Boşanma Çocuklara Nasıl Açıklanmalı?

Boşanma Çocuklara Nasıl Açıklanmalı?

Boşanma, nedeni ne olursa olsun üzüntü verici ve sıkıntılı bir süreçtir. Bu süreçte çiftler  zorlayıcı duygular yaşasalar da, çocuklar bağımlı konumları ve gelişimsel ihtiyaçları nedeniyle  en kırılgan taraftırlar. Çocukların ilişkileri, yaşam düzenleri, maddi koşulları ve aile hayatları tamamıyla değişir.

Doğal bir süreç olarak bu durum, çocuklarda duygusal ve davranışsal değişimlere neden olabilir. Kızgınlık, incinme, korku, üzüntü hissederler. Kendilerini güvende hissetmezler, yeni durumun belirsizliklerinden dolayı kaygı duyarlar. Özellikle 4-11 yaş arası ‘Benim yüzümden ayrılıyorlar’ gibi düşünceler gelişebilir ve olanlarla ilgili kendilerini suçlarlar. Ağlama nöbetleri, içe kapanma, ebeveyne aşırı bağımlılık, yanından ayrılamama gibi davranışlar gözlemlenebilir. Çabuk sinirlenme ve öfke nöbetleri yaşayabilirler. Okula karşı ilgisizlik, okul başarısında düşüş, arkadaş ilişkilerinde sorunlar  görülebilir.

Evet , boşanma, çocuk için acı ve yaralayıcıdır. Ancak ebeveynler bilinçli bir şekilde ortak ebeveynliğe odaklanarak, çocukların yaşadıkları sorunları aşmalarına yardımcı olurlarsa, boşanmanın yıpratıcı etkilerini azaltılabilirler. Çocukların bu değişime en sağlıklı şekilde uyum sağlaması, ilerleyen dönemlerde kalıcı ruhsal hasarlar oluşmaması için çocukların duygusal ihtiyaçları ebeveynler için öncelikli olmalıdır. Bu noktada yapılacak ilk ve belki de en önemli adım çocuğa ayrılık kararının doğru şekilde anlatılmasıdır. Bu açıklama uygun şekilde yapılmadığında, çocuklarda travmatik bir etki oluşturabilir ve sonraki adımları zorlaştırabilir.

 

Çocuklara boşanma kararı açıklanırken nelere dikkat edilmeli?

 

  • Boşanma kararını netleştirdikten , kesin karar verildikten sonra açıklamayı anne-babalar beraber yapmalıdır. Açıklama sırasında ebeveynlerin duygu durumu önemlidir. Aşırı üzüntü, öfke ve kaygı belirtileri, çocuk için çok zorlayıcı ve travmatik olabilir. Çok ayrıntıya girmeden, çiftler birbirini olmadan emeden anlaşamadıklarını,  beraber mutlu olamadıklarını söylemelidir.

 

  • Bu ayrılığın sadece eş olmakla ilgili olduğu yine onun anne babası olmaya devam edecekleri vurgulanmalıdır. ‘Biz boşanacağız ama ikimizde senin annen baban olmaya devam edeceğiz, seni çok seviyoruz ve bu durum bunu asla değiştirmeyecek’ denilebilir.

 

  • Çocuğa söylenmeden önce nasıl bir düzen kurulacağı kararlaştırılmalı ve çocuğa yeni düzenle ilgili bilgi verilmeli. Nerede yaşayacak, diğer ebeveyni ne kadar sıklıkla görecek gibi. Ancak bu yeni düzenle ilgili olarak bazı konularda çocuğun da fikrini almak kendisini daha iyi hissetmesini sağlayacaktır.

 

  • Çocuğun duygularına alan sağlanmalı, bunun onu üzebileceği, kaygılandırabileceği bu duyguların normal olduğu anlatılmalı, duygularını ifade etmesine olanak sağlamalıdır.

 

  • Güven ihtiyacının sonucu olarak, anlatmış olmanıza rağmen gelecekle ilgili soruları tekrar tekrar sorabilirler. Bu sorular, gelişimine uygun ifadeler kullanarak sabırla cevaplanmalıdır. Çizelge hazırlamak da  somut hale getireceği için faydalı olacaktır. Mavi günlerde babayla , sarı günlerde anneyle olacaksın gibi.

 

  • Özellikle okul öncesi dönemde boşanma ile ilgili hikaye kitaplarından da faydalanılabilir. Amaca uygun hikayeler çocukların bu süreci anlamlandırmalarını kolaylaştıracaktır.

Çocukların boşanma sürecini en sağlıklı şekilde atlatabilmesi için ebeveynler  neler yapmalı,  nasıl bir tutum içinde olmalı?

 

  • Boşanma sürecinde çiftler öfke, üzüntü, keder, kaygı ve suçluluk gibi duygular yaşayabilirler. Eğer bu duygulanımlar çok yoğunsa çocuklarla ilgi doğru adımları atmak, soğukkanlı yaklaşmak çok mümkün olmayabilir. Bu nedenle öncelikle kendinize zaman tanıyın, duygularınızı anlamlandırın ve ihtiyaç duyduğunuzda uzman desteği almaktan çekinmeyin.

 

  • İçinde bulunduğu zorlu durumu düşündüğümüzde çocuklar, her zamankinden daha çok güven duygusuna ve ebeveynlerin sevigisine muhtaçdır. Böyle bir durumdayken atacağınız her adımı, alacağınız her kararı ‘Çocuğumun sevgi ve güven ihtiyacı için uygun mu?’ süzgecinden geçirin.

 

  • Anlaşmanın sağlanamadığı çekişmeli boşanma davalarında süreç uzayabilir. Velayet ve maddi konularda anlaşmazlıklar yaşanabilir. Bu süreçte ve sonrasında çocuklar asla bu çatışmanın ortasında bırakılmamalı, silah olarak kullanılmamalıdır. Taraf tutmaya zorlama, diğer ebeveyne göstermeme, ebeveynleri şikayet etme-kötüleme gibi davranışlar kesinlikle sergilenmemelidir. Çatışan eş rolünü bir tarafa bırakıp anne-baba rollerinize odaklanın.

 

  • Görüşme sıklığı ve düzeni, gerçekçi ve çocukların ihtiyaçları göz önünde bulundururarak ayarlanmalı. Özellikle küçük çocuklarda daha sık görüşmeler planlanmalı.Gerçekleştirilemeyecek sözler verilmemeli, son anda iptaller olmamalıdır. 2-3 hafta arka arkaya görüşüp nedensiz haftalarca görüşmemek çocuk için zorlayıcı olabilir. Bu durumu sevilmiyorum , değer görmüyorum olarak algılayabilir.

 

  • Her iki ebeveynin evinde çocukların kendilerine ait, rahat ettikleri bir yaşam alanı oluşturulması önemlidir. Böylelikle çocuk, ebeveynlerden birinde daha az vakit geçiriyor olsa bile, ebeveynelerinin hayatında sağlam bir yeri olduğu bilir ve bu Ona ihtiyacı olan güven duygusunu verir.

 

  • Bu süreçte mümkün olduğu kadar çocuğun günlük rutini, düzeni ve alışkanlıkları değiştirilmemelidir. Okul, ev ve arkadaş çevresinin değişmesi boşanmayla ortaya çıkan sorunları arttırıp uyum sürecini yavaşlatabilir.

 

  • Çocukların anne-babalarını uyum içinde, iletişim halinde görmesi olumlu ve önemlidir. Ancak eski eşlerin çok fazla beraber vakit geçirmesi yada çiftlerden birinin hala bir araya gelme umudu ve beklentisi olması ve bunu çocuğa yansıtması, çocuk da kafa karışıklığına ve tekrar bir araya gelecekler düşüncesine neden olabilir.Bu da yeni duruma uyum sağlamasını ve hayatına devam etmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle çiftlerin dengeli bir ilişki kurması önemlidir.

 

  • Özellikle tek ebeveynli ailelerde çocuklar erken büyümeye zorlanabilirler. Yeni oluşan aile yapısı içinde çocuklara, yaşına uygun olmayan duygusal ve fiziksel sorumluluk yüklemekten kaçının. ‘Artık sadece ikimiz varız, bana her konuda destek olacaksın,bu evin babası-annesi artık sensin’ gibi ifadeler kullanmayın.

 

  • Boşanma her ne kadar anne-baba ve çocuklarla ilgili bir durummuş gibi görünse de kültürel özelliklerimizden dolayı zaman zaman çiftlerin aileleri de sürece müdahil olabilmektedir. Aile ziyaretleri sırasında diğer ebeveyn ile ilgili kötü ve suçlayıcı ifadeler kullanmamaları konusunda uyarılmalıdır.

 

Ne zaman psikolojik destek alınmalı ?

 

Bu zor ve yaralayıcı süreçte psikolojik destek almanız hem duygularınızla hem sorunlarla baş etmenizi kolaylaştıracak; kendiniz ve çocuğunuz adına süreci daha doğru yönetmenizi sağlayacaktır. Bu nedenle boşanma kararının hemen ardından bir uzmanla görüşmenizi öneriyoruz. Bunun mümkün olmadığı ya da tercih edilmediği durumlarda  çocuğunuzun duygu ve davranış değişiklikleri konusunda hassas olun. Dikkatli ve doğru davranmanıza rağmen, çocuklar  ayrılık sürecinin zorluklarıyla baş etmekte zorlanabilirler ve bir takım psikolojik problemler yaşayabilirler.

Yemek ve uyku sorunları, okula gitmek istememe, içe kapanma

Daha önce zevk aldığı aktiviteleri yapmak istememe

Ağlama ve öfke nöbetleri

Davranış problemleri (alt ıslatma, tırnak yeme gibi)

Üzüntü ve kaygı halinin yoğunlaşması

Ebeveynlerden biriyle arasına mesafe koyma, görüşmek istememe gibi davranışlar ortaya çıktığında vakit kaybetmeden uzman desteği almanız yararlı olacaktır. Psikoterapi desteği, çocuğunuzun yaşadığı sorunları atlatmasına ve travmatik olayın etkisinden çıkarak yetişkin hayatında daha sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olacaktır.

Betül ARSLAN

Psikolog Çocuk Ergen Yetişkin Aile Ve EMDR Terapisti

Annelerden Beklenenler

Annelerden beklenenler?

Annelik; özellikle ilk aylarda, bebeğini yatağında kendi başına bırakıp rahat rahat banyo yapamamak, tuvalette bile acele etmek, yemeğini masada yarım bırakmak ya da ayakta atıştırmak, markete bir ekmek almaya bile gidememek, kendine ait bir zaman diliminin olmaması demektir.

Emzirmek; emmiyorsa sütü sağıp biberonla beslemeye çalışmak, kanayan, acıyan memeler, doğum kanalındaki ağrı ve sızılar, uykusuz geceler, sürekli ağlayan, ne istediğini alışıldık yollarla iletemeyen bir varlığı hayatta tutabilme kaygılarıdır annelik…

Anneliği yaşayan, bedelini ödeyen kadındır.

Ama ne yazık ki anneliğe dair beklenti ve rolleri belirleyen erkek ve erkek egemen toplumsal kültürel yapı ve onun uzantısı medyadır.

  • Çocuğunu her zaman koşulsuz seven…
  • Çocuklarının her zaman ihtiyaçlarına karşılayan…
  • Her zaman çocuklarına karşı sabırlı,
  • Hiç sinirlenmeyen, her zaman anlayışlı, her zaman hoşgörülü, şefkatli…
  • Her zaman ve koşulda çocuğuna karşı dikkatli, uyanık…
  • Her zaman çocuğunu temiz tutan, itina gösteren…
  • Her zaman enerjik, her zaman güler yüzlü…
  • Her zaman esprili, becerikli…
  • Her zaman çocuğuna öncelik veren, dinleyen…
  • Öfke, kızgınlık duymayan kendini çocuğuna adamaktan memnun olan…
  • Her zaman ve koşulda çocuğu ile vakit geçiren…

Bebeği olan bir kadının anne olduktan sonra “hep mutlu yaşayacağı, her zaman çocuğunu seveceği, sürekli hayatının merkezinde bebeğinin olacağı, kendi mutluluğunun bebeğin mutluluğuna bağlı olduğu, artık sadece ailesi ve çocuğu için yaşayacağı, kendi yaşamından vazgeçmesi gerektiği…” beklenir ve empoze edilir. Anne olmak demek; kadın kimliğinin öldürülmesi, yok edilmesi anlamına gelmektedir. Toplumun, ailelerin, medyanın kadına yüklediği rol ve beklentiler ciddi anlamda sorgulanmayı gerektirir.

Anneliğe yüklenen aşırı beklenti ve roller; doğum sonrasında kadınların ciddi olarak kendilerini baskı altında hissetmesine yol açmaktadır. Toplumun beklenti ve rollerine göre kendini kıyaslayan kadın için var olan yükü taşımak çok zor ve ağırdır. Doğum sonrasında sıklıkla görülen depresyonu tetikleyen koşullardan biri; toplumun kadından beklediği mükemmelleştirilmiş roller ve beklentilerdir.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyasındaki duygusal değişimler nelerdir?

Doğumun nasıl yapıldığı, kolay ya da zor ve müdahaleli bir doğum olup olmadığı kadının annelik rolünü üstlenmesinde çok önemlidir. Hamilelik dönemi zor ve sancılı geçmişse, doğumun zorluğu ile birleştiğinde yeni duruma ayak uydurmak anne açısından kolay olmayacaktır. Kadının bedenindeki hızlı hormonal değişimler, ağrı ve sancılar, yeni gelen sorumluluk ve beklentiler pek çok kadını başlangıçta zorlar.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyası pek çok karmaşık duygu ve düşüncelerin istilasına uğrar. Doğum yapan kadında; yaşanan yeni duruma yönelik şaşkınlık, sevgi, endişe, korku, şefkat kadar kızgınlık, umut kadar umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke gibi hislerin olması olağandır.

Kadının yaşamını engelleyecek, kısıtlayacak olan bebeğine bazen öfke ve kızgınlık duymasında tuhaflık yoktur. Bazen sevinç ve neşe duyguları bazen de pişmanlık görülebilir. Şefkat, sevecenlik, hoşgörü bir yanda kızgınlık, mutsuzluk, hüzün diğer yanda kadının ruhsal dengesini zorlar.

Özellikle eş ve çevrenin desteği, kadının kendi annesi ve ailesinin kadın kuşağı ile kurmuş olduğu bağlar, kadının var olan çelişkili durumu yönetmesine yardım eder.

 

Teknoloji ve Çocuk

Teknolojinin ve karakterlerin çocuklar üzerindeki etkisi

Çocukların 2,5 yaşından önce televizyonun hızlı görüntü akışını takip edebilecek sistemleri henüz gelişmemiştir. Uzun süre televizyon izlemeleri halinde çocuklar kendilerini dış dünyaya kapatabilirler.

Günümüzde çocuklar oyuncaklar dışında birçok teknolojik araçla vakit geçirmektedir. Çocukların televizyon, tablet ve cep telefonlarını kullanmasının avatajları olduğu gibi bazı dezavantajlarının olduğu da bilinmektedir. Dolayısıyla ebeveynlerin çocuklarının bu ilgilerine yaklaşımı önem kazanmaktadır.

Ebeveynlerin nelere dikkat etmeleri gerektiğinden önce teknolojik araçların ve film/çizgifilm karakterlerinin çocuklar üzerindeki etkisini ele alalım.

Çocukların 2,5 yaşından önce televizyonun hızlı görüntü akışını takip edebilecek sistemleri henüz gelişmemiştir. Uzun süre televizyon izlemeleri halinde çocuklar kendilerini dış dünyaya kapatabilirler. 2,5 Yaş öncesi; gün içerisinde uzun zaman televizyon karşısında kalan çocuğun dil gelişiminin geri kalabildiği ve sosyal ilişkilerde zayıf olabildiği görülmektedir. Hatta bazen otistik belirtiler bile gösterebilmekte ve erken farkedildiğinde destek çalışmalarıyla müdahale edilebilmektedir.

Piaget’ e göre 2-6 yaş arası yani okul öncesi dönem “İşlem Öncesi Dönem” olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde çocuklar mantık yürütemez ve tek yönlü düşünürler. Bu sebeple gördüklerini ya da duyduklarını gerçek zannedebilirler. Canlı ile cansızı ayırtedemediği gibi gerçek ile hayal arasında da ayırım yapamazlar. Uçmak söz konusu ise ve biri yapabiliyorsa çocuk tarafından bu gerçek olarak algılanır. Karakterlerin genel olarak güçlerinin herşeye yettiğine, her konuda başarılı olduklarına ve özellikle güzel ya da yakışıklı seçildiklerine şahit oluyoruz. Çocuklar bu karakterlere hayranlık duyuyorlar ve bu karakterlerle özdeşim kuruyorlar. Bu sebeple onlar gibi olmak istiyorlar. Onlar gibi görünmek, onlar gibi hareket etmek ve onlar gibi güçlü olmak istiyorlar. Gerçek dünyada bu tümgüçlülük mümkün olmadığından çocuklar hayal kırıklığına uğrayabiliyorlar ya da kendilerini başarısız hissedebiliyorlar.

Film/çizgi film ya da oyunların içerik tarafı ise etkinin bir diğer boyutunu oluşturmaktadır. Çocuk; izleme ya da oynama sürecinde birçok uygun olmayan görüntüye maruz kalabilmektedir. Televizyon ve tablette ara süreçlerdeki reklamlar çocuğun yaşına uygun içeriğe sahip olmayabilmektedir. Son dönemde çok popüler olan bir oyunda ise çocuk şehir kurarken aynı zamanda korkutucu görüntüye ve sese sahip gerçek olmayan yaratıklar tarafından saldırıya uğramaktadır. Çocuklar korktukları karakterleri ya da içerikleri bile sürekli izlemek isteyebilirler. Sonrasında ise çocuk bir savunma olarak genellikle korktuğu karakterle özdeşim gösterir. Böylece korkan pozisyonundan çıkar ve korkutan olarak aktif konuma geçer. Sıklıkla bu görsellerin etkileri çocukların uykularında kabus görmelerine, karanlıktan/yalnız kalmaktan korkmalarına veya alt ıslatma gibi sorunlara yol açabilmektedir.

Ticari bir pazar olarak da film kahramanlarının tercih edildiğini görüyoruz. Oyuncak, tekstil ve gıda sektörleri pazarlamada bu kahramanların görsellerini kullanarak maalesef çocukların eğilimlerini istismar etmektedir. Beslenme çocuklar ve ebeveynleri için her zaman önemli bir konu olmuştur. Gıda sektöründe çikolatalar, şekerler ve fast food yine kahraman görselleri ile çocukları faydalı olmayan yiyeceklere yönlendirmektedir. Bu noktada bu görsellerin gıda ürünlerinin üzerinden kaldırılması aileler tarafından talep edilebilir. Bu konuda ilgili makamlara başvurulabilir.

Anne babalar nelere dikkat etmeliler?

2,5 yaşına kadar çocukları televizyondan uzak tutmak gelişim açısından önem taşımaktadır.

Daha büyük çocukların ise televizyon, tablet ve cep telefonlarıyla geçirdikleri zaman belli bir sınırda tutulmalıdır.

Çocukların hangi film/çizgi filmi izlediği ve hangi oyunları oynadığı mutlaka takip edilmelidir.

Çocukların odasında televizyon bulunmaması ve çocuğun kendine ait bir tablet verilmemesi, çocuğun izlediklerini kontrol edebilmek ve süresini belli sınırda tutabilmek bakımından önem taşır.

Zaman zaman çocuklarla birlikte izlemek/oynamak ve karakterlerin gerçekliği üzerine sohbetler etmek yararlı olabilir. Böylece ebeveynler çocuklarıyla birlikte vakit geçirirken içerik takibi de gerçekleştirmiş olabilirler. Bu sayede film/oyun sırasında tablette yer alan reklamları görebilir ya da çocuklarının aklına takılan soruları sorması için fırsat yaratabilirler.

Çocuklar yaşlarına uygun olmayan bir görsele ya da içeriğe maruz kaldıklarında bunu anlamlandırmak isterler. Bu sebeple bilgi alabilecekleri mecralara başvururlar.

Doğru bilgilerin çocuğun aklında doğru bir biçimde yapılanabilmesi için en güvenilir kaynak olan ebeveynin devreye girmesi çocuğun yararına olacaktır.

Ebeveynin devreye girebilmesi için çocuğun soru sorabileceği zeminlerin oluşturulması gerekir. Birlikte vakit geçirmek, birlikte oyun oynamak, film izlemek ve çocuğun yanında olmak bu zeminin oluşturulmasına yardımcı olacaktır.

Çocuklar sıkıldıkça teknolojik imkanlardan faydanlanmak istediklerinden, çocukları keyif alabilecekleri aktivitelere yönlendirmek işe yarayabilir. Özellikle soğuk aylarda evde geçirilen vakitler çocukları televizyona ya da tablete yönlendirmektedir. Bu sebeple dışarıda vakit geçirmek, çocuğun fiziksel gelişimine olumlu katkılar sağladığı gibi teknolojiyle aşırı zaman geçirmemesinin de önüne geçecektir.

Ölüm, Yas ve Çocuk

Çocuklarda ölüm kavramı ve yas

Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak değişir.

Evrensel ve kaçınılmaz bir olgudur ölüm. Hayatın bir parçası olmasına karşın hayatın dışında ve uzağında tutulmaya çalışılan, adeta bir tabu olan, sevilen birinin kaybıyla yeniden yüz yüze gelinen gerçeklik. Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Çocukluklarda ölüm kavramı

Okul öncesi dönem  (0-6 Yaş)

Bu dönemde çocuklar somut düşünce yapısına sahip oldukları için soyut kavramları anlayamazlar. Dolayısıyla ölüm hakkındaki fikirleri belirsizdir. Ölümün evrensel bir son olduğunu, ölen kişinin geri dönemeyeceğini anlamakta güçlük çekerler.

Küçük çocukları ölüm kavramıyla tanıştırmanın en iyi yolu doğanın işleyişi hakkında bilgi vermektir. Örneğin; bir tırtılın zamanla büyüyüp kelebeğe, küçük tohumların çiçeklere dönüştüğü ancak, yaşamları bittiğinde de öldükleri anlatılabilir. Hayatta iken hareketli, öldüklerinde ise hareketsiz ve durgun oldukları söylenebilir.

Çocuklara yapılan açıklamaların dini kavramları, bir takım dogmatik ifadeleri ve gerçek olmayan bilgileri içermemesi önemlidir. “Artık cennette”, “bir yolcuğa çıktı” ya da “hasta olduğu için bir süre hastanede kalacak” şeklindeki açıklamalar, çocukta kaybedilen kişinin geri dönebileceğine ilişkin beklenti yaratabilir. Bu da yas sürecinin uzamasına ve kaygının artmasına sebep olacaktır.

Özellikle 3-6 yaş arası çocuklar; gerekli açıklama uygun bir şekilde yapılsa bile hiç tepki vermeyebilir, anlamamış gibi görünebilir veya hemen oyuna geri dönebilir. Bu tepkiler, çocuğun anlamadığının değil; biraz zamana ihtiyaç duyduğunun göstergesidir.

6-12 Yaş

Bu dönemde çocuklar bilişsel olarak biraz daha gelişmiş olduklarından, soyut kavramları anlayabilirler, bu kavramlar üzerine düşünebilirler. Ölümün evrenselliğini ve geri dönüşün olmadığını kavrayabilirler.

Ergenlik dönemi

Ergenlik döneminde gelişen soyut düşünmeyle birlikte, ergenler ölüm ve varoluş üzerinde düşünebilir. Kavrayışları geliştiğinden ölümü bir yetişkin gibi anlamlandırabilirler. Kaybın yaratacağı hüznün farkındadırlar.

Çocuklar sevilen kişinin kaybına nasıl tepki verirler?

Çocukların kayıp karşısında tepkileri çok farklı olabilir. Sevilen kişinin kaybını öğrenen çocuk hiç tepki vermeyebilir ya da ciddi duygusal tepkiler verebilir. Ağlayıp bağırabilir, öfkelenebilir.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar tepkisiz kalabilirler ve yapmakta oldukları bir aktiviteye ya da oynadıkları bir oyuna geri dönebilirler. Çocuklar aslında kaybedilen kişinin geri gelmeyeceğini anlarlar ancak, bunun sonuçlarını anlayabilmek için zamana ihtiyaçları vardır.

Özellikle ebeveynlerden birinin kaybedilmesi durumunda çocuklar, şok tepkisi verebilirler. Uzun süre hareketsiz kalıp günlerce konuşmayabilirler.

Çocukların tepkileri çeşitlilik gösterdiğinden, bu süreçte yetişkinler tarafından gözlemlenmeleri önemlidir. Tepkileri nasıl olursa olsun kabul edilmelidir. Yetişkin tarafından onaylanma ve anlaşıldığını hissetme çocuk için en iyi destektir.

Ebeveynler neler yapabilir?

  • Ölüm hakkında konuşmaktan kaçınılmamalıdır. Çocukla ölüm hakkında konuşmak en zor şeylerden biridir ve ilk konuşma genellikle sevilen birinin kaybının ardından yapılır. Ancak ideal olan; kayıp gerçekleşmeden önce yapılan konuşmadır. Çocuklar haberlerde, radyoda, televizyonda ölüm gerçeğiyle sık sık yüzleşirler. Çevrelerinde bir hayvanın ölümüne mutlaka tanık olurlar. Bu deneyimler ilk adım olabilir. Hayvanların doğumu, büyümeleri ve ölümü sade bir dille anlatılabilir. Ayrıca, ölümün hüzün yaratan bir gerçek olduğu da vurgulanmalıdır.
  • Çocukların hüznü yaşamalarına izin verilmelidir. Hüzün bir hastalık değil bir duygudur. İncindiğimizde ağlamak, acıktığımızda yemek yemek, yorulduğumuzda uyumak gibi doğaldır. Duyguların bastırılması, yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yaşanmasını engeller ve duygusal sorunlara neden olabilir.
  • Çocuklara gerçek dışı şeyler söylenmemelidir. Örneğin; “baban uzun bir yolculuğa çıktı” gibi cümleler çocukta babasının bir gün geri döneceği beklentisi yaratır. Uygun olmayan her bilgi korkuya, şüpheye, suçluluk duygusuna yol açar. Çocuğun tek ihtiyaç duyduğu şey doğru bilgidir.
  • Yas sürecinde sosyal destek önemlidir. Çocuğun arkadaşlarıyla vakit geçirmesi ve keyif aldığı etkinliklere yönelmesi yas sürecinin sağlıklı bir şekilde geçirilmesine yardımcı olur.
  • Çocuk, kaybedilen kişi ile ilgili konuşmak isterse bundan çekinilmemelidir. Kaybedilen kişi hayatta iken paylaşılan mutlu anlardan bahsedilebilir. Ebeveynin çocuğu dinlemesi, ona duygularını ifade edebilme fırsatı vermesi çocuğu rahatlatır.
  • Ebeveynler de kendi hüzünlerini ifade etmelidirler. Ebeveynler duygularını bastırdığında, büyük olasılıkla çocuklar da duygularını saklamayı öğreneceklerdir. Kayıp karşısında inkâr, hüzün, gözyaşı, çaresizlik tepkileri normaldir ve herkes için ortaktır.
  • Çocuklar cenaze törenine katılmak veya mezarlığı ziyaret etmek için teşvik edilebilir. Bu katılım bir anlamda çocuğun ailenin hüznüne ortak olması demektir. Ancak; bu tercih çocuğa bırakılmalı, katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır. Böyle durumlarda güvendiği bir yetişkinle evde kalabilir.

Uzman desteği hangi durumlarda gereklidir?

Yas bir süreçtir. Bu süreçte ilk tepkiler hüzün, inkar, gözyaşı ve çaresizliktir. Normal yas sürecinde bu tepkiler zamanla hafifler ve sevilen kişiyle ilgili güzel anılar saklanarak hayata devam edilir. Ancak yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da yas süreci uzayabilir veya aşılamayabilir. Çocuk eğer;

  • Sürekli depresif bir görünüm sergiliyorsa,
  • Kaygılı ve hareketli ise,
  • Ebeveyn ve arkadaşlarının yanında gerginse,
  • Görünümüne ve kişisel bakımına önem vermiyorsa,
  • Sosyal etkinliklerden kaçınıp daha çok yalnız kalmak istiyorsa,
  • Okul başarısında düşüş yaşıyorsa,
  • Değersizlik duyguları yaşıyorsa, bir uzman desteği almak gerekebilir.

 

Yararlanılan kaynaklar:

Dolto, F. (2004). “Ölümü Nasıl Anlatmalı”  İstanbul: Ark Kitapları Özgü Yayıncılık
Klein, M. (2008). “Sevgi, Suçluluk, Onarım”  İstanbul: Kanat Kitap
Grollman, E.A. (1990)  “Talking about Death:A Dialogue between Parent and Chlid”   Boston: Beacon Press

 

×

Merhaba!

WhatsApp'ta soru sormak veya bize bir e-posta göndermek için aşağıdaki temsilcilerimizden birini tıklayın (E-Mail Adresimiz: psikolojielika@gmail.com)

× Nasıl Yardımcı Olabiliriz?