Boşanma ve Çocuk

Boşanacağımızı Çocuklara Nasıl Söylemeliyiz?

Boşanmak ve çocuğa bunu uygun biçimde açıklamak çocuk ruh sağlığı, çocuk psikolojisi açısından daha kabul edilebilir bir seçenek olabilir.Çatışmalı bir ailede boşanmak ta çatışmalı geçer. Çatışmayı yönetebilmek için psikolojik destek alınması önemli bir seçenek olarak akılda tutulmalıdır.

Çatışmalı, aile içi iletişimin kötü olduğu aile ortamlarda yetişen çocukların insanlara, kendilerine ve dünyaya yönelik güven duyguları beslemesi zordur. Çatışmalı aile ortamları çocuklarda sıklıkla kaygı bozukluğu, okul, öğrenme, dikkat sorunları yaşanmasına neden olur. Hayal kırıklığı, öfke kontrol sorunları, gerginlik, huzursuzluk, özdenetim eksikliği yaşanma olasılığı fazladır. Çocuğun ihtiyaç duyduğu fiziksel koşullar karşılansa bile, ruhsal, duygusal gereksinimlerini karşılamak mümkün olmayabilir. Anne baba arasındaki çatışma, gerginlik, kızgınlık, öfke, nefret, suçlama gibi olumsuzluklar çocuklar tarafından adeta emilmektedir.

Yaşlarına göre farklılık göstermekle birlikte çocuklar; anne babadan birinin tarafında yer almak zorunda hissedebilirler. Özellikle boşanmayı istemeyen tarafın yanında yer alabilirler. Çocuklar var olan düzenlerinin, olanaklarının bozulmasını istemezler. Anne babanın bir arada olmasını istemeleri, kayıp korkuları anlayışla karşılanmalıdır.

Boşanma kararını anne baba çocuğa birlikte açıklamalıdır. Çocuğun sakin ve güvende hissettiği bir ortamda özel bir vakit ayırmak gereklidir. Sadece boşanılacağını söylemek yeterli değildir. Onun boşanma ile ilgili konuşmasına, soru sormasına fırsat yaratılmalıdır.

Boşanma kararı açıklanırken çocuğun yanında her iki ebeveyn mümkün olduğunca eşit hareket etmelidir. Anne ya da babadan birinin aktif olması çocuğun kafasını karıştırabilir. Her iki tarafın boşanma sorumluluğunu alması önemlidir. Aktif olan taraf boşanmayı isteyen taraf olarak algılanıp, suçlama eğilimleri gelişebilir. Bu tür taraf olma durumlarını önlemek için her iki eşin kendi cümleleri ile boşanma kararlarını anlatmaları gereklidir. Ortak hareket edilmesi; çocukların var olan durumu daha kolay kabullenmelerini sağlar. Suçlama eğilimi ortadan kalkar.

Çocuklara yaşlarına uygun ifadelerle boşanmayı açıklamak gerekir. Küçük yaş çocuklarına, kısa, basit ve somut biçimde açıklamak gerekir. “Bundan sonra biz aynı evde oturmayacağız. Aynı yatakta yatmayacağız…”

Çocuklara bir kez açıklama yapmak yeterli değildir. Çocukların durumu kavraması, anlaması için onlara zaman verilmelidir. Aynı soruları tekrar tekrar sorabilirler. Bu tür tekrarlayan sorularda sakin kalınmalı, anlayış gösterilmelidir. Çocuğunuz sizi kızdırmak için değil, kavrayabilmek için tekrar tekrar soruyor olabilir.

Boşanmak; anne baba olarak yetişkinler için bilinmez, kabullenilmesi zor bir yaşam olayıdır. Çocuklar için boşanmayı kabullenip, yeni duruma uyum sağlamak çok daha zordur. Çocukların boşanmanın zorluğu ile baş etmelerinde sabırlı olunması çok önemlidir.

Boşanma süreci; yetişkinlerde kaygı yarattığı gibi çocuklarda da kaygı, gerginlik, endişe, öfke gibi duyguları tetikler. Çocuğa boşanma kararını açıklarken, bu tür duyguların ifade edilmesine izin verilmesi önemlidir. Karar çocuğa açıklanıp, çocuk ne olacağını kavramaya başladığında küskünlük, hırçınlık, öfke, suçlama, kaygı belirtileri gösterebilir. Bu tür duyguları kabul ettiğinizi çocuğunuz bilmelidir. Boşanmak nihayetinde sevinçli bir yaşam deneyimi değildir. Kayıpların olduğu, pek çok duygunun insanın zihnini işgal ettiği, sarsıcı olabilen bir deneyimdir. Çocuğun duygusal, zihinsel karmaşa yaşaması olağandır. Anne babanın; çocuğun yaşadığı kaygıyı, duygusal karmaşayı yönetebilmesi için kendi duygu ve düşüncelerinin, acısının, kayıplarının farkında olması gereklidir. Boşanma danışmanlığı bu tür durumlarda başvurulacak bir destek olabilir. Özellikle annenin duygusal karmaşayı yönetebilme, stresle başa çıkma,  duyguları düzenleyebilme becerisi çok önem taşır.

Çocuklara boşanma kararı açıklandığında; çocuklar anne babanın yüz ifadelerine, beden diline ve davranışlarına çok dikkat ederler. Sözlerin, davranış ve tutumların net, kararlı ve tutarlı olunmasına dikkat edilmelidir. Çelişkili, tutarsız davranışlar çocukların zihinlerini daha çok karıştırır.

Boşanma nedenini çocuklara detaylı anlatmanız gerekmez. Eş ilişkilerinin mahremiyeti, özel alan korunmalıdır. Gereksiz ayrıntıları çocuğa anlatmak, çocuğu gereksiz biçimde sorumluluk almaya, kafasını daha da karıştırmaya hizmet eder. Olabildiğince basit, net bir dil kullanılmalıdır.

Küçük çocuklar benmerkezci düşünme eğilimleri nedeniyle boşanmanın kendi hatalarından kaynaklandığını düşünebilirler. Öz suçlama yaşayabilirler. “ben yaramazlık yaptım, onları üzdüm, bu yüzden boşanıyorlar, hep benim yüzümden…”  Boşanmanın çocuklarla bir ilgisinin olmadığının dile getirilmesi gerekli olabilir. “boşanma kararımızın seninle bir ilgisi yok…” Denmesi gerekebilir.

Boşanma kararı açıklandığında; çocuklara, kendilerine olan bakımın, sevginin, özenin devam edeceğinin mutlaka altının çizilmesi gerekir. Boşanma; karı koca olmaktan çıkmaktır. Anne baba olmaktan boşanılmaz.

Ölüm, Yas ve Çocuk

Çocuklarda ölüm kavramı ve yas

Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak değişir.

Evrensel ve kaçınılmaz bir olgudur ölüm. Hayatın bir parçası olmasına karşın hayatın dışında ve uzağında tutulmaya çalışılan, adeta bir tabu olan, sevilen birinin kaybıyla yeniden yüz yüze gelinen gerçeklik. Ölüm karşısında hissedilen hüzün, öfke, çaresizlik, inkâr sadece yetişkinlere özgü duygular değildir. Çocuklar da benzer duygular hisseder ancak, ifade etme biçimleri farklı olabilir. Çocukların ölümü anlamlandırmaları ve ölüm karşısında verdikleri tepkiler yaşlarına, zihinsel ve duygusal gelişimlerine bağlı olarak farklılık gösterir.

Çocukluklarda ölüm kavramı

Okul öncesi dönem  (0-6 Yaş)

Bu dönemde çocuklar somut düşünce yapısına sahip oldukları için soyut kavramları anlayamazlar. Dolayısıyla ölüm hakkındaki fikirleri belirsizdir. Ölümün evrensel bir son olduğunu, ölen kişinin geri dönemeyeceğini anlamakta güçlük çekerler.

Küçük çocukları ölüm kavramıyla tanıştırmanın en iyi yolu doğanın işleyişi hakkında bilgi vermektir. Örneğin; bir tırtılın zamanla büyüyüp kelebeğe, küçük tohumların çiçeklere dönüştüğü ancak, yaşamları bittiğinde de öldükleri anlatılabilir. Hayatta iken hareketli, öldüklerinde ise hareketsiz ve durgun oldukları söylenebilir.

Çocuklara yapılan açıklamaların dini kavramları, bir takım dogmatik ifadeleri ve gerçek olmayan bilgileri içermemesi önemlidir. “Artık cennette”, “bir yolcuğa çıktı” ya da “hasta olduğu için bir süre hastanede kalacak” şeklindeki açıklamalar, çocukta kaybedilen kişinin geri dönebileceğine ilişkin beklenti yaratabilir. Bu da yas sürecinin uzamasına ve kaygının artmasına sebep olacaktır.

Özellikle 3-6 yaş arası çocuklar; gerekli açıklama uygun bir şekilde yapılsa bile hiç tepki vermeyebilir, anlamamış gibi görünebilir veya hemen oyuna geri dönebilir. Bu tepkiler, çocuğun anlamadığının değil; biraz zamana ihtiyaç duyduğunun göstergesidir.

6-12 Yaş

Bu dönemde çocuklar bilişsel olarak biraz daha gelişmiş olduklarından, soyut kavramları anlayabilirler, bu kavramlar üzerine düşünebilirler. Ölümün evrenselliğini ve geri dönüşün olmadığını kavrayabilirler.

Ergenlik dönemi

Ergenlik döneminde gelişen soyut düşünmeyle birlikte, ergenler ölüm ve varoluş üzerinde düşünebilir. Kavrayışları geliştiğinden ölümü bir yetişkin gibi anlamlandırabilirler. Kaybın yaratacağı hüznün farkındadırlar.

Çocuklar sevilen kişinin kaybına nasıl tepki verirler?

Çocukların kayıp karşısında tepkileri çok farklı olabilir. Sevilen kişinin kaybını öğrenen çocuk hiç tepki vermeyebilir ya da ciddi duygusal tepkiler verebilir. Ağlayıp bağırabilir, öfkelenebilir.

Özellikle okul öncesi dönemde çocuklar tepkisiz kalabilirler ve yapmakta oldukları bir aktiviteye ya da oynadıkları bir oyuna geri dönebilirler. Çocuklar aslında kaybedilen kişinin geri gelmeyeceğini anlarlar ancak, bunun sonuçlarını anlayabilmek için zamana ihtiyaçları vardır.

Özellikle ebeveynlerden birinin kaybedilmesi durumunda çocuklar, şok tepkisi verebilirler. Uzun süre hareketsiz kalıp günlerce konuşmayabilirler.

Çocukların tepkileri çeşitlilik gösterdiğinden, bu süreçte yetişkinler tarafından gözlemlenmeleri önemlidir. Tepkileri nasıl olursa olsun kabul edilmelidir. Yetişkin tarafından onaylanma ve anlaşıldığını hissetme çocuk için en iyi destektir.

Ebeveynler neler yapabilir?

  • Ölüm hakkında konuşmaktan kaçınılmamalıdır. Çocukla ölüm hakkında konuşmak en zor şeylerden biridir ve ilk konuşma genellikle sevilen birinin kaybının ardından yapılır. Ancak ideal olan; kayıp gerçekleşmeden önce yapılan konuşmadır. Çocuklar haberlerde, radyoda, televizyonda ölüm gerçeğiyle sık sık yüzleşirler. Çevrelerinde bir hayvanın ölümüne mutlaka tanık olurlar. Bu deneyimler ilk adım olabilir. Hayvanların doğumu, büyümeleri ve ölümü sade bir dille anlatılabilir. Ayrıca, ölümün hüzün yaratan bir gerçek olduğu da vurgulanmalıdır.
  • Çocukların hüznü yaşamalarına izin verilmelidir. Hüzün bir hastalık değil bir duygudur. İncindiğimizde ağlamak, acıktığımızda yemek yemek, yorulduğumuzda uyumak gibi doğaldır. Duyguların bastırılması, yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yaşanmasını engeller ve duygusal sorunlara neden olabilir.
  • Çocuklara gerçek dışı şeyler söylenmemelidir. Örneğin; “baban uzun bir yolculuğa çıktı” gibi cümleler çocukta babasının bir gün geri döneceği beklentisi yaratır. Uygun olmayan her bilgi korkuya, şüpheye, suçluluk duygusuna yol açar. Çocuğun tek ihtiyaç duyduğu şey doğru bilgidir.
  • Yas sürecinde sosyal destek önemlidir. Çocuğun arkadaşlarıyla vakit geçirmesi ve keyif aldığı etkinliklere yönelmesi yas sürecinin sağlıklı bir şekilde geçirilmesine yardımcı olur.
  • Çocuk, kaybedilen kişi ile ilgili konuşmak isterse bundan çekinilmemelidir. Kaybedilen kişi hayatta iken paylaşılan mutlu anlardan bahsedilebilir. Ebeveynin çocuğu dinlemesi, ona duygularını ifade edebilme fırsatı vermesi çocuğu rahatlatır.
  • Ebeveynler de kendi hüzünlerini ifade etmelidirler. Ebeveynler duygularını bastırdığında, büyük olasılıkla çocuklar da duygularını saklamayı öğreneceklerdir. Kayıp karşısında inkâr, hüzün, gözyaşı, çaresizlik tepkileri normaldir ve herkes için ortaktır.
  • Çocuklar cenaze törenine katılmak veya mezarlığı ziyaret etmek için teşvik edilebilir. Bu katılım bir anlamda çocuğun ailenin hüznüne ortak olması demektir. Ancak; bu tercih çocuğa bırakılmalı, katılmak istemiyorsa zorlanmamalıdır. Böyle durumlarda güvendiği bir yetişkinle evde kalabilir.

Uzman desteği hangi durumlarda gereklidir?

Yas bir süreçtir. Bu süreçte ilk tepkiler hüzün, inkar, gözyaşı ve çaresizliktir. Normal yas sürecinde bu tepkiler zamanla hafifler ve sevilen kişiyle ilgili güzel anılar saklanarak hayata devam edilir. Ancak yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da yas süreci uzayabilir veya aşılamayabilir. Çocuk eğer;

  • Sürekli depresif bir görünüm sergiliyorsa,
  • Kaygılı ve hareketli ise,
  • Ebeveyn ve arkadaşlarının yanında gerginse,
  • Görünümüne ve kişisel bakımına önem vermiyorsa,
  • Sosyal etkinliklerden kaçınıp daha çok yalnız kalmak istiyorsa,
  • Okul başarısında düşüş yaşıyorsa,
  • Değersizlik duyguları yaşıyorsa, bir uzman desteği almak gerekebilir.

 

Yararlanılan kaynaklar:

Dolto, F. (2004). “Ölümü Nasıl Anlatmalı”  İstanbul: Ark Kitapları Özgü Yayıncılık
Klein, M. (2008). “Sevgi, Suçluluk, Onarım”  İstanbul: Kanat Kitap
Grollman, E.A. (1990)  “Talking about Death:A Dialogue between Parent and Chlid”   Boston: Beacon Press

 

×

Merhaba!

WhatsApp'ta soru sormak veya bize bir e-posta göndermek için aşağıdaki temsilcilerimizden birini tıklayın (E-Mail Adresimiz: psikolojielika@gmail.com)

× Nasıl Yardımcı Olabiliriz?