Terk Edilme Kaygısı

TERK EDİLME KAYGISI NEDİR?
Bazı insanlar birlikte oldukları kişiyi kaybedeceklerine dair yoğun anksiyete(kaygı) yaşarlar. Ya sevdiği kişi tarafından terk edilmekten, ya sevdiğinin başına bir şey gelmesinden, hastalanmasından ve hatta ölebileceğinden endişelenebilirler. Durum öyle bir hale gelir ki, bu endişelerinin gerçek olduğunu ispat edecek kanıtlar ararlar. Mesela sevdiğine mesaj atınca yanıt alamamak, aranmamak, karşı tarafın telefon görüşmesini güzel sözlerle kapatmaması, görüşmeyi kısa tutmak ya da gündelik yaşamda karşılaşılan sıradan bir sorun bile onun için bir kanıt niteliğindedir.
Bu durum bu kişiler için bir tehdittir ve bu tehdit onları sevdiklerinin her şeyini kontrol etme çabasına kadar götürebilir. Cep telefonlarını kurcalama, sosyal medya hesaplarını stalklama, gece geç saatte gelen mesajlar, bu mesajlar ele geçirilince de artık iş suçlamaya kadar varabilir. Kendisi için tehlike gördüğü kişi artık onun için bir rakiptir. Bu noktadan sonra kişi üçüncü kişiyle sürekli kendisini kıyaslamaya, hatta terk edilmemek için işi kendini öldürmekle tehdit etmeye kadar vardırabilir. Terk edilme korkusunu yoğun yaşayan kişiler terk edilmemek için kimseyle yakın ilişki kurmamayı seçer.
Terk edilme kaygısı hayatlarını yöneten kişilerin bazılarında terk edilme şeması olduğu için kendilerine terk etme olasılığı yüksek kişileri eş (partner) olarak seçerler. Ve hatta kendilerini ortada bırakacak kişileri bir mıknatıs gibi kendilerine çekerler. Böyle insanlar onlara çekici gelir ve aşık olurlar. Terk edilmemek için sevdikleri kişinin her istediğini yaparlar. Bunun için bazen alttan alır, bazen boyun eğerler. Böyle bir ilişkinin alış veriş dengesi bozulduğunda devamlı alan kişi bir süre sonra bu durumdan sıkılır, ilişkiden uzaklaşmaya başlar, karşısındakini değersizleştirir ve hatta ilişkiden kaçıp diğerini terk eder. Kimisi ise terk edilme korkusuyla partnerini daha çok kontrol altında tutmaya çalışır, onu iyice sıkar. Partnerini sürekli eleştirir, küçümser, yaptıklarını beğenmez, kendisi olmadan hayatını sürdüremeyeceği inancını yaşarlar. Ne yaparsa yapsın sevgili eninde sonunda kaçar.
İhtiyaçları karşılanmayan, şiddete maruz kalan, kavga ortamında büyüyen, anne babasından birini kaybeden, ihmal edilen çocuklar terk edilme şemasına sahip yetişkin adayıdır.
İnsanlar güven dolu ve sağlıklı ilişkiler yaşamak ister. Kişinin ilişkilerine zarar vermesi,  sürekli bir kaygı ve gerginlik yaratması durumunda mutlaka bir terapi desteği alması gerekir. Onu bu davranışa yönelten nedenler üzerinde terapide çalışılarak sağlıklı yakın ilişkiler kurması konusunda destek alınmalıdır.

TERK EDİLMEKTEN-REDDEDİLMEKTEN NEDEN KORKARIZ?

Birçoğumuz eleştirilmiş, sözü kesilmiş, görmezden gelinmiş, küçümsenmiş, kaba davranılmış, dikkate alınmamış olabiliriz. Bunları yaşamak bizi üzebilir, canımızı yakabilir, üzerimize alınabiliriz. En çok da sevdiğimiz insanlar tarafından yapıldığında üzülürüz. Yaşadığımız duygusal kırıklıkların birçoğu bizim değer verdiğimiz kişilerin ilişkiyi bizimle aynı değerde görmemesinden ve içinde olmak istediğimiz grup tarafından kabul edilmemekten kaynaklanır.  Duyguların aynı şekilde değer bulmaması da kişi için bir felaket olarak algılanır.
Reddedilmek, aşağılanmak, terk edilmek, küçük düşürülmek kendilik değerimizi sarsar. Kendimizle ilgili değerimizi belirleyen içe bakışa hepimiz sahibiz. Bu yolla da kendi çevremizi gözlemleriz, kollarız, herhangi bir reddedilme izi aramaya çalışırız.  Herkesin içsel gözlemi birbirinden farklıdır.  Bazı insanlar bazı şeylere aşırı duyarlılık gösterirken bazıları çok fazla umursamazlar. Söylenen her sözün ardında bir niyet arayan, iki kişi fısıldayarak konuşurken kendisi hakkında konuşulduğunu düşünen kişiler de var. Günümüzde ne yazık ki birçok insan bu gruba dahildir. Toplumda ilişkiler birbirinden karmaşık, yabancılaşma, bireyselleşme artmıştır. Hayatta kalabilmek için bir gruba ait olmak gerekmese de insanın iyi olma, yaşamdan doyum sağlama, mutluluğu ve başarısı başka insanların varlığından etkilenmektedir. Hayatta kalabilmek için bir sosyal gruba dahil olma gerekliliği olmasa bile insanın iyilik, mutluluk hali ve başarısı bir diğer grubun varlığından çok etkilenir durumdadır.

TERK EDİLME KORKUSUNDA HANGİ TERAPİLER İŞE YARAR?

Bir insan tek başına var olabilir mi? Kendisini seven, kabul eden, ona destek olan birileri olmadan yaşamını nasıl sürdürebilir? Bunun yolu reddedilmekten korkmadan, reddedilmeyi hayatın olağan bir gerçeği olarak görebilmekten ve reddedilmenin insanın kendilik değerini düşürmediğini kabul etmekten geçer. Peki, bir insan bu duruma nasıl gelebilir? Terk edilme korkusunda Emdr Terapisi en önemli yol. Terapide kişi kendisiyle gerçekçi bir şekilde yüzleşerek geçmiş travmalarıyla sağlıklı bir şekilde vedalaşır ve güçlü yönlerini keşfederek yoluna devam eder. Emdr terapisi bu korkuları yenmede çok güçlü bir terapidir.

 

Uzman Psikolog
YETİŞKİN / ERGEN / ÇİFT ve EMDR TERAPİSTİ

Romantik İlişki Nasıl iyi olur

BİR ROMANTİK İLİŞKİNİN ‘İYİ’ OLDUĞUNU NASIL ANLARSINIZ?

Bu yetişkinlerin kendileri sık sık soru sorup cevapladıkları ve bir romantik ilişki yaşamaya başlamış genç bir çocuğa ebeveynlerin yönelttiği bir sorudur:

Tabii ki iyi bir romantik ilişkide sevgi, coşku ve çekim vardır ama yalnızca bunlar yeterli değildir. Mantığa da danışılmalıdır, bunun için de mantığınıza neler soracağınızı bilmeniz gerekir. İlişkinizin iyi ya da yeterince iyi olduğunu söyleyebilmeniz için başlangıçta dürüstçe “evet”le cevaplamanız gereken 4 genel soru var.

BİR ROMANTİK İLİŞKİDE SORULACAK 4 GENEL SORU

☞ İlişkide kendime nasıl davrandığımdan hoşlanıyor muyum?

Örneğin: İhtiyaçlarımı karşımdaki kişinin ihtiyaçları kadar önemli ve görüşlerimi onunkiler kadar geçerli görüyor gibi davranıyor muyum?

☞ Karşımdaki kişiye nasıl davrandığımdan hoşlanıyor muyum?

Örneğin: Karşımdaki kişinin bazı şeyleri benden farklı görme hakkına saygı duyuyor muyum?

☞ Karşımdaki kişinin bana nasıl davrandığından hoşlanıyor muyum?

Örneğin: Aynı fikirde olmadığımızda karşımdaki kişinin beni görüşüm nedeniyle eleştirmemesinden hoşlanıyor muyum?

☞ Karşımdaki kişinin kendine nasıl davrandığından hoşlanıyor muyum?

Örneğin: Zor zamanlarda karşımdaki kişinin moralini nasıl yüksek tuttuğundan hoşlanıyor muyum?

 

“İyi” ya da “yeterince iyi” bir romantik ilişki içinde insanlar kendilerine ve birbirlerine iyi davranırlar.

 

BİR ROMANTİK İLİŞKİDE BİRBİRİNE İYİ DAVRANMANIN 10 AÇIK BELİRTİSİ

 

☞ İki kişi de birbirlerine ellerinden gelen en büyük anlayışı göstermek için sürekli bir çaba sarf eder.

☞ İki kişi de endişelendikleri konular hakkında konuşmaktan çekinmez ve bu eleştirileri ifade ettiğinde karşısındaki kişi tarafından dinlenildiğini hisseder.

☞ Kimse istediğini elde etmek için diğerini zorlamaz ya da tehdit etmez ve iki kişi de belirledikleri sınırlara saygı duyulduğunu hisseder.

☞ Kimse fikir ayrılığı sonrası früstrasyon nedeniyle rencide edici herhangi bir şey söylemez ya da yapmaz, anlaşmazlıklar güvenli bir şekilde yönetilir.

☞ İki kişi de verdiği sözleri tutar, anlaşmalara uyar ve sorumluluklarını yerine getirir.

☞ İki kişi de diğer kişinin gerçeği söylediğine güvenebilir ve kimse yalan söylemez.

☞ Kimse diğerinin ayrı (yalnız, arkadaşlarıyla ya da ailesiyle) zaman geçirmekten vazgeçmesini bekleyecek kadar hükmedici değildir.

☞ İki kişi de birbirlerine sözel veya fiziksel zarar vermeden öfkelerini yönetir.

☞ İlişkide paylaşım eşitliği vardır, kimse daha çok vermez ya da daha çok almaz.

☞ Kimse diğer kişiyi aşağılamak için eleştiriye, sataşmaya, alay etmeye ya da iğnelemeye başvurmaz.

 

“Aşkın gözü kördür.” denmesinin nedeni umudun genellikle gözümüzü boyamasıdır; bir şekilde iyiye doğru değişeceğini umarak bazı şeylerin yolunda gitmediğini inkar eder ya da dikkate almayız. Birbirine iyi davranmanın 10 belirtisinin bazıları eksik olsa da sevgi ya da “aşık” olma hali gerçekçi bir yaklaşım yerine iyi temennileri getirebilir. “Verilere bakmak” daha iyidir. Karşılaşacağınız muameleyi tahmin etmenin en iyi belirteci daha önce karşılaştığınız muamele geçmişidir. Geçmişte karşılaştığınız muameleye itiraz ettiyseniz, karşınızdaki kişi bunun için özür dilediyse ve tekrarlamamak için söz verdiyse ama söz konusu davranış devam ettiyse bu kişi tercihini yapmış demektir. Şimdi elinizde olan şey daha önce karşılaştığınız şeydir ve bununla karşılaşmaya devam edersiniz.

 

Uzun lafın kısası: Kendinizi yeterince iyi sevmelisiniz ki başka birine duyduğunuz sevgi romantik ilişkide kötü muameleyi kabul etmenize neden olmasın.

 

Yazarın Özel İzni Alınarak Çevirisi Yapılan Asıl Metin:

– How to Tell If A Romantic Relationship Is ‘Good’ (Carl Pickhardt Ph.D. , http://www.carlpickhardt.com/page7.html )

Çeviri:

– Psk. Büşra Beşli

 

Boşanma ve Çocuk

Boşanacağımızı Çocuklara Nasıl Söylemeliyiz?

Boşanmak ve çocuğa bunu uygun biçimde açıklamak çocuk ruh sağlığı, çocuk psikolojisi açısından daha kabul edilebilir bir seçenek olabilir.Çatışmalı bir ailede boşanmak ta çatışmalı geçer. Çatışmayı yönetebilmek için psikolojik destek alınması önemli bir seçenek olarak akılda tutulmalıdır.

Çatışmalı, aile içi iletişimin kötü olduğu aile ortamlarda yetişen çocukların insanlara, kendilerine ve dünyaya yönelik güven duyguları beslemesi zordur. Çatışmalı aile ortamları çocuklarda sıklıkla kaygı bozukluğu, okul, öğrenme, dikkat sorunları yaşanmasına neden olur. Hayal kırıklığı, öfke kontrol sorunları, gerginlik, huzursuzluk, özdenetim eksikliği yaşanma olasılığı fazladır. Çocuğun ihtiyaç duyduğu fiziksel koşullar karşılansa bile, ruhsal, duygusal gereksinimlerini karşılamak mümkün olmayabilir. Anne baba arasındaki çatışma, gerginlik, kızgınlık, öfke, nefret, suçlama gibi olumsuzluklar çocuklar tarafından adeta emilmektedir.

Yaşlarına göre farklılık göstermekle birlikte çocuklar; anne babadan birinin tarafında yer almak zorunda hissedebilirler. Özellikle boşanmayı istemeyen tarafın yanında yer alabilirler. Çocuklar var olan düzenlerinin, olanaklarının bozulmasını istemezler. Anne babanın bir arada olmasını istemeleri, kayıp korkuları anlayışla karşılanmalıdır.

Boşanma kararını anne baba çocuğa birlikte açıklamalıdır. Çocuğun sakin ve güvende hissettiği bir ortamda özel bir vakit ayırmak gereklidir. Sadece boşanılacağını söylemek yeterli değildir. Onun boşanma ile ilgili konuşmasına, soru sormasına fırsat yaratılmalıdır.

Boşanma kararı açıklanırken çocuğun yanında her iki ebeveyn mümkün olduğunca eşit hareket etmelidir. Anne ya da babadan birinin aktif olması çocuğun kafasını karıştırabilir. Her iki tarafın boşanma sorumluluğunu alması önemlidir. Aktif olan taraf boşanmayı isteyen taraf olarak algılanıp, suçlama eğilimleri gelişebilir. Bu tür taraf olma durumlarını önlemek için her iki eşin kendi cümleleri ile boşanma kararlarını anlatmaları gereklidir. Ortak hareket edilmesi; çocukların var olan durumu daha kolay kabullenmelerini sağlar. Suçlama eğilimi ortadan kalkar.

Çocuklara yaşlarına uygun ifadelerle boşanmayı açıklamak gerekir. Küçük yaş çocuklarına, kısa, basit ve somut biçimde açıklamak gerekir. “Bundan sonra biz aynı evde oturmayacağız. Aynı yatakta yatmayacağız…”

Çocuklara bir kez açıklama yapmak yeterli değildir. Çocukların durumu kavraması, anlaması için onlara zaman verilmelidir. Aynı soruları tekrar tekrar sorabilirler. Bu tür tekrarlayan sorularda sakin kalınmalı, anlayış gösterilmelidir. Çocuğunuz sizi kızdırmak için değil, kavrayabilmek için tekrar tekrar soruyor olabilir.

Boşanmak; anne baba olarak yetişkinler için bilinmez, kabullenilmesi zor bir yaşam olayıdır. Çocuklar için boşanmayı kabullenip, yeni duruma uyum sağlamak çok daha zordur. Çocukların boşanmanın zorluğu ile baş etmelerinde sabırlı olunması çok önemlidir.

Boşanma süreci; yetişkinlerde kaygı yarattığı gibi çocuklarda da kaygı, gerginlik, endişe, öfke gibi duyguları tetikler. Çocuğa boşanma kararını açıklarken, bu tür duyguların ifade edilmesine izin verilmesi önemlidir. Karar çocuğa açıklanıp, çocuk ne olacağını kavramaya başladığında küskünlük, hırçınlık, öfke, suçlama, kaygı belirtileri gösterebilir. Bu tür duyguları kabul ettiğinizi çocuğunuz bilmelidir. Boşanmak nihayetinde sevinçli bir yaşam deneyimi değildir. Kayıpların olduğu, pek çok duygunun insanın zihnini işgal ettiği, sarsıcı olabilen bir deneyimdir. Çocuğun duygusal, zihinsel karmaşa yaşaması olağandır. Anne babanın; çocuğun yaşadığı kaygıyı, duygusal karmaşayı yönetebilmesi için kendi duygu ve düşüncelerinin, acısının, kayıplarının farkında olması gereklidir. Boşanma danışmanlığı bu tür durumlarda başvurulacak bir destek olabilir. Özellikle annenin duygusal karmaşayı yönetebilme, stresle başa çıkma,  duyguları düzenleyebilme becerisi çok önem taşır.

Çocuklara boşanma kararı açıklandığında; çocuklar anne babanın yüz ifadelerine, beden diline ve davranışlarına çok dikkat ederler. Sözlerin, davranış ve tutumların net, kararlı ve tutarlı olunmasına dikkat edilmelidir. Çelişkili, tutarsız davranışlar çocukların zihinlerini daha çok karıştırır.

Boşanma nedenini çocuklara detaylı anlatmanız gerekmez. Eş ilişkilerinin mahremiyeti, özel alan korunmalıdır. Gereksiz ayrıntıları çocuğa anlatmak, çocuğu gereksiz biçimde sorumluluk almaya, kafasını daha da karıştırmaya hizmet eder. Olabildiğince basit, net bir dil kullanılmalıdır.

Küçük çocuklar benmerkezci düşünme eğilimleri nedeniyle boşanmanın kendi hatalarından kaynaklandığını düşünebilirler. Öz suçlama yaşayabilirler. “ben yaramazlık yaptım, onları üzdüm, bu yüzden boşanıyorlar, hep benim yüzümden…”  Boşanmanın çocuklarla bir ilgisinin olmadığının dile getirilmesi gerekli olabilir. “boşanma kararımızın seninle bir ilgisi yok…” Denmesi gerekebilir.

Boşanma kararı açıklandığında; çocuklara, kendilerine olan bakımın, sevginin, özenin devam edeceğinin mutlaka altının çizilmesi gerekir. Boşanma; karı koca olmaktan çıkmaktır. Anne baba olmaktan boşanılmaz.

Flört Döneminde Güven Sorunu

Flört döneminde güven sorunu

Açıklık, samimiyet ve dürüstlük bütün ilişkilerin temel harcıdır. Güvenin, inancın, ilişkiye adanmışlığın ve yakınlığın yaşanabilmesi için gereklidir. Ancak açıklığın, dürüstlüğün ve samimiyetin sınırları ne olmalıdır?

Dürüstlük nereye kadar ve neleri kapsamalıdır? Mahremiyetin sınırları nasıl belirlenmelidir? Bu ve benzeri sorular kadın erkek ilişkilerinin, özellikle de başlangıç döneminde çok önemlidir.

Her iki cins için, karşısındaki insanı tanımak çok önemlidir. Çiftler, birbirleri hakkında olabildiğince bilgi sahibi olmak isterler. Bunda bir sakınca yoktur. Herkesin, karşı tarafın güvenini kazanma, güven verme, kabul edilme, onaylanma gibi gereksinimleri vardır. Söz konusu gereksinimler çiftleri bazen zor ve sıkıntılı durumlara da düşürebilir. Özellikle günümüzün dünyasında, internet ortamında, sosyal ağlarda, arkadaşlık sitelerinde tanışan çiftler için güven verme, güven duyabilme çok önemlidir. İnternet ortamının getirdiği belirsizlik ve şüpheyi ortadan kaldırmak kolay değildir. Sanal ortamın belirsizliğini ortadan kaldırmak adına bazen aşırı dürüstlük, aşırı açıklık ortaya konabilmektedir. Karşı tarafa kendini anlatabilmek adına, gerekli gereksiz pek çok ayrıntı ortalığa saçılmaktadır.

Özellikle de kadınlar açısından durum daha dikkati çeker durumdadır. “Eğer bir ilişki başlayacaksa, her şeyini önceden bilmem gerek…” argümanı öne sürülmektedir. Toplumsal cinsiyet rolleri ve yetiştiriliş biçimleri gereği kadınlar veya genç kızlar bu tuzağa hemen düşmektedirler. Tanışmadan önceki bütün hayat hikayelerini, ilişkilerini anlatmaktadırlar. Vaktinden önce veya aşırı detaylandırarak kişinin kendi hikayesini anlatması pek de istenen etkiler yaratmaz.

Herhangi bir sınır getirmeden kendini ortaya koymak, dürüstlük gibi görülebilir. Ancak pratikte, söz konusu dürüstlük işe yaramamaktadır. Sınırsızca, hatta, günah çıkarır gibi geçmişin anlatılması, güveni sağlamak şöyle dursun, karşı tarafta, daha çok kuşku yaratmaktadır. Erkenden kendini açmak, anlatmak güven duygusunun gelişmesine engel olur. Karşı tarafın merakı ortaya çıkarak daha fazla derinlemesine sorgulamalara girişmesine sebep olur. Flört dönemindeki pek çok ilişkide yaşanan en önemli sıkıntılardan biri olmaya başlar. İlişkide dürüst olduğuna, kendini tamamen açtığına inanan partner, bir türlü karşı tarafın sorgulamalarından, kuşkularından kendini kurtaramaz. Anlattıkça, ortaya döktükleri yetersiz gelmeye başlar.

Bu nedenle, kadın erkek ilişkilerinde, ilişkinin özellikle de başlangıç dönemlerinde kendini ortaya koyma sürecinde dikkatli ve özenli olunmalıdır. Vaktinden önce kendini açmak, önyargılar yaratabilmektedir. İlişki evrilse ve gelişse bile, ileriki dönemlerde, kuşku ve güvensizlik tohumları ve önyargılar ilişkiyi sarsmaktadır.

Dürüstlük ve açıklık adına kendini olanca çıplaklığıyla ortaya koyan partner belki, her şeyi anlattığı düşüncesi ile rahatladığını zannedebilir. Buradaki rahatlama, geçici bir durumdur. Anlattıklarına bağlı olarak daha sonra karşılaşacağı, cevaplamayı gerektiren soru ve sorgulamalarla karşılaşma ihtimali yüksektir. Anlatan kişide daha sonra, korku, çekingenlik, yargılanma, reddedilme gibi kaygıların devreye girmesi kaçınılmazdır. Kendi özel yaşamına, yani mahremiyetine zarar vermişlik, utanma gibi duygu ve düşünceler, pişmanlık duyguları karmakarışık bir ruh haline sebep olmaktadır. İlişkinin bitmesi, kişisel mahremiyetin, sırların ortaya çıkacağı endişesi depresyon ve kaygı bozukluklarına neden olabilmektedir.

Ayrıca vaktinden önce açıklananlar, aşırı ayrıntılı anlatımlar, ilişkinin sonraki evrelerinde kişinin karşısına çıkarılabilir. Yüze vurma, başa kakma ya da geçmişte yaşanmış olanlardan dolayı aşağılanma, cezalandırılma gibi olumsuz durumlara maruz kalınabilir.

Kadın erkek ilişkilerinde güvenin, yakınlığın, inancın sağlanabilmesinin yolu, insanın kendini sınırsızca açmasına bağlı değildir. Hangi gerekçe ile olursa olsun ilişkilerde belirli sınırlar konulmalı ve savunulmalıdır.

Yeni tanışan çiftlerin birbirini tanımalarının en iyi yolu, yaşanılan anlara, ilişkinin başlangıcından itibaren gösterilen saygı ve özene dikkat etmelerindedir. Çiftler kendi istediklerinde ve istedikleri kadarıyla kendini açmalıdır. Bu noktada, baskı olgusuna dikkat edilmelidir.

Çiftler, geçmişlerinden dolayı birbirlerine karşı sorumlu değildir. Tanışıp, bir ilişki yaşamaya karar verdileri andan itibaren sorumludurlar. Dolayısıyla; “her şeyini bilmem lazım” argümanına dikkat edilmelidir. Kişisel sınırlara saygı duyulamadığı anlamına gelir. Dikkatli olunmalıdır.

Önceki ilişkiler kişisel bir konudur. Yeni ilişkiye başlayanların, önceki ilişkilerindeki kişileri veya ilişki biçimlerini yeni partnere anlatma tarzları önemlidir. Karşı tarafın gözünde canlandırmasına hizmet edecek tarzda anlatmak, karşı tarafı olumlu ya da olumsuz biçimde tahrik etmeye sebep olabilir. Gereksiz kıskançlık sorunlarına zemin hazırlayabilir. Bu nedenle ayrıntılı anlatmak, yakınlığı değil, aksine araya mesafelerin sokulmasına neden olabilir.

Sonuç olarak; her iki cins de bir gerçeği akılda tutmalıdır. “Her şeyi bilme isteği ile her şeyi bilmenin imkansızlığı arasındaki gerilime katlanmak.” Bu gerçek kabul edildiğinde, neyin bilinip, neyin bilinemeyeceği ayrımı yapılabilir. Bilinmek istenen şeylerin, ilişkiye getirip götüreceklerinin hesabı yapılabilir. Böylece, kişisel sınırlara saygının korunduğu, güven ve inancın yaratılabildiği bir ilişkiyi yaşama fırsatına erişilebilir.

Kaynak: Aile Sırları (Orijinal ismi:The Secret Life Of Families) Evan Imber Black Boyner yayınları Aile-Çocuk dizisi

 

×

Merhaba!

WhatsApp'ta soru sormak veya bize bir e-posta göndermek için aşağıdaki temsilcilerimizden birini tıklayın (E-Mail Adresimiz: psikolojielika@gmail.com)

× Nasıl Yardımcı Olabiliriz?