Kadın Cinselliği ve Doğru Bilinen Yanlışlar

Kadın cinselliğine yönelik yanlış inançlar

Oral, anal cinsel ilişki anormaldir! Bunlar inanışlarla ilgilidir. Çiftin her ikisinin de onayladığı, zevk aldıkları müddetçe sorun değildir. Sapkınlık olarak değerlendirilemez. Eşin biri istemediğinde buna saygı gösterilmeli, zorlanmamalıdır.

Genel tuvaletlerden cinsel yolla hastalık bulaşır! Hijyen şartlarına dikkat edildiğinde söz konusu cinsel hastalıkların bulaşma olasılığı çok düşüktür.

Vajina temizliğini sağlamak için düzenli olarak yıkamak gerekir! Vajinayı yıkamak, vajenin kendini korumak için ürettiği faydalı organizmaları, (vajen florasını) bozar. Vajinanın doğal koruyucu yapısı, PH düzeyi bozulursa, cinsel hastalıklara zemin hazırlanır. Vajinanın içinin yıkanmasına kesinlikle gerek yoktur. Kadına zararlıdır. Sadece dış kısım perine, duş esnasında normal biçimde yıkanır. Tuvalet yapma esnasında, önden arakaya doğru temizlik yapılmalıdır. Anüs, (rektum) civarındaki mikropların öne yani vajina ve üretraya bulaşmasına engel olunmalıdır.

Menapoz cinsel yaşamın sonudur! Tam aksine kadınların hamile kalma korkularının artık olmadığı bir dönem olduğu için daha rahat oldukları bir dönemdir. Hormonal azalma nedeniyle kadının cinsel iştahında değişiklik olabilir. Bazı kadınlarda cinsel iştahta artış olabilmektedir. Vajinal kayganlığın azalması nedeniyle sorun yaşanabilir. Bu tür durumlarda vajinal ıslaklığı sağlayacak jeller eczanelerde oldukça uygun fiyatlara temin edilebilir. Eşi olmayan kadınların; vajinanın esnekliğini kaybetmemesi (vajinal atrofi) için cinsel objeler (vibratör gibi) kullanmasında fayda vardır.

Kadınlar orgazm olmaz! Tamamen yanlıştır. Kadınlar hem klitoris hem de vajinal uyarılma ile orgazm olurlar.

Çoğul orgazma ulaşan kadınlar “anormal” ya da “nemfomanyak” (cinsel arzuları doymayan) kadınlardır! Kadınlar fizyolojik yapıları gereği, arka arkaya orgazm olabilirler. Yapılan son bilimsel çalışmalara göre; kadının klitorisi ve daha derindeki vajinanın etrafını saran bölgelerinde çok fazla sinir ağına sahip olduğu kanıtlanmıştır. Yoğun sinir ağı; erkeğe göre daha fazla orgazm yaşamasına yardımcıdır.

Adet sırasında cinsel ilişkiye girmek tehlikelidir! Hijyen açısından dikkat edilmelidir. Adetin çok yoğun olduğu dönemde, fiziksel olarak cinsel ilişki zor olabilir. Kadının kanaması nedeniyle, enfeksiyon riskine dikkat etmek gerekir.

Gebelik sırasında cinsel ilişkide bulunmak doğru değildir! Kesin bir kural değildir. Herhangi bir düşük, erken doğum, plasenta, vb sorunlar yoksa çiftler ilişkide bulunabilirler. Ancak gebelik dönemindeki cinsel ilişkilerde kadını zorlayacak ilişkilerden kaçınılmalıdır. Gebeliğin ilk 3 ve son 3 ayında daha dikkatli olunmalıdır.

Büyük memelerde daha fazla süt üretilir! Yanlış bir inanıştır. Kadının beslenmesi, ruhsal, genetik durumu ve doğum biçimi süt üretimini etkiler. Büyüklükle ilgisi yoktur.

Herhangi bir gebelikten korunma yöntemini kullanan kadınlar bir daha çocuk sahibi olamazlar! Tamamen yanlış bir inanıştır. Hiçbir gebelikten korunma yöntemi uygulamayan kadınlar, hamile kalma, doğum yapma korkusu ile cinsellikten soğumakta, kaçınmaktadırlar.

Cerrahi sterilizasyon yani tüpleri bağlatma yöntemi kullanan kadınlar cinsel güçlerini kaybederler! Gerçeklikle ilgisi yoktur. Tüplerin bağlanmasındaki tek amaç yumurtaların döllenmesini önlemektir.

Rahim içi araç kadının bedeninde istenmeyen yerlere ilerleyebilir! Spiral, rahim içi araçlar rahimin dışına çıkamazlar. Mümkün olan tek şey, eğer rahime uygun bir araç değilse, spiral düşebilir. Doğum yapmış kadınlar için en güvenli doğum kontrol yöntemlerinden biridir.

Kadınların çoğu tecavüze uğramak ister!

Eğer bir kadın tecavüze uğradıysa bu onun suçudur!

Kadın giyimi ve davranışlarıyla tecavüz edeni tahrik etmiştir!

Cinsel şiddet seks işçilerine uygulandığında bu tecavüz sayılmaz!

Bunlar eril şiddet kültürünün ürettiği safsatalardır. Hiçbir kadın zorla bedenine yönelik bir davranıştan hoşlanmaz. Zorbaca yöntemlerden zevk alınmaz. Cinsellik iki insanın karşılıklı rızaları ile sevgi, şefkat, zevk eşliğinde yaşandığında anlamlıdır.

Kızlık zarı kadının bakire olduğunun tek göstergesidir! Kesinlikle yanlıştır. Kızlık zarı cerrrahi olarak onarılabilir. Esnek ve yırtılmamış olabilir.

Kızlık zarına dokunulmadığı takdirde gebelik oluşmaz! Eğer vajinanın üstüne gelecek şekilde erkek boşalırsa kadının gebe kalma ihtimali zayıfta olsa olasılık dahilindedir.

İlişki esnasında geri çekme, vajene boşalmama (Koitus Interruptus) gebeliğe karşı korunma sağlar! yanlıştır. Erkeğin vajene girmesi yeterlidir. İlişki sırasında salgılanan prostat sıvısı içinde sperm bulunur. Ve o spermler ilişki esnasında serbest kalıp, hamileliğe yol açabilir.

Küçük çocuklara bebeklerin nasıl dünyaya geldiklerini anlatmak gereksizdir, çünkü anlamazlar! Tam tersine çocuklar 2 yaşından sonra cinsiyetleri ve nasıl dünyaya geldikleri konusunda çok meraklıdırlar. Çocukların meraklarını yaşlarına uygun kelimelerle gidermek, sorularına önem verip, basit açıklamalar yapmak çok önemlidir. Cinselliğe dair korku, önyargı, utanç gibi olumsuz tutum ve inançların gelişmesine engel olunur. Çocuklara “anlamaz” deyip bilgi verilmez ise; çocuklar çarpıtılmış, yanlış cinsel bilgileri akranlarından, internetten öğrenmektedirler.

Cinsel terapistler, cinsel danışmanlar muayene eder. Fiziksel temasta bulunur! Asla doğru değildir. Cinsel terapist ve cinsel danışmanlar; cinsel hayat ve cinsel sorunların çözülmesi için özel cinsel terapi eğitimi almış kişilerdir. Diğer terapilerdeki etik kurallar aynen geçerlidir. Cinsel terapistler fiziki muayene etmez. Fiziki davranış ve tutumlar içine girmezler. Kişisel herhangi bir ilişki kurmazlar.

Süper Anne ve Süper Kadın

Süper anne ve süper kadın

Kadın olmak demek; nerede, kimlerle ve nasıl olursa olsun; etrafındakilere sürekli olarak hizmet eden, uyumlu, sessiz, itaat eden, bakım veren, şefkat ve iyilik gösteren olmak demektir. ”Kadın dediğin güler yüzlü olmalı, kadın dediğin yumuşak olmalı, kadın kısmı öfkelenmemelidir…”

“Süper anne”, “süper kadın”, “süper iş kadını” olmanın ağırlığı nasıl taşınır? 

Kadın/anne neye, kime yetişecek?

Bebeğine, çocuğuna mı?

Ailesindeki ev işlerine mi?

İşyerindeki çalışan kadın rolüne mi?

Eşine karşı kadın/eş olma rolüne mi?

Aile büyüklerinin beklentilerine mi?

Kadın olmak demek; nerde, kimlerle ve nasıl olursa olsun; etrafındakilere sürekli olarak hizmet eden, uyumlu, sessiz, itaat eden, bakım veren, şefkat ve iyilik gösteren olmak demektir. “kadın dediğin güler yüzlü olmalı, kadın dediğin yumuşak olmalı, kadın kısmı öfkelenmemelidir…” Yani toplumun kadına izin verdikleri ve yasakladıkları vardır.

Kadın; kız çocukluğundan başlayarak kendi yetiştiği ailedeki bireylere bakım vermek, hizmet etmek, anlayışlı, sevecen, yardımsever, alttan alan, idare eden olmak zorundadır. Herhangi bir aile üyesinin hastalanması, yaşlanıp bakıma ihtiyaç duyması söz konusu olunca akla ilk gelen kız çocukları, kadınlardır. Kız kardeşler, anneler, ablalardan bakım, şefkat, yatıştırılma, anlayış ve fiziki bakım istenir. Hastalanan aile büyüklerine bakması için okumasına izin verilmeyen pek çok kadın vardır. Ya da pek çok kız çocuğu kendinden küçük kardeşlerine bakmak zorundadır.

Kadın aynı zamanda kendi kurduğu ailede de, eşine, çocuklara da bakım vermeli, rehberlik etmeli, anlayışlı, yatıştırıcı, çözüm üreten olmalıdır. Eşinin ailesinde de benzer sorumlulukları, beklentileri karşılamalıdır. Kadın, kadın olmasından kaynaklı olarak daima yumuşak huylu, itaatkar, temiz, çalışkan, sevgi dolu, iyilik meleği, sabırlı ve güler yüzlü olmalıdır.

Kadınların evdeki, ailedeki fiziki emeğinin ardında görünmeyen; duygusal ciddi bir emek söz konusudur. Kadınların evde gerçekleştirdiği duygusal emek; “duygusal ev işi” olarak adlandırılmaktadır. “candanlık arayışında” başrol kadına verilmektedir. “Hemşirelik rolü” Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin görünmeyen yüzüdür.

Kadının iş yaşamına, ücretli bir işe girmiş olması, evde var olan eşitsizliğin iş ortamında da devam etmesine engel teşkil etmez. Erkeklerle aynı işi yapsa dahi, kadın olduğu için daha alttan alıcı, ortamı yumuşatıcı, sakin, sabırlı, anlayışlı, hoşgörülü, güler yüzlü, sevecen olmak zorundadır. Özellikle hizmet sektöründe “duygusal emek” gerekli olduğu için, genellikle kadınlar istihdam edilmektedir. İş ortamındaki duygusal emeğin de herhangi bir karşılığı yoktur. Zaten onun yapması gereken görevlerdir söz konusu olan. “Seni niye işe aldık, müşteriye güler yüzlü davranasın diye…”

Çalışan ve eş olan bir kadının anne olması durumu değiştirir mi? Kadından beklenen fiziki, ruhsal, ilişkisel ve duygusal emeğin karşılığı olarak toplumun herhangi bir takdiri, ödüllendirmesi söz konusu mudur?

Var olan kapitalist çalışma ortamı; kadını anne olmasından dolayı kayırmaz. Hatta tam tersi, çalışan bir kadın hamile kalıp, çocuğuna vakit ayırması gerektiğinde işten çıkartılır. Anne olduğu için mesai saatleri değiştirilmez. Ya da yasal olarak tanınmış haklarını kullanmasına dahi izin verilmez. İşten çıkarılma tehdidine boyun eğmesi istenir. İşyerindeki erkeklerle aynı işi, aynı verimlilikte, “duygusal emeği” de ekstra karşılıksız olarak yapmaya devam etmelidir.

Devlet, toplum; çocuğun yetiştirilmesi ve büyütülmesinde rol almaktan kaçınır. Bu rol anneye bırakılır.

Kadın artık, anne olduğu için daha hoşgörülü, sabırlı, enerjik, düşünceli, özverili, dayanıklı olmak zorundadır. Anne olan bir kadının artık kendisi için bir şey yapması, kendine vakit ayırması kabul edilemez. O kendini çocuğuna, eşine, evine ve ayrıca işine de adamak zorundadır. “Süpermen” gibi “süperanne”, “süperkadın”, “süpereş”, “süperevlat” olmalıdır.

“Süpermen” hayali bir karakterdir. İnsanın arzularını yansıtır. Kadına yüklenen süper roller, imkansız olanı gerçekleştirmek için kadının kendini aşırı zorlamasına sebep olur. Kendinden beklenenleri, içselleştirip görev edinen kadın görevlerini aksattığında kendini suçlar. Kendine kızar ve aşağılar. Kendini “yetersiz”, “güçsüz”, “beceriksiz”, “çaresiz”, “yalnız” olarak algılamaya başlar.

Özellikle annelikle ilgili kendinden beklenenleri aksattığında, kendini; “kötü anne” olarak algılamakta, özdeğeri, özgüveni yerle bir olup, depresyonun kucağına düşmektedir. Doğum sonrası depresyonlarında kadına yüklenen beklenti ve rollerin ağırlığı önemli bir etkendir.

Kadınların ruh sağlığı konusunda erkeklere göre daha fazla sıkıntı yaşamasında, toplumun kadına yüklediği ve kadının da üstüne vazife olarak aldığı sorumlulukların çok büyük payı vardır.

Kadınlarda bu nedenle; az önce sıralanan nedenlerle depresyon, kaygı bozukluğu, somatizasyon, yeme bozuklukları, tükenmişlik, travma sonrası stres bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları erkeklere oranla daha sık görülmektedir.

Depresyon, doğum sonrası depresyonları, kaygı bozukluğu, OKB, aile terapisi, çift ilişkisine yönelik psikoterapi sürecinde kadının toplumsal cinsiyet rolü göz önüne alınmadan etkili bir terapi söz konusu olamaz.

 

Kaynak: Türk Psikiyatri Derneği yayınları,  Kadınların Yaşamı ve Kadın Ruh sağlığı kitabı

 

bakırköy aile danışmanı, ataköy aile danışmanı, bahçelievler psikolojik danışma, menapoz danışmanlığı, bakirkoy psikolog