda sektöründe çikolatalar, şekerler ve fast food yine kahraman görselleri ile çocukları faydalı olmayan yiyeceklere yönlendirmektedir. Bu noktada bu görsellerin gıda ürünlerinin üzerinden kaldırılması aileler tarafından talep edilebilir. Bu konuda ilgili makamlara başvurulabilir.

Anne babalar nelere dikkat etmeliler?

2,5 yaşına kadar çocukları televizyondan uzak tutmak gelişim açısından önem taşımaktadır.

Daha büyük çocukların ise televizyon, tablet ve cep telefonlarıyla geçirdikleri zaman belli bir sınırda tutulmalıdır.

Çocukların hangi film/çizgi filmi izlediği ve hangi oyunları oynadığı mutlaka takip edilmelidir.

Çocukların odasında televizyon bulunmaması ve çocuğun kendine ait bir tablet verilmemesi, çocuğun izlediklerini kontrol edebilmek ve süresini belli sınırda tutabilmek bakımından önem taşır.

Zaman zaman çocuklarla birlikte izlemek/oynamak ve karakterlerin gerçekliği üzerine sohbetler etmek yararlı olabilir. Böylece ebeveynler çocuklarıyla birlikte vakit geçirirken içerik takibi de gerçekleştirmiş olabilirler. Bu sayede film/oyun sırasında tablette yer alan reklamları görebilir ya da çocuklarının aklına takılan soruları sorması için fırsat yaratabilirler.

Çocuklar yaşlarına uygun olmayan bir görsele ya da içeriğe maruz kaldıklarında bunu anlamlandırmak isterler. Bu sebeple bilgi alabilecekleri mecralara başvururlar.

Doğru bilgilerin çocuğun aklında doğru bir biçimde yapılanabilmesi için en güvenilir kaynak olan ebeveynin devreye girmesi çocuğun yararına olacaktır.

Ebeveynin devreye girebilmesi için çocuğun soru sorabileceği zeminlerin oluşturulması gerekir. Birlikte vakit geçirmek, birlikte oyun oynamak, film izlemek ve çocuğun yanında olmak bu zeminin oluşturulmasına yardımcı olacaktır.

Çocuklar sıkıldıkça teknolojik imkanlardan faydanlanmak istediklerinden, çocukları keyif alabilecekleri aktivitelere yönlendirmek işe yarayabilir. Özellikle soğuk aylarda evde geçirilen vakitler çocukları televizyona ya da tablete yönlendirmektedir. Bu sebeple dışarıda vakit geçirmek, çocuğun fiziksel gelişimine olumlu katkılar sağladığı gibi teknolojiyle aşırı zaman geçirmemesinin de önüne geçecektir.

Aileler ve Hatalar

Ailelerin çocuk yetiştirme sürecindeki hataları

Ebeveynlerin kıyas yapmak yerine çocukların ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışıp çocuğa uygun ortamı yaratması, çocuğun özgüven gelişimine katkı sağlar. Onaylanan ve yeteneklerini geliştirme şansını yakalayan çocuk ailesiyle ve çevresiyle olumlu bir ilişki kurar ve mutlu olur.

Anne baba olmak insanın yaşamını önemli ölçüde değiştiren, keyifli ve bir o kadar da zor bir deneyimdir. Büyüme sürecinde onun gelişim basamaklarını çıkışını, ilgilerini, ihtiyaçlarını izleyen anne baba onunla birlikte adeta yeniden büyür ve değişir. Tüm ebeveynler bu süreçte çocuklarıyla ilişkide en doğru şekilde davranmak isterler fakat zaman zaman farkında olmadan hatalar yaparlar. Çocuk yetiştirme konusunda toplumdaki yanlış kanılar da ebeveynler üzerinde baskı yaratmakta, bu da çocukla iletişimi etkisiz kılmakta ve çocukla ilişkiyi bir güç mücadelesine dönüştürmektedir. Bu durum uzun vadede, hem çocukla ilişkiyi hem de çocuğun gelişimini olumsuz etkilemektedir.

Çocuklarla ilişkide yapılan en önemli hatalar

Uzun öğütler vermek

Araştırmalar insanın belirli miktarda bilgiyi aklında tutabildiğini göstermektedir. Bir seferde kısa süreli hafızada tek bir fikri ya da 4 birim bilgiyi tutabilir. Özellikle istenmeyen bir davranışla karşılaştıklarında ebeveynler, çocuklara çok uzun açıklamalar yapar, uzun uzun öğütler verirler. Uzun açıklamalar genellikle birden fazla fikri içerdiği için çocuğun zihnini karıştırır ve bu karışıklık bir süre sonra çocuğun ebeveyni duymazdan gelmesine neden olur. Dinlenmediğini hisseden ebeveyn ise daha çok öfkelenir. Bunun sonucunda bir kısır döngünün içine girmek kaçınılmazdır. Unutulmamalıdır ki, çocuklar için en iyi bilgi sade, kısa ve anlaşılır olandır.

Kusur bulmak veya birden çok uyarı vermek

Günlük yaşamın karmaşasında ebeveynler hem işle hem evle hem de çocuklarla ilgili sorumluluklarını takip etmekte zorlanabilir. Özellikle çok yoğun zamanlarda, çocukların kendi sorumluluklarını yerine getirmemesi ebeveyni kızdırır. Örneğin; anne ya da baba defalarca söylemesine rağmen çocuk ödevini tamamlamamış ya da okula gitmek için zamanında hazırlanmamış olabilir. Bu durumda en sık yapılan hata çocuğu eleştirmek veya sürekli uyarmaktır. Bu tutum ebeveyn için de çocuk için de oldukça yorucudur. Bunun yerine sorumluluğu çocuğa bırakmak (tamamlamadığı ödev için öğretmenine kendisinin açıklama yapmasına veya zamanında hazır olmadığı için okula geç kalmasına izin vermek) daha doğru bir yaklaşımdır. Aksi takdirde; sürekli eleştiriye maruz kalan çocuk tüm bu olumsuzlukları içselleştirerek olumsuz bir benlik algısı geliştirecek ve sorumluluk almakta zorlanacaktır.

Uyumlu olmasını sağlamak için suçlama veya utandırma

Çocuklar dış dünyadan (çevreden) yola çıkarak benliklerini oluştururlar. Dolayısıyla ilk çevre olan ebeveynin çocuğa verdiği mesajlar çok önemlidir. Odasını toplamama, ödevlerini yapmama vb. durumlarda çocuğu bencil, sorumsuz vb. kelimelerle suçlamak sık karşılaşılan bir durumdur. Sıklıkla olumsuz mesajlara maruz kalan çocuk kendini değersiz vesuçlu hisseder ve benliğini böyle şekillendirir. Çocuklar olgunlaştıkça empati kurmayı başarabilirler. Bu yüzden kendilerinden beklenenleri yapmadıklarında, ebeveynin tam olarak ne hissettiğini anlamayabilirler. Günlük hayatta birçok sorumluluğun baskısı altında olan anne ve babalar için de her zaman sakin kalmak oldukça zordur. Böyle durumlarda kontrolü kaybetmeden önce derin bir nefes alarak biraz sakinleşmek ve kendi duygularına odaklanmak daha iyi olacaktır.

Dinlememek

Hepimiz çocuklarımıza, insanlara karşı saygılı olmayı öğretmek isteriz. Özellikle okul öncesi dönemindeki çocuklara bu tarz değerlerin öğretilmesi zordur. Onlar için en iyi öğrenme yolu model almaktır. Bu dönemde çocuk, ilişki içinde ebeveynlerini model alarak öğrenir. Ebeveyn etkili iletişim becerilerini de çocuğa bu yolla öğretebilir. Günlük işlerden dolayı yorgun ve zihni karışık olan ebeveyn için dikkatli ve özenli dinleme çok zor olabilir. Böyle zamanlarda “şu anda seni dinlemek benim için biraz zor, çünkü bitirmem gereken bir iş var. Ama on dakika sonra konuşabiliriz” denilebilir. Ertelemek, gönülsüzce ya da kızgın bir şekilde dinlemekten çok daha iyidir.

Kıyaslamak

Anne babalar çocukları motive etmek için; diğer çocuklarla, özellikle kardeşleriyle kıyaslarlar. Bu tutum, diğer çocuğun daha değerli olduğu mesajını verir ve çocuklar arasında kırgınlık yaratır. Böyle bir tutumun özgüven gelişimine de katkısı yoktur. Unutmayalım; her çocuk tektir, özeldir. Kendine özgü farklılıkları vardır. Bireysel farklılıklar unutulup kıyaslama yapıldığında empati kurmak zorlaşır. Anlaşılmadığını, farklılıklarının onaylanmadığını hisseden çocuk stresaltındadır ve öfkelenir. Ebeveynlerin kıyas yapmak yerine çocukların ilgi, yetenek ve ihtiyaçlarını anlamaya çalışıp çocuğa uygun ortam yaratması, çocuğun özgüven gelişimine katkı sağlar. Onaylanan ve yeteneklerini geliştirme şansını yakalayan çocuk ailesiyle ve çevresiyle olumlu bir ilişki kurar ve mutlu olur.

Ölüm, Yas ve Çocuk

Çocuklarda ölüm kavramı ve yas

Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak değişir.

Evrensel ve kaçınılmaz bir olgudur ölüm. Hayatın bir parçası olmasına karşın hayatın dışında ve uzağında tutulmaya çalışılan, adeta bir tabu olan, sevilen birinin kaybıyla yeniden yüz yüze gelinen gerçeklik. Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Çocukluklarda ölüm kavramı

Okul öncesi dönem  (0-6 Yaş)

Bu dönemde çocuklar somut düşünce yapısına sahip oldukları için soyut kavramları anlayamazlar. Dolayısıyla ölüm hakkındaki fikirleri belirsizdir. Ölümün evrensel bir son olduğunu, ölen kişinin geri dönemeyeceğini anlamakta güçlük çekerler.

Küçük çocukları ölüm kavramıyla tanıştırmanın en iyi yolu doğanın işleyişi hakkında bilgi vermektir. Örneğin; bir tırtılın zamanla büyüyüp kelebeğe, küçük tohumların çiçeklere dönüştüğü ancak, yaşamları bittiğinde de öldükleri anlatılabilir. Hayatta iken hareketli, öldüklerinde ise hareketsiz ve durgun oldukları söylenebilir.

Çocuklara yapılan açıklamaların dini kavramları, bir takım dogmatik ifadeleri ve gerçek olmayan bilgileri içermemesi önemlidir. “Artık cennette”, “bir yolcuğa çıktı” ya da “hasta olduğu için bir süre hastanede kalacak” şeklindeki açıklamalar, çocukta kaybedilen kişinin geri dönebileceğine ilişkin beklenti yaratabilir. Bu da yas sürecinin uzamasına ve kaygının artmasına sebep olacaktır.

Özellikle 3-6 yaş arası çocuklar; gerekli açıklama uygun bir şekilde yapılsa bile hiç tepki vermeyebilir, anlamamış gibi görünebilir veya hemen oyuna geri dönebilir. Bu tepkiler, çocuğun anlamadığının değil; biraz zamana ihtiyaç duyduğunun göstergesidir.

6-12 Yaş

Bu dönemde çocuklar bilişsel olarak biraz daha gelişmiş olduklarından, soyut kavramları anlayabilirler, bu kavramlar üzerine düşünebilirler. Ölümün evrenselliğini ve geri dönüşün olmadığını kavrayabilirler.

Ergenlik dönemi

Ergenlik döneminde gelişen soyut düşünmeyle birlikte, ergenler ölüm ve varoluş üzerinde düşünebilir. Kavrayışları geliştiğinden ölümü bir yetişkin gibi anlamlandırabilirler. Kaybın yaratacağı hüznün farkındadırlar.

Çocuklar sevilen kişinin kaybına nasıl tepki verirler?

Çocukların kayıp karşısında tepkileri çok farklı olabilir. Sevilen kişinin kaybını öğrenen çocuk hiç tepki vermeyebilir ya da ciddi duygusal tepkiler verebilir. Ağlayıp bağırabilir, öfkelenebilir.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar tepkisiz kalabilirler ve yapmakta oldukları bir aktiviteye ya da oynadıkları bir oyuna geri dönebilirler. Çocuklar aslında kaybedilen kişinin geri gelmeyeceğini anlarlar ancak, bunun sonuçlarını anlayabilmek için zamana ihtiyaçları vardır.

Özellikle ebeveynlerden birinin kaybedilmesi durumunda çocuklar, şok tepkisi verebilirler. Uzun süre hareketsiz kalıp günlerce konuşmayabilirler.

Çocukların tepkileri çeşitlilik gösterdiğinden, bu süreçte yetişkinler tarafından gözlemlenmeleri önemlidir. Tepkileri nasıl olursa olsun kabul edilmelidir. Yetişkin tarafından onaylanma ve anlaşıldığını hissetme çocuk için en iyi destektir.

Ebeveynler neler yapabilir?

  • Ölüm hakkında konuşmaktan kaçınılmamalıdır. Çocukla ölüm hakkında konuşmak en zor şeylerden biridir ve ilk konuşma genellikle sevilen birinin kaybının ardından yapılır. Ancak ideal olan; kayıp gerçekleşmeden önce yapılan konuşmadır. Çocuklar haberlerde, radyoda, televizyonda ölüm gerçeğiyle sık sık yüzleşirler. Çevrelerinde bir hayvanın ölümüne mutlaka tanık olurlar. Bu deneyimler ilk adım olabilir. Hayvanların doğumu, büyümeleri ve ölümü sade bir dille anlatılabilir. Ayrıca, ölümün hüzün yaratan bir gerçek olduğu da vurgulanmalıdır.
  • Çocukların hüznü yaşamalarına izin verilmelidir. Hüzün bir hastalık değil bir duygudur. İncindiğimizde ağlamak, acıktığımızda yemek yemek, yorulduğumuzda uyumak gibi doğaldır. Duyguların bastırılması, yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yaşanmasını engeller ve duygusal sorunlara neden olabilir.
  • Çocuklara gerçek dışı şeyler söylenmemelidir. Örneğin; “baban uzun bir yolculuğa çıktı” gibi cümleler çocukta babasının bir gün geri döneceği beklentisi yaratır. Uygun olmayan her bilgi korkuya, şüpheye, suçluluk duygusuna yol açar. Çocuğun tek ihtiyaç duyduğu şey doğru bilgidir.
  • Yas sürecinde sosyal destek önemlidir. Çocuğun arkadaşlarıyla vakit geçirmesi ve keyif aldığı etkinliklere yönelmesi yas sürecinin sağlıklı bir şekilde geçirilmesine yardımcı olur.
  • Çocuk, kaybedilen kişi ile ilgili konuşmak isterse bundan çekinilmemelidir. Kaybedilen kişi hayatta iken paylaşılan mutlu anlardan bahsedilebilir. Ebeveynin çocuğu dinlemesi, ona duygularını ifade edebilme fırsatı vermesi çocuğu rahatlatır.
  • Ebeveynler de kendi hüzünlerini ifade etmelidirler. Ebeveynler duygularını bastırdığında, büyük olasılıkla çocuklar da duygularını saklamayı öğreneceklerdir. Kayıp karşısında inkâr, hüzün, gözyaşı, çaresizlik tepkileri normaldir ve herkes için ortaktır.
  • Çocuklar cenaze törenine katılmak veya mezarlığı ziyaret etmek için teşvik edilebilir. Bu katılım bir anlamda çocuğun ailenin hüznüne ortak olması demektir. Ancak; bu tercih çocuğa bırakılmalı, katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır. Böyle durumlarda güvendiği bir yetişkinle evde kalabilir.

Uzman desteği hangi durumlarda gereklidir?

Yas bir süreçtir. Bu süreçte ilk tepkiler hüzün, inkar, gözyaşı ve çaresizliktir. Normal yas sürecinde bu tepkiler zamanla hafifler ve sevilen kişiyle ilgili güzel anılar saklanarak hayata devam edilir. Ancak yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da yas süreci uzayabilir veya aşılamayabilir. Çocuk eğer;

  • Sürekli depresif bir görünüm sergiliyorsa,
  • Kaygılı ve hareketli ise,
  • Ebeveyn ve arkadaşlarının yanında gerginse,
  • Görünümüne ve kişisel bakımına önem vermiyorsa,
  • Sosyal etkinliklerden kaçınıp daha çok yalnız kalmak istiyorsa,
  • Okul başarısında düşüş yaşıyorsa,
  • Değersizlik duyguları yaşıyorsa, bir uzman desteği almak gerekebilir.

 

Yararlanılan kaynaklar:

Dolto, F. (2004). “Ölümü Nasıl Anlatmalı”  İstanbul: Ark Kitapları Özgü Yayıncılık
Klein, M. (2008). “Sevgi, Suçluluk, Onarım”  İstanbul: Kanat Kitap
Grollman, E.A. (1990)  “Talking about Death:A Dialogue between Parent and Chlid”   Boston: Beacon Press

 

×

Merhaba!

WhatsApp'ta soru sormak veya bize bir e-posta göndermek için aşağıdaki temsilcilerimizden birini tıklayın (E-Mail Adresimiz: psikolojielika@gmail.com)

× Nasıl Yardımcı Olabiliriz?