Doğum korkusu ve EMDR Terapi

Doğum Korkusu ile nasıl Baş edilir? “Doğum korkusu ve EMDR Terapi “

Hamilelik, anne adayının kendini, bebeğiyle olan süreci, ilişkilerini, geleceğini yoğun olarak düşündüğü ve merak ettiği yeni bir döngü ve bekleyiş sürecidir. Bu bekleyişe; korku, sevinç, neşe, kaygı gibi farklı duygulanımlar eşlik edebilir.

Hamilelik, anne adayının kendini, bebeğiyle olan süreci, ilişkilerini, geleceğini yoğun olarak düşündüğü ve merak ettiği yeni bir döngü ve bekleyiş sürecidir. Bu bekleyişe; korku, sevinç, neşe, kaygı gibi farklı duygulanımlar eşlik edebilir. Özellikle ilk doğum kadın için belirsizlikler içeren yepyeni bir deneyimdir. Her yeni deneyim insanı biraz korkutur.

Nasıl olacak? Nasıl Doğuracağım? Nasıl dayanacağım? Bebeğim için nasıl yaşamalıyım? Ne yapmalıyım? Doğumda bedenim bozulacak mı? Sancılara nasıl dayanacağım? Ya ıkınamazsam? Bebeğe bir şey olursa? Hamile bir kadının zihnini normalde meşgul eden sorulardır. Ancak Normal doğum fobisi için durum bambaşkadır.

Normal Doğum Korkusu yani Tokofobi ise; kadının hamilelik ve normal doğumla ilgili oldukça yoğun bir korku ve kaygı yaşamasıdır. Son araştırmalara göre kadınların %14’ünde normal doğum fobisi farklı seviyelerde yaşanmaktadır.

Tokofobi iki sınıfta incelenir.

Birincil Tokofobi, daha önce hamilelik deneyimi yaşamamış kadının doğum yapmakla ilgili yaşadığı yoğun korkudur. Bu kişilerin geçmiş hikayelerinde; kan görmeye, iğne yapılmasına dayanamama, abartılarak anlatılan doğum hikayelerini dinleme, bedenin, cinsel organların zarar göreceğine dair kaygılar, asla önceki gibi bir bedene sahip olamayacağına dair olumsuz beklenti ve düşünceler, travmatik olaylar, zor bir doğuma şahit olma, vb. durumlar söz konusudur. Bu gruptaki kadınlar doğum korkusu ile baş etmekte zorlandıkları için hamilelikten kaçınmaktadırlar.Ya da gebeliklerine son vermektedirler.

İkincil Tokofobi ise; daha önceki hamileliğinde travmatik deneyim geçirmiş kadınlardır. Bir önceki gebeliklerde düşük yapma, kürtaj, zor doğum, doğum sırasında ve sonrasında yaşanmış sorunlar, erken doğum, yoğun evlilik sorunları( Şiddete maruz kalma) gibi durumlar kadının yaşadığı travmatik olaylardandır.Fobik kaçınmaları olan kadınlar doğum yapma seçeneği olarak çoğunlukla sezeryanı tercih etmektedir.

Normal doğum yapmaya dair yoğun korku ve kaygılar hamilelik sürecini de olumsuz etkilemektedir. Hamilelik dönemi yoğun kaygı, endişe, mutsuzluk, uykusuzluk, yemek yeme problemleri, gebelik bulantı ve kusmalarına tolerans gösterememe, vb. gibi sorunlarla geçmektedir.

Normal doğum yapmaya dair korkunun en önemli sonuçlarından biri ise anne ve bebek arasındaki bağlanma sürecini olumsuz etkilemesidir. Anne ve bebek arasında olumlu bağların kurulması, annenin bebeği kabullenmesi, bebeğin ihtiyaçlarına adapte olmasını zorlaştırmaktadır. Doğum sonu lohusalık depresyonları bu tür durumlarda daha ön plana çıkabilmektedir.

 

Normal doğum fobisi olan kadınların bazıları bu korku ve kaygılarını paylaşmaktan çekinmekte ve kendilerini yalnız hissetmektedirler. Eşin yakınlığı ve desteği doğum yapma korkusu yoğun olan hamile kadınlar için çok önemli bir destektir. Bu durumu yakınlarıyla paylaşmaları, aile ve sosyal çevrelerinin ilgi ve desteğini almaları kendilerini rahatlatacak yardımcı faktörlerden biridir. Bütün desteklere rağmen normal doğum yapmaya dair fobik kaçınma, korkutucu düşünce ve rahatsızlık verici duygularla baş edilemediğinde psikolojik desteğin düşünülmesi gereklidir.

Normal doğum yapma korkusuna dair psikolojik destek/terapi hangi durumlarda düşünülmelidir?

✓ Doğum yapma korkusu ile hamile kalmaktan kaçınıyor musunuz?

✓ Doğum anını düşünmek çok korkutucu geliyor mu?

✓ Doğum anında ölecekmişsiniz gibi düşünceler aklınızdan geçiyor mu?

✓ Doğumda bebeğe zarar vermekten endişeleniyor musunuz?

✓ Doğum sırasında kontrolü kaybetmekten çok korkuyor musunuz?

✓ Doğum sancısı ile baş edemeyeceğinizi düşünüp, endişeleniyor musunuz?

✓ Bedeninize yönelik zarar görme endişeleri sık sık aklınıza geliyor mu?

Eğer yukarda verilen sorulara yanıtınız Evet yönünde ise; psikolojik destek/terapi siz, bebeğiniz ve eşiniz için faydalı bir seçenek olabilir.

Normal Doğum Yapma Korkusuyla baş etmek için hangi terapiler etkilidir?

Psikoterapi alanında yaşanan gelişmelerin en önemlilerinden olan EMDR Terapisi (Göz Hareketleri ile Sistematik Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi) tekniği ile normal doğum fobisi etkili biçimde tedavi edilebilmektedir.

EMDR Terapisi konusunda ülkemizdeki ilk çalışmalar Doç. Dr. Önder Kavakçı tarafından yapılmıştır. Gebelikteki aşırı bulantı kusmalara yönelik EMDR Teknikleri yanı sıra, Doğum korkusu (tokofobi) için EMDR Grup Protokolü ile öncü çalışmalara imzasını atmıştır. EMDR Derneği kapsamında verdiği eğitim ile çalışmalarını alandaki EMDR camiasıyla paylaşmıştır. Gebelik döneminde de belli başlı kurallara uyularak; gebelikteki kaygı bozukluğu, gebelik depresyonu, doğum sonrası TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu) ile hamile kadınlara yardımcı olunacağına işaret etmiştir.(EMDR Türkiye E Bülteni Nisan 2018 Sayısı)

 

Bir diğer Terapi tekniği olan Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) yöntemi ile de doğuma dair gerçekdışı inançlar, yanlış bilgiler, olumsuz varsayımlar daha işlevsel düşünce ve inançlarla yer değiştirebilmektedir.

Normal doğuma dair çok yoğun korkularla baş edebilme sürecinde eşin, hamile olan kadına destek verebilmesi için Aile, Çift Terapileri fayda sağlamaktadır.

Günümüzde gittikçe yaygınlaşan hamilelik ve doğuma yönelik hazırlık kursları da işe yaramaktadır. Kadın Doğum doktorlarından doğuma dair gerçekçi bilgilerin alınması da ihmal edilmemesi gereken bir konudur.

Hamilelik döneminde yapılan hamile yogası, hamile platesi gibi fiziksel aktiviteler kadının kendi bedeninin gücünü, esnekliğini tanımasına yardım etmekte, doğuma yönelik endişeleri azaltabilmektedir.

 

Kaynakça

Bhatia, M.S. andJhanjee A. (2012). Tokophobia: A dread of pregnancy

https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC3830168/

Jones C. Wadephul F. andJomeen J. (2018). Tokophobia: Whatit’sliketohave a phobia of pregnancyandchildbirth.

https://www.independent.co.uk/life-style/health-and-families/tokophobia-pregnancy-phobia-childbirth-what-like-women-mothers-mental-health-a8217241.html

“Gebelik ve İlişkili Durumlar için EMDR Çözümleri” Eğitimi 25 şubat 2018 EMDR Derneği Doç. Dr. Önder Kavakçı

 

Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) Nedir

Bilişsel – Davranışçı Terapi (BDT)Nedir?

Bilişsel – Davranışçı Terapi ruhsal rahatsızlıklar alanındaki bilimsel bulgulara dayalı olarak geliştirilmiştir. Ruhsal sorunları açıklar ve nedenlerini araştırırken psikoloji biliminin verilerine dayanır.

Bilişsel – Davranışçı Terapi (BDT)Nedir?

Aaron T. Back tarafından, 1960’lı yıllarda ABD’de Pennsylvania Üniversitesinde geliştirilmiştir. Başlangıçta Depresyon terapisi için kullanılmıştır.

Bilişsel – Davranışçı Terapi ruhsal rahatsızlıklar alanındaki bilimsel bulgulara dayalı olarak geliştirilmiştir. Ruhsal sorunları açıklar ve nedenlerini araştırırken psikoloji biliminin verilerine dayanır. Sorunların çözümünde kullanılan yöntemler; öğrenme kuramlarına dayalıdır. Etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Yüzlerce klinik araştırmayla birçok ruhsal rahatsızlıkta etkili olduğu gösterilmiştir.

Temel varsayımı; Bütün psikolojik sorunların altında yatan ortak nokta; kişinin ruhsal durumunu ve davranışlarını etkileyen çarpıtılmış/işlevsel olmayan düşüncelerdir. Çarpıtılmış, olumsuz düşüncelerin gerçekçi biçimde yeniden değerlendirilip, değiştirilmesi ile duygu ve davranışların da değişeceği ve sonuçta iyileşmenin sağlanacağı yönündedir. Kalıcı iyileşmenin kişinin temel olumsuz inançlarının değişmesi ile mümkün olduğuna inanılır. Kişinin ruhsal durumunu çökerten, kendiliğe ait ana ve ara inançlar; sevilmeyen, değersiz, çaresiz, yetersiz gibi temel inançlar değişmeden terapi tamamlanmış sayılmaz.

Bilişsel – Davranışçı Terapi, danışanların sadece güncel sorunlarını çözmez, aynı zamanda bütün yaşamları süresince sorunlarını çözmekte kullanılabilecek özel birtakım beceriler de öğretir. Bu beceriler çarpık düşünceleri saptamak, inançlarını değiştirmek, çevreyle yeni ilişkiler kurmak ve davranış değişikliğidir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapi Hangi Hastalık/Sorunlarda Kullanılır?

Majör depresyon

Yaygın Anksiyete Bozukluğu

Panik Bozukluk

Fobik Bozukluklarda (Sosyal Fobi, Agora Fobi, Özgül Fobi, vb …)

Madde Bağımlılığı

Yeme Bozuklukları (Anoreksiya Nervoza, Anoreksiya Blumiya, Obezite, vb…)

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Kronik ağrı Sorunlarında

Kronik Yorgunluk Ve stres yönetimi

Sınav kaygısı, Performans kaygısı

Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB)

Kişilik Bozuklukları

İlişki Sorunları

Cinsel Sorunlar

Çift Terapisi

Aile Terapisi

Bilişsel – Davranışçı Terapi yaygın olarak tüm dünyada pek çok soruna yönelik olarak ya tek başına, ya davranışçı terapilerle,  ilaç tedavisi ya da başka yöntemlerle entegre edilerek kullanılan bir terapi yöntemidir.

Aile ve çift terapisi sürecinde de bilişsel terapi oldukça etkin biçimde kullanılmaktadır.

Bilişsel – Davranışçı Terapi sadece patoloji ile ilgilenmemektedir. Koruyucu ruh sağlığı, stres yönetimi, problem çözme, yeni beceriler edinme gibi hayata dair konularda da işe yaramaktadır.

Çocuklardan başlayarak yaşlılara kadar herkese uygulanabilen bir yöntemdir.

Bilişsel – Davranışçı Terapi; kişilerin sıkıntı verici düşüncelerini saptamalarını ve bu düşüncelerin ne kadar gerçekçi olduğunu incelemelerine yardımcı olur. Ardından uygunsuz düşünceleri değirmeyi öğrenip içinde bulunulan gerçekliğe uygun düşünülmeye başlandığında kişi kendisini daha iyi hisseder. Sorun çözme ve davranış değişikliği en çok ele alınan konulardır.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapi Hakkında Danışanların Bilmesi Gerekenler nelerdir?

 

BDT; hedef/problem odaklıdır. Terapilerde uzun uzun konuşmalar yapılmaz. Danışan ve terapist üzerinde çalışmak üzere belirli bir problemi ele alır. Probleme katkıda bulunan olumsuz inançlar, davranışlar, olumsuz duygular belli bir plan dahilinde incelenir. Soruna katkıda bulunanlar ele alındıktan sonra da hedef belirlenir. Bu süreçlerde danışan ve terapist işbirliği içindedir. Her ikisi de aktif rol oynar. Adım adım süreç ilerletilir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapide danışanın aktif olarak sorumluluk üstlenmesi, işbirliği içinde olması gereklidir.

Başlangıçta, psiko eğitim denilen hazırlık aşamasında terapist aktif olsa da, daha sonraları danışan daha aktif olmaya yönlendirilir. Depresyon ve kaygı azaldıkça, danışanın; soruna yol açan düşüncelerini yakalaması, baş etmeyi öğrenmesi, düşünce çarpıtmalarını fark edip değiştirmeye çalışması, önemli konuları özetlemesi ve ev ödevlerini yapması beklenir. Amaç; danışanın bağımsızlaşması, kendi kendini yönetebilir hale gelmesidir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapide danışan ve terapist arasında güçlü bir işbirliği şarttır.

Danışanın terapistine güvenmesi, inanması ve işbirliği yapması, kendi ruhsal durumu hakkında geri bildirim vermesi önemlidir. Keza terapistin de danışana duygu, düşünce ve davranışlarına yönelik rehberlik etmesi, destekleyici, umut verici, cesaretlendirici olması gereklidir. Belirli sorunlara yönelik çalışıldığında, terapistle danışanın işbirliği kolay kurulabilir. Ancak kronik sorunlar varsa, kişilik bozuklukları söz konusu ise; işbirliği ve güven verici ilişkiler için daha uzun zamanlar gerekebilir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapi; danışanın kendisine ve yaşadığı sorunlara yönelik formülasyonlara dayanır.Danışanın var olan olumsuz düşüncelerini; yani “asla başaramam, mutlu olamam, hiçbir zaman hiçbir şeyi düzgün yapamam…” bağlı olarak yaşadığı olumsuz duyguları; üzüntü, mutsuzluk, kaygı, çökkünlük… ve sonuç olarak ortaya çıkan davranışları; okula gitmeme, duş almama, arkadaşlardan kaçınma, ders çalışamama… gibi belirlenir.

 

Sonrasında ne kadar zamandır sorunların yaşandığı, soruna nelerin katkıda bulunduğu, çocukluk döneminde nelerin yaşandığı incelenir. Danışanın sadece güçsüz tarafları değil, güçlü olan taraflarının da dikkate alınması gereklidir. Terapist olayı anlaşılır biçimde formüle ederek, danışanla da paylaşır. Danışan da, bilişsel davranışçı model sayesinde sorunlarına farklı bir perspektiften bakmaya başlar. İşe yaramayan düşünceleri, işe yarar olanlarla değiştirmeyi başarması hedeflenir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapide “şimdiki zaman” önemlidir. Danışanın şimdiki zamanda var olan sorunlarının hafifletilmesi, çözülmesiyle ruhsal sorunlarda bir azalma olması beklenir. “Şimdi ve burada yaklaşımı” ile sorunlar incelenmeye başlanır. Terapinin etkilerini şimdiki zamanda görmek, fark etmek ve değiştirmek mümkündür. Ancak şimdiki zamandaki çalışmalar istenen sonuçları sağlamadığında, terapist düşüncelerin nasıl ve ne zaman ortaya çıktığını, danışanı nasıl etkilemeye başladığını anlamak için geçmişe yönelebilir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapi kısa ve sınırlı süreli bir terapi modelidir.  Basit depresyon, basit kaygı bozuklukları gibi sorunlarda ortalama 10 -14 seans yeterli olabilmektedir. Sonrasında destekleyici görüşmelerle süreç sonlandırılır.

Sorunların uzun zamandır yaşanıyor olması, komplike yani pek çok bozukluğun bir arada olması gibi durumlarda terapi görüşmeleri daha uzun zamanlara yayılabilir. Bu tür durumlarda terapi; 1ile 2 yıllık zaman dilimlerine ihtiyaç gösterebilir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapi görüşmeleri yapılandırılmıştır. Bilişsel davranışçı formülasyona uygun biçimde her görüşmede belirli konular ele alınır. Terapist ara ara özetleme yapar. Basamak basamak ilerlemeyi yönetir. Zamanın en verimli şekilde kullanılması gereklidir. Uzun uzun konuşmalardan kaçınılır.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapide psiko eğitsel çalışma çok önemlidir.

Danışanın kendi kendisinin terapisti olması için bazı beceriler öğretilir. Danışanın sorun yaratan düşüncelerini tanıması, değiştirmeyi öğrenmesi, olumlu düşünceleri bulması ve denemesi için yoğun biçimde desteklenir. Ev ödevleri iyileşme için çok önemlidir.

 

Bilişsel – Davranışçı Terapide değişim için birtakım teknikler kullanır. Düşüncelerin derinlerine inmek için aşağı doğru ok tekniği, sokratik sorgulama, kanıt arama, yönlendirerek danışana olumsuz düşünceyi buldurma gibi teknikler kullanılır. Danışan olumsuz bir duygu yaşadığında; duygusunun bir sonuç olduğunu, aklından ne geçtiğini araması, olumsuz düşüncesini yakalaması ve doğruluğunu test etmesi, yerine daha işlevsel/gerçekçi bir düşünce koymayı öğrenerek duygusal dünyasını düzenlemesi hedeflenir. Davranışsal değişim için; üstüne gitme, maruz bırakma, taşırma gibi davranışsal teknikler kullanılır. Davranışların değişimi de zihinsel değişimi pekiştirir.

 

 Bilişsel Davranışçı Terapi seanslarında neler yapılır?

Terapi seansınız başlamadan önce terapistiniz size durumunuzla ilgili bazı formlar ve psikolojik ölçekler doldurtur. Bu şekilde durumun nereye gittiğini her seans öncesi daha nesnel bir şekilde saptama imkânı olur. Terapistinizin seans başladıktan sonra ilk yapacağı şey genel olarak o hafta daha öncekilere kıyasla kendinizi nasıl hissettiğinizi sormaktır. Daha sonra o seans için hangi konular üzerinde çalışmayı istediğinizi ve hafta içinde önemli olay olup olmadığı saptanarak konular belirlenir. Ardından bir önceki seansla şimdiki seans arasında bağlantı kurmak üzere geçen seansta sizin için önemli olan konunun ne olduğu, hafta arasında kendi başınıza ne gibi uygulamalar yaptığınız ve terapiyle ilgili değişmesini istediğiniz bir şey olup olmadığı konuşulur.

 

Daha sonra terapistinizle o gün için gündeme aldığınız konu ya da konular tartışılarak, sorun çözme ve sorun durumdaki düşünce ve inançlarınızın geçerliliği, tutarlılığı konuşulur. Aynı zamanda bu yolla yeni beceriler öğrenirsiniz.

 

Seans esnasında öğrendiğiniz şeyleri gelecek olan hafta içinde en iyi biçimde nasıl kullanacağınızı konuştuktan sonra terapistiniz o günkü görüşmedeki önemli noktaları tekrar özetleyerek sizden geri bildirim ister;

Seansta size yararlı olan herhangi bir şey aldınız mı?

Faydası olmayan ya da rahatsız eden bir şey oldu mu?

Terapistin yanlış anladığı bir şey ya da değişmesini istediğiniz bir şey var mı?

 

Bilişsel Davranışçı Terapi ne kadar sürer?

Başlangıçta ilk 3 görüşme genellikle değerlendirme ile geçer. Danışanın hedefleri, terapiye gelebilme olanakları, yaşanan sorunun kişinin hayatını ne ölçüde etkilediğine bakılarak birlikte karar verilir. Danışanın hayatını çok fazla etkilemeyen basit depresyon, stres yönetimi, sınav kaygısı gibi sorunlarda ortalama 10 14 seans yeterli olabilir. Hedeflere ulaşıldığında haftalık görüşmelerden 15 günde bir görüşmelere geçilebilir. Sonrasında danışan ve terapist birlikte, destekleme/takip görüşmesi yapabilirler.

Kronik ruhsal, ilişkisel sorunların varlığında örneğin; OKB, majör Depresyon, Fobi, Yeme Bozukluğu, Cinsel İşlev Bozuklukları gibi ek psikolojik sorunlar söz konusu olduğunda terapi görüşmeleri uzun zamana yayılabilir. Aylarca, hatta bir yılı geçen bir süre boyunca terapide kalınabilir. Başlangıçta, çok ağır bir kriz durumu söz konusu değilse haftada bir kez görüşülür. Kişi kendini daha iyi hissetmeye başlar başlamaz seansların aralığı açılmaya başlar. 15 günde bir, daha sonra üç haftada bire doğru görüşmeler kademeli olarak seyrekleştirilir. Bu henüz terapide iken öğrenilen becerilerin gündelik hayatta uygulanarak denenmesi şansını verir. Terapi sona erdikten 3,6 ve 12 ay sonra birer güçlendirme seansı yapılır.

 

Bilişsel Davranışçı Terapiyle birlikte ilaç kullanılır mı?

Bilişsel Davranışçı terapi ile birlikte ilaç tedavisi kullanılabilir. Hatta majör depresyon gibi günlük hayatı çok kısıtlayıcı psikolojik rahatsızlık durumlarında, danışanın ilaç kullanması gerekli olabilir. Bu tür durumlarda terapist, danışanı hekime yönlendirebilir. Danışan terapi için çalışabilecek duruma geldiğinde terapiye devam edilebilir. Danışan ve terapist birlikte ilaç kullanımının avantaj/ dezavantajlarını gözden geçirebilir. Bazı durumlarda ilaç kullanımı, terapinin ilerlemesi ile hekim kontrolüyle azaltılabilir. Bırakılabilir. Bazen de her şeye rağmen ilaç kullanımına devam edilmesi gerekebilir. (Danışanın sorunlarının ne olduğu ile ilgili durumlarda örneğin; Bipolar Bozukluk, psikoz, çok ağır okb gibi sorunlarda ilaç kullanımı uzun süreler gerekli olabilir. Hekim ile işbirliği gereklidir.)

 

Bilişsel Davranışçı Terapiden nasıl daha çok yararlanabilirim?

Terapiye kararlaştırılan gün ve saatlerde, vaktinde gelmek en önemli noktadır. Terapilere kararlaştırılan zamanlarda gelinmediğinde terapi süreci ciddi biçimde aksar. İyileşme için; zamanında ve düzenli olarak terapiye gelmek, ödevleri yapmak, terapistle işbirliği içinde olmak şarttır.

Terapistinize terapinize yardımcı olacak ne gibi kitaplar ve broşürler okuyabileceğinizi sormak ve bunları okumak terapi uyumunuzu kolaylaştırabilir.

Seanslara ödevleri yaparak gelmek, öncesinde notlar alıp hazırlanmak, seansta nelerin konuşulmasını istediğinize dair not etmek terapiden faydalanmayı kolaylaştırır.

Terapide öğrenilenleri günlük hayat içinde sınamak, fark etmek, kendinizi gözlemlemek çok önemli bir noktadır.

Her gün kendinize sabit bir zaman dilimi ayırarak, gününüzün özetini yaparak, terapide öğrendiklerinizin hangilerini uygulayıp, hangilerinde zorlandığınızı kayıt etmek size ciddi bir avantaj sağlayacaktır. Kendinizi değerlendirmeyi öğrenip, bunu alışkanlık haline getirdiğinizde sorunlarla daha kolay başa çıkmayı başarabilirsiniz. Zorlandığınız konuları terapistinizle gözden geçirebilirsiniz. Seansların sonunda o hafta ile ilgili olası güçlüklerinizden söz edip, destek alabilirsiniz.

 

Kaynakça; 

“Bilişsel Terapi Temel İlkeler ve Uygulama” Yazar: Doç. Dr. Hakan Türkçapar

“ Bilişsel Terapi Temel İlkeler ve Ötesi” Yazar: Judith Beck

 

OKB ve Bilişsel Davranışçı Terapi

BDT – OKB ve Bilişsel Davranışçı Terapi

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) halk arasında bilinen ismiyle takıntı hastalığının Bilişsel Davranışçı (BDT) yöntem ile terapisinde, diğer terapilerde olduğu gibi ayrıntılı bir özgeçmiş alınır.

OKB Terapisinde; Bilişsel Davranışçı Terapi Yöntemi nedir?

 

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) ve Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT)              

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) halk arasında bilinen ismiyle takıntı hastalığının Bilişsel Davranışçı (BDT) yöntem ile terapisinde, diğer terapilerde olduğu gibi ayrıntılı bir özgeçmiş alınır.

İlk olarak ne zaman başladı? Nasıl başladı? Tetikleyen ne oldu? Ani mi başladı? Yoksa yavaş yavaş mı gelişti?

Takıntılı düşünceler mi ön planda? Yoksa tekrarlayıcı, istenmeyen davranışlar mı ön planda? Hangi ortamlarda artma/azalma eğiliminde?

Aile üyeleri nasıl tepki veriyor? Onaylayan, suçlayan tutumlar var mı? Takıntılara bağlı olarak ev düzeni, ev hayatı nasıl etkileniyor?

Kişinin günlük hayatını nasıl etkiliyor? İş, aile, arkadaş gibi sosyal çevre ile ilişkilerde ne tür sorunlara neden olmuş/oluyor? OKB ile ilgili olası ikincil kazançlar söz konusu mu?

Aile içinde OKB, Panik bozukluk, Fobi, Depresyon yaşayan var mı?

Aile kuralları katı/esnek nasıldı? Doğru/yanlış bilgilendirilme var mıydı?

Çocukluk/ergenlik döneminde fiziksel, duygusal, cinsel, psikolojik istismar ve şiddet var mıydı? Ya da önemli yakınların ölümü, kaza, yangın, vb, yaşandı mı?

Batıl inançlar hangi yoğunluktaydı? Katı ahlak anlayışında olan ebeveyn var mıydı?

Hastalığı hakkında ne kadar bilgi sahibi? Kişi Obsesyon ve Kompulsiyonları ile baş etmek için hangi yolları denedi? Sonuçları ne oldu?  Ne kadar rahatsızlık duyuyor? Değişim için gerekli motivasyon ve kaynaklar gözden geçirilir.

Danışanın daha önce başka bir terapi/danışmanlık hizmeti alıp almadığı değerlendirilir. Alınmışsa nasıl geçtiği, iyi gelip gelmediği, neden bırakıldığı sorulur. OKB ve başka bir nedene bağlı olarak ilaç kullanıp kullanmadığına dikkat edilir.

Danışanın OKB dışında yaşadığı fiziksel, duygusal, zihinsel ve psikolojik başka sorununun olup olmadığı da incelenir. OKB genellikle tek başına bulunmaz. Beraberinde uykusuzluk, cinsel sorunlar, depresyon, kaygı sorunları, sosyal ilişki problemleri, evlilik sorunları, işyerine dair problemler bir arada bulunur. Terapi bunları dikkate alınarak planlanır.

Sonrasında danışanın terapi sürecinde aktif olması, iyileşmeye dair kendi sorumluluğunu alabilmesi için Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) ve OKB hakkında bilgilendirilir. Psiko eğitim denen süreçte kendi obsesyonlarını, kompulsiyonlarını fark ederek tanımasına destek olunur.

 

OKB’ye bağlı bozukluklarda; düşüncelere verilen önem çok fazladır. Dünyaya, kendilerine, diğer insanlara yönelik güven ve inanç genellikle zayıftır. Bu nedenle obsesyonlar çok önemlidir. Kişinin kendini güvende hissedebilmesi için uyarılmaya, tetikte olmaya, önlem almaya ihtiyacı çok fazladır. Obsesyonlar sayesinde kontrol edildiği sanılan hayali bir dünya yaratılır. Obsesyonların zihinsel olarak dürtmesi ile kaygı ortaya çıkarken, telafi edici davranışlar yani kompulsiyonlar sayesinde de geçici bir rahatlama sağlanır. Kısa vadede rahatlama sağlanırken, uzun vadede başka sorunlu, zorunlu davranışları yapma gereği ortaya çıkar.

 

Obsesyon ve kompulsiyon döngüsünü kırmak için;  Bilişsel Davranışçı Terapiler (BDT) ile işlevsel/gerçekçi olan ve olmayan düşünce ve inançlar sorgulatılır.

 

 

Patolojiye kaynaklık eden; “yetersizim, çaresizim, güçsüzüm, kimseye güvenemem, sevilemem, kötü biriyim…” türündeki temel olumsuz inançlar/ düşünceler gözden geçirilir.

Aşağı doğru ok tekniği, Sokratik sorgulama gibi yöntemler sıklıkla kullanılır.

En kötüye dair hayali senaryolar ele alınır.

“Çok çalışmalıyım”  dolayısıyla

“herhangi bir sorun olmaması için her şeyi kontrol etmeliyim” dolayısıyla

“eğer kontrolü bırakırsam, başarısız olurum, başarısız olmamak için uyanık olmalıyım” dolayısıyla

“geleceği görmeli ve önlem almalıyım”  dolayısı ile

“eğer geleceği görmez ve önlem almazsam mahvolurum…”

Ya da “kendime güvenemem, yetersiz biriyim” öyleyse

“asla yalnız kalamam”

“ ya ilerde kendimi öldürmek zorunda kalırsam”

Otomatik düşünceler biçiminde zihne hücum eden aşırı genellenmiş, çarpıtılmış, irrasyonel inançlar/düşünceler değiştirilmeye çalışılır. Terapist aracılığı ile düşünceleri tanıma, fark etme, düşünce, davranış, duygu ilişkisini gözlemleme, kanıta dayalı olup olmadığını analiz etme, düşünce kaydı tutma, ev ödevleri gibi yöntemler kullanılır.

Telafi edici, zorlayıcı davranışlar olan Kompulsiyonlar ise tepki önleme, taşırma, üstüne gitme, maruz bırakma gibi davranışçı yöntemlerle duyarsızlaştırılmaya, etkisizleştirilmeye çalışılır.

Terapiye Nasıl İkna Ederim

Psikologa Gitmeye Nasıl İkna Edebilirim?

Bir yakınınız zorlukla karşılaştığında onun kendisini daha iyi hissedebilmesi için elinizden gelen her şeyi yapmak istersiniz. Sizin desteğiniz yakınınıza iyi gelebilir ama arkadaş, aile üyesi, eş ya da ebeveyn olarak yapabilecekleriniz o kişi için bazı durumlarda yeterli olmayabilir.

Yakınlarımı Terapiye Nasıl İkna Edebilirim?

 

Bir yakınınız zorlukla karşılaştığında onun kendisini daha iyi hissedebilmesi için elinizden gelen her şeyi yapmak istersiniz. Sizin desteğiniz yakınınıza iyi gelebilir ama arkadaş, aile üyesi, eş ya da ebeveyn olarak yapabilecekleriniz o kişi için bazı durumlarda yeterli olmayabilir. Yakınlarınızın bazen psikolojik sorunları konusunda profesyonel bir kişiden gelecek yardıma ihtiyacı olabilir ve sizin sadece “Terapiye gitsen iyi olur.” demeniz hiç işe yaramayabilir çünkü bazı kişiler psikolojik sorunlar yaşadıklarını düşünmezler ya da psikolojik sorunlar yaşadıklarını fark etseler de zayıf görüneceklerinden endişelendikleri için terapiye başvurmak istemezler. Siz, yakınınızın zorluklarını onun yerine aşamazsınız. Bu zorlukları yaşayan yakınınıza terapiye ihtiyacı olduğunu fark etmesi için yardım edebilir ve rehberliğinizi sunabilirsiniz. Bu yazımızda eşinin, çocuğunun ya da başka bir yakınının terapiden fayda göreceğini düşünenler için yararlı olacağını umduğumuz bazı önerileri bir araya getirdik.

 

– Yaşadığı zorluk hakkında yakınınızla konuşun.

Zorluk yaşayan kişi eşiniz, çocuğunuz ya da başka bir yakınınız olabilir, kaç yaşında olursa olsun önce onunla konuşun. Bu konuşmayı yapmak için iyi bir zaman ve mekan seçin. Başkalarının yanındayken ya da kavga ederken terapiye gitme konusunu açmayın. İkinizin de sakin olduğu ve bu konu üzerine dikkatle yoğunlaşabileceği zaman konuşmaya çalışın.

 

– Sizi endişelendiren belirtilere değinin.

 Bazı kişiler yaşadıkları zorlukları kimi zaman fark edemeyebilir ve içinde bulundukları durumu anlamlandırmakta güçlük çekebilirler. Siz yakınınızda psikolojik sorunlara dair çeşitli belirtiler fark ettiyseniz bu durumu onunla paylaşın. Bu belirtilerin sizi nasıl ve neden endişelendirdiğini ona anlatın. Örneğin çocuğunuz bir zamanlar zevkle yaptığı aktivitelerden uzaklaşıyorsa ona “Bir süredir arkadaşlarınla buluşmadığını, onlarla gezmediğini, birlikte sinemaya ya da başka bir yere gitmediğini fark ettim. Sanki önceden hoşuna giden şeylere artık pek zaman ayırmıyor gibisin. Bu değişikliği sen de fark ettin mi? Acaba neden böyle olmuş olabilir?” diyebilirsiniz.

 

– Size aktardıklarını vurgulayın.

Yakınınız bir şeylerden şikayet ediyor ama herhangi bir tavsiyeye açık görünmüyorsa onun size aktardığı bazı şeyleri kendisine tekrarlamanız işe yarabilir. Onun size söylediği şeyleri bir papağan gibi tekrar etmenize gerek yok, sadece ilgili bir şekilde bazı şeyleri hatırlatmanız yeterli: “Fark ettim de bu ara sık sık kendini mutsuz/umutsuz/kaygılı/öfkeli hissettiğini söylüyorsun ve ben de öyle olduğunu gözlemliyorum. Acaba bu mutsuzluk/umutsuzluk/öfke durumunu bir terapistle konuşmak sana iyi gelir mi diye merak ediyorum.

 

– Empatiyle yaklaşın.

Yakınınızı dinleyin ve anlamaya çalışın. Zorlu bir dönemden geçen yakınınızın en son ihtiyaç duyduğu şey yargılanmak ve kendisine ahkam kesilmesidir. Onun deneyimini eleştirmeyin, yargılamayın, küçümsemeyin. “Ben” dilini kullanmaya özen gösterin. “Sen beni endişelendiriyorsun/üzüyorsun.” Ya da “Senin sorunların var, yardım almak zorundasın.” demek yerine “Senin için endişeleniyorum.” diyebilirsiniz. Yakınınıza kendisini anlaşılmamış hissettirecek teselli cümleleri kurmaktan kaçının. Şunu deneyebilirsiniz: “Bunun senin için zor olduğunu tahmin edebiliyorum ama bu konuyu seninle seni sevdiğim için konuşuyorum. Sana değer veriyor olmasaydım şu an bu konuşmayı yapıyor olmazdık.”

 

– Bilgilendirin.

Ne yazık ki “psikologa gitmek” fikri bazen olumsuz çağrışımları da yanında getirmektedir. Bazen birisine böyle bir öneride bulunduğunuzda “Ben deli miyim ki, ne işim olur terapiyle!” ya da “Evet, bazı sorunlar yaşıyorum ama bende yanlış bir şey yok, ben zayıf biri değilim, bunları tek başıma hallederim.” benzeri cevaplarla karşılaşabilirsiniz. Bu gibi durumlarda yakınınıza terapiye “deli”lerin gitmediğini, yaşadığı sorunla ilgili profesyonel bir destek almakta herhangi bir yanlış olmadığını ve terapiye gitmenin bir zayıflık göstergesi olmadığını anlatabilirsiniz. Her şeyi tek başına halletmeye çalışmak zorunda olmadığını yakınınıza hatırlatın. Terapi sayesinde duygu, düşünce ve davranışlarını daha iyi görme, değerlendirip değiştirme fırsatı bulabileceğine değinin. Bazı kişiler ise terapiye başlamaya sıcak baksalar da hiç tanımadıkları birine bir şeyler anlatmak konusunda kendilerini rahat hissetmeyebilirler, yakınınızın böyle bir endişesi varsa terapistinin onu yargılamayacağını ve merakla dinleyip anlamaya çalışacağını söyleyin.

Çocuklar söz konusu olduğunda doğru bilgiler içeren ve korkutucu olmayan bir bilgilendirme yapmak oldukça önemlidir. Eğer bir psikologa ya da psikolojik danışmana başvuracaksanız bu kişiden bahsederken çocuğunuza onun “doktor” olduğunu söylemeyin, bu hem yanlış bir bilgidir hem de birçok çocuk için tedirgin edici olabilir. Bunun yerine “Bir süredir şöyle şöyle bir şey yaşıyorsun. Biz yaşadığın bu sıkıntının azalması için elimizden geleni yapıyoruz ama bu konuda birinden yardım istemenin daha iyi bir fikir olduğunu düşündük. Bu kişi seninle oyun oynayıp sana bazı şeyler sorabilir, birlikte sohbet edebilirsiniz. Belki bizimle de konuşmak isteyebilir.” diyebilirsiniz. Sonrasında terapist görüşme sırasında uygun bir şekilde çocuğa kim olduğunu ve görüşmelerin nasıl işleyeceğini açıklayacaktır. Lütfen çocuğunuza “Oraya gittiğinde her şeyi anlat” ya da “O kişiyle görüşürken şunları anlatma” gibi telkinlerde bulunmayın.

 

– Zorlamayın.

 Ne derler bilirsiniz, zorla güzellik olmaz. Terapiye gitmek ya da gitmemek eğer reşitse kişinin kendi kararı olmalıdır. Yakınınızı herhangi bir şey için zorlamayın, bunun yerine onu terapiye gitme konusunda teşvik etmeye çalışın ve ihtiyaç duyduğunda destek olacağınızı ona hissettirin. Yakınınız için terapist araştırabilir ve yapacağınız konuşma sırasında ona bazı isimler önerebilirsiniz. “Canım, seni seviyorum ve senin mutlu, sağlıklı olmanı istiyorum. Sevgilinden ayrıldığından beri battaniyenin altından çıkmıyorsun, eskiden yapmaktan hoşlandığın şeylerden uzaklaştın ve bir haftadır evden dışarı adımını atmadın. Bu durum beni endişelendiriyor. İyi bir terapist buldum, haftaya randevu alıp bir denemeye ne dersin? Ne olursa olsun seni sevdiğimi ve sana değer verdiğimi unutma, ne olursa olsun senin yanında olmaya çalışacağım.” Lütfen onun hemen terapiye başlayıp başlamadığını adeta bir dedektif gibi kontrol etmeye çalışmayın, ona biraz zaman tanıyın. Bir süre sonra terapi konusunu tekrar gündeme getirebilirsiniz.

 

– Kandırmayın.

Ne kadar iyi niyetli olursanız olun yalan söyleyerek yakınınıza yardım edemezsiniz. “Sadece bir kez görüşmek iyi geliyormuş, bir denesen ne olur ki!” demeyin, terapi genelde zamana yayılan düzenli görüşmelerin yapıldığı bir süreçtir. Başka bir yere gittiğinizi söyleyerek yakınınızın bir anda kendisini bir terapistin kapısında bulmasına neden olmayın, bu muhtemelen ona kendini kötü hissettirecek ve size olan güvenini zedeleyecektir.

 

– Yanında olmaya devam edin.

Bir yakınınızın psikolojik sorun yaşaması sizin için de zor ve yorucu olabilir ama onun sizin desteğinize her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu unutmayın. Bunalabilirsiniz, öfkeyle karşılanabilirsiniz, reddedilebilirsiniz ama siz yine de onun yanında olmaktan, onu dinlemekten, onu anlamaya çalışmaktan ve ona destek olmaktan vazgeçmeyin.

 

Hayır Diyemiyorum!

Hayır Diyebilmek!

Toplumsal, ailesel baskı, değer, inanç ve öğretiler sonucu çocuklar; itiraz etmemeyi, uyum sağlamak, onaylanmak adına “Evet” demeyi öğrenirler. “Hayır “ demenin saygısızlık, itaatsizlik, söz dinlememe, karşı gelme, uyumsuzluk olarak değerlendirildiği çevrede yetişmek “hayır” demeyi zorlaştırır.

Kendimizi Korumak, Stresten Kaçınmak için; HAYIR

Çocukken hayır demek kolaydır. İçten gelen bilgi ile çocuk seçim yapar. İstediğine
Evet”, istemediğine “hayır” der. Ve bunun üstünde düşünmez.
Toplumsal, ailesel baskı, değer, inanç ve öğretiler sonucu çocuklar; itiraz etmemeyi,
uyum sağlamak, onaylanmak adına “Evet” demeyi öğrenirler. “Hayır “ demenin
saygısızlık, itaatsizlik, söz dinlememe, karşı gelme, uyumsuzluk olarak
değerlendirildiği çevrede yetişmek “hayır” demeyi zorlaştırır. İçten gelen “hayır”,
hemen dıştan bir “evet” e dönüşür. İç ve dış arasındaki uyumsuzluk gerilim,
önemsizlik, değersizlik, çaresizlik olarak benliğe yerleşir. Özetle; durum ve
başkalarını düşünerek; onay, sevgi, saygı, vb, beklentilerimiz sonucu kendimizi geri
plana atarsak “sen değerlisin ben değersizim, sen ve durum önemli ben
önemsizim…” örtük mesajını hem kendimize hem de karşı tarafa vermiş oluruz.

 

“Evet” dediğimizde ne oluyor?

“Herkese EVET Derken Dikkat Edin! Sakın her defasında kendinize HAYIR
Diyor olmayasınız” diyor Paulo Coelho.

“Evet” denildiğinde anlık ödüller söz konusu olabilir. Kaybetme endişemiz kısmen
yatışabilir. Kendimizi “sevilen, değerli, önemli, saygıdeğer biri” olarak yanılsamalı
biçimde algılayabiliriz. Olası saygı, olası sevgi, olası önemli olma ihtiyacımızı
karşılamış gibi düşünebiliriz. Yanılsama içinde gerçeği göremeyiz. Olası kayıpları
önlemiş olmanın rahatlığı uzun sürmez. Sonrasında içimizdeki “hayır” diyen taraf
sesini yükseltir.

 

Keşkeler, pişmanlıklar, öfke ve kızgınlıklar bazen kendimize bazen karşı tarafa
yönelir. Ancak yaşanılan öfke ve kızgınlığın dile getirilmesi de mümkün olmaz
çoğu kere. İçerde bir yerde duygusal olarak sıkışıp kalırız. Duygularımızı
bastırmaya çalışırız. “dişlerimi sıkıyorum.” Deriz. Sonuçta anlık saygı, anlık önem,
anlık değer beklentileri sonucunda “Evet” dediğimiz şeyler, uzun vadede bizim
özsaygımızı, öz değerimizi, özgüvenimizi kaybetmemiz gibi bir sonuca gider.

 

Buradaki diğer bir yanılgı da; “eğer başkalarını memnun edersem, onları mutlu eder,
isteklerine evet dersem, bana değer verirler. Beni o zaman severler.
Önemsenirim…” biçimindeki varsayımdır. Eksikliğini yaşadığımız önemlilik,
değerlilik ve sevilebilirliğe dair özlemlerimizin dışardan karşılanacağı düşüncesi
bizi “Evet” demeye mecbur bırakır. Gerçekte ne kadar çok evet kullanırsak o denli
kendimizi değersizleştiririz. Arz ne kadar çok oluşa,piyasa değeri o kadar düşer.

 

Evet demek alışkanlık haline geldiğinde ne olur?

Alttan alma, idare etme, durumu kurtarma olarak tarif edebileceğimiz bu tür başa
çıkışlar zamanla öz değer kazanımızı boşaltır. Depresyon, hayal kırıklığı, öfke
kontrol sorunları, kaygı bozuklukları, ilişki sorunları, cinsel isteksizlik, iletişim
problemleri gibi ciddi sorunlar karşımıza çıkar. Özellikle kadınlar, sağlık
çalışanları bu noktada risk altındaki en önemli gruptur. Ruhsal sorunlarının
yanında pek çok bedensel sağlık sorunlarından da söz etmek gerekir “Hayır”
demekte zorlanıp, kendini geri plana atan insanlarda; bel ve boyun fıtığı, varis,
solunum sorunları, mide barsak sorunlarından söz etmek mümkündür.
Öz değer, özsaygı, özgüven bizim ruhsal dengemiz için vazgeçilmezdir. Kendi
ruhsal dengemizi korumak için “Hayır/Evet” dengesini bulmaya ihtiyaç vardır.

 

Hayır diyerek kendimizi var edebilir ve koruyabiliriz.

İnsanların bize nasıl davranacakları, bizim onlara kendi sınırlarımızı ne kadar
iyi çizdiğimizle ilgilidir. Sürekli Evet diyorsak, benliğimizin sınırlarını çok geniş
tutuyoruz demektir. Kolaylıkla benliğimiz istismar edilebilir. Oysa Evet/Hayır
seçeneklerini etkili kullanırsak, insanlar bizim sınırlarımızı dikkate alır. Nerede
durup, daha sonrası için neyi isteyebileceklerini bilirler.

 

“Hayır” diyebilmek için kendi sorumluluğumuzu üstlenmemiz çok önemli. Kendi
sorumluluğumuz derken; isteklerimiz, kendimizden, başkasından, hayattan,
kurumlardan, otoriteden beklentilerimiz, özlemlerimiz, ihtiyaçlarımızdan söz
ediyoruz. Biz, birey olarak önce kendimize karşı sorumluyuz. Kendimizin farkında
olmamız gerekir. Kendi ihtiyaç ve beklentilerinin farkında olan biri; karşı taraftan
gelen talepleri, beklentileri kendi süzgecinden geçirebilir. Kendisiyle bağlantıdan
olan biri içinden gelen “hayır” sesini duyup, sahip çıkabilir. “Kendimize Evet,
Dışarıya Hayır” deme gücünü kendimizle olan bağlantıdan, farkındalıktan alırız.

 

Bazen Evet, Bazen Hayır Diyebilmek İçin…

“Kendimize Evet dışarıya Hayır” diyebilmek; bizim için önemli, vazgeçilemez olan
ve vazgeçilebilir olanları belirlemekten geçer. İçsel muhasebeyi yaparak, kendimize
sınırlar çizmek, Hayır/Evet seçeneklerini etkili kullanmayı kolaylaştırır. İçsel
muhasebede; kendim için neler önemli? Ben şu an evet dersem ne olur? Hayır
dersem ne olur? En kötü neyi kaybedebilirim? Neyi kaybetmeye razı gelebilirim?
İçimden hayır demek geliyor ama eğer evet dersem; başka zaman o da bana hayır
derse?

Seçim yapma hakkımızı kendimize hatırlatmak “Hayır” diyebilmeyi
kolaylaştırabilir. Kendimize esnek olma iznini verebilmek, üzerimizdeki baskıyı
azaltır. Hep evet demek zorunda mıyım? Bazen evet, bazen hayır dersem ne olur?
Ara sıra hayır diyebilir miyim? Hayır dersem, en kötü ne olabilir? Bu tür içsel
konuşmalar yapmak gerekebilir.

Yapıcı Hayır İle Sürekli Haklı Çıkmaya, Reddetmeye Yönelik Hayır
Arasındaki Çizgiyi Ayırt Etmek Nasıl Mümkün Olabilir?

Sıklıkla “Evet” demek dayanılabilir bir durum değildir. Sürdürülemez. Tüketir.
Keza sıklıkla “Hayır” demekte, durum ve başkaları açısından tahammül edilebilir
olmaz. Sosyal bir varlık olduğumuz için başkaları ile ilişkileri de gözetmek
zorundayız. Çok sıklıkla başkalarına “hayır”, kendimize evet dediğimizde bir süre
sonra ciddi bir yalnızlık, reddedilme, dışlanma gibi sosyal ve ilişkisel problemler
yaşarız.

Kilit nokta; sürdürülebilir, tolere edilebilir olanı araştırmak ve bulmakla çözülebilir.
Hazır bir reçeteden çok anın farkında olarak; Evet ve Hayır demenin o anda nasıl bir
işleve sahip olduğunu anlamaya çalışmak işe yarar.

 

Hayır diyebilmek için; Öneriler

“Hayır” kelimesi çoğu insana sert gelir. İncitici, olumsuz olarak algılanır. Nezaket
ve saygıya, üsluba, jest ve mimiklere dikkat edilerek cevap verildiğinde karşı taraf
için incitici olmaz. “Hayır” denilen şeyin kendi kişiliği olmadığını, sadece isteğinin
olumlu karşılanmadığını görebilir.

“Hayır” demek çoğu insan için oldukça zor olduğundan, sözü dolandırırlar.
Gereksiz açıklamalar yaparlar. Aslında bu tutum karşı taraf için daha dolambaçlı
olup yanlış anlamalara, gereksiz hayal kırıklıklarına yol açar. Bu nedenle risklidir.
Sözü fazla dolandırmadan, gereksiz açıklama yapmadan, kısa, net,
olabildiğinde yalın biçimde “hayır” denmelidir.

 

Yargılayıcı, eleştirel, küçük düşürücü davranış ve tutumlardan kaçınarak; kişiye
olaya, beklentiye yaklaşmak gereklidir. “ bu ne biçim istek, böyle bir şey nasıl
istenir, nasıl böyle bir istekte bulunuyorsun anlamadım…”

“Hayır” dememek adına bu tür yargılayıcı yöntemler, özsaygıyı zedeler. Kişinin
isteğinin doğru ya da yanlış, haklı ya da haksız olmasını tartışmak işe yaramaz.
“Ben Dili” ile yorumdan uzak durarak; kendimiz ve durumla, koşullarla ilgili bilgi
vermek “Hayır” demeyi kolaylaştırır. “ … isteğinizi duydum, haklısınız, ancak
bunu düşünmem gerek… benim kendi başıma böyle bir karar vermem mümkün
değil. Bunu yöneticilerimle de görüşmem gerekebilir. İsteğinizi yapmak isterdim

fakat benim de hesap vermek, kurallara uygun davranmak gibi sorumluluklarım var.

Üzgünüm, isteğinizi yapamıycam…

” Hayır diyebilmek için bazen kurallardan,yasadan, sorumluluklarımızdan güç alabiliriz.

Bizden bir şey istendiğinde bunu “benden yemeğimi bitirmeden kalkıp telefon etmemi

istiyorsun…. Raporu hemen yazmamı istiyorsun?” … türünde yansıtma cümleleri ile

konuşmaya başlamak işe yarar. Karşımızdaki insan bu tür yansıtmalarda i

steğinin yersizliğini fark edebilir.

Bizden istenen şeyle ilgili olarak yansıtma yaptıktan sonra o konudaki
duygularımızdan, hislerimizden, kendimizi nasıl hissettiğimizden söz edebiliriz.
Özellikle aile ve arkadaş çevresiyle ilişkilerde bu yöntem işe yarar. “Eğer benden
istediğin… şeyi yaparsam, kendimi kötü ve gergin hissedeceğim. Onu yaparsam çok
yorulacağım, …işimi bitiremeyeceğim…. Böyle olmasını istemiyorum,
üzgünüm…”

İstek ve beklentiler söz konusu olduğunda karşı tarafa; bazen seçenek sunmak işe
yarar. “İzin konusunda sizin için yapabileceğim bir şey yok, fakat belki vardiyanızı
değiştirebiliriz… Size bu konuda yardımcı olamayacağım, üzgünüm ama belki şu
konuda yardım edebilirim…”

Bazen şartların olgunlaşmasını beklemek gerektiğini bilerek; “şimdi, şu aralar ortam
müsait değil ama belki bunları sonbahara doğru yeniden gözden geçirebiliriz…”
zamana bırakmak gerekir.

Kendi önceliklerimiz olduğunu bilip, kendimize hatırlatmak “Hayır” demeyi
kolaylaştırır. “… acilen istiyorsunuz ama benim dinlenme zamanım… şu an size
evet demeyi isterdim fakat kızımla film izliyorum… sizi anlıyorum ama benim şu
an çıkmam gerek… sonra bakabiliriz…”

Araya zaman koymak… Bizden bir şey istendiğinde hemen cevap vermek zorunda
olmadığımızı bilmek ve kendimize hatırlatmak işe yarar. Talepkar olan insanlar
genellikle anında karşılık verilmesini isterler. “Ne olacak canım, tamam desen, 5
dk’lık bir iş, yapıversen ölür müsün?” Tuzak içeren bu tür durumlarda derin bir
nefes almak, durmak bazen de sadece kararlı bir jest ile karşılık vermek işe yarar.
Olumsuz anlamda kafa sallamak, bakmak, sessiz kalmak…
“Hayır” diyebilmek için zamana ihtiyacımız olduğunu bilmek ve kendimize
hatırlatmak gereklidir. “istediğin şeyin farkındayım ancak bunu düşünmek, yapmak

için zamana ihtiyacım var. Şimdi çok uygun bir zaman değil. Bana sonra yine
hatırlatın lütfen…”

İki olumlu cümle arasına, “hayır” anlamına gelen bir cümle yerleştirerek cevap
verme yöntemi.” Sözünü ettiğiniz konuda haklı olabilirsiniz. İyi bir noktaya işaret
ediyorsunuz. Ancak şu an için sözünü ettiğiniz şeyi yapmam mümkün görünmüyor.
Belki daha sonra bu konuyu tekrar ele alabiliriz…” Bu yönteme “sandviç yöntemi”
denmektedir.

Bir şey istendiğinde, istenilen konu, olay hakkında daha fazla bilgi, detay talep
edilebilir. Dürtüsel, anlık isteklere açıkça hayır demeye bile gerek kalmadan karşı
tarafın isteğinde ne kadar samimi, kararlı ya da gerçekten ihtiyaç içinde olup
olmadığını anlamayı sağlar. Bir kez talep etti ve siz de daha fazla bilgi istediğinizde
karşı taraf beklentisinden vazgeçebilir.

Bazen çatışma ve gerilim olabileceğini bilmek ve kendimize hatırlatmak,
çatışmayı göze almak “Hayır” deme gücünü verebilir. Çevre ile ilişkilerinde
“hep almaya” alışmış, kurallara ve sınırlara uyum yapma becerisi yeterince
gelişmemiş olan insanlara hayır dendiğinde; çatışma/gerilim olmaması imkansız
gibidir. Bu tür insanlar istedikleri olmadığında küsebilir, sizi suçlayabilir, kızgın ve
reddedici tutumlar geliştirebilirler. Şiddetli duygu ve tutumlarla sizi köşeye
sıkıştırıp, istediklerini elde etmeye çalışabilirler. Çocuk ve ergenlerde bu tür
davranışlar daha sık görülebilir. Ancak kararlı durduğunuzda daha sonra aynı
şekilde sıkıştırılma olasılığını azaltmış olursunuz.

İşyerinde de pasif agresyon denilen küsme, kırgınlık, görmezden gelme, arkadan
konuşma (dedikodu) saygısız davranışlarla karşılaşıla bilinir. Hayır dediğimiz için
bize kendimizi “kötü, sevilemez, değersiz, acımasız, gaddar, bencil… biri” olarak
hissettirmek isteyebilirler.

İşte bu noktada; karşımızdaki kişinin bizi nasıl gördüğü mü önemli? Yoksa
benim kendimi nasıl gördüğüm mü önemli? Sorusunu sormak gerekli. Ve
kendimize karşımızdaki kişinin, bizi kötü biri olarak görmesine katlanma iznini
verebilmek kilit noktadır. Kendimiz hakkındaki inancımız, özsaygımız, öz
değerimiz, özgüvenimiz bizi dayanıklı ve sağlam biçimde ayakta tutmaya yardım
eder. Huzurlu bir yaşam için HAYIR diyebilmeye izin verelim.

Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB)

Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB)

Obsesyon ve Kompulsiyonlar, Tekrar tekrar soru sorma, tekrar tekrar itiraf etme, dokunma, vurma, sallanma, göz kırpma, gözlerini belli bir noktaya dikip sabitleme davranışları Obsesif Kompulsif Bozukluğun(OKB) görünümlerindendir. Tuhaf olarak algılanmalarına yol açar.

Sık Karşılaşılan Obsesyon ve Kompulsiyonlar Nelerdir?

Obsesyon, saplantı, mantıkla zihinden uzaklaştırılamayan sıkıntı verici, tekrarlayıcı, inatçı, karşı konulması zor düşüncelerdir. Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Takıntı bozukluğudenildiğinde düşünsel ve davranışsal boyut kastedilir. Obsesif kişilikle benzerlikleri olsa da aynı şeyi ifade etmez. Söz konusu obsesyon ve kompulsiyonlar hemen herkeste az da olsa mevcuttur. Mesele şu ki; günlük yaşamı etkiler hale geldiğinde Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) yani Takıntı Bozukluğundan söz edilir.

 

En Sık Karşılaşılan Obsesyonlar Nedir?

Kirlenme Obsesyonları nedir?

  • Kir veya mikroplardan, mikropların bulaşmasından, temas etmekten aşırı kaygılanmak
  • Tükürük, idrar, dışkı, ter, sperm gibi beden sıvılarından aşırı kaygılanıp, iğrenmek
  • Yapışkan, kaygan maddelerden, atıklardan yoğun rahatsızlık duymak
  • Hastalık bulaşma korkusu ile çok fazla meşgul olmak (günlük yaşam kalitesini bozacak biçimde)
  • Etrafındakilere, özellikle sevdiklerine hastalık bulaştırma konusu ile aşırı meşguliyet
  • Özellikle böceklerden, küçük hayvanlardan aşırı endişe duymak
  • Çevre kirlenmesine yönelik aşırı kaygı

 

 Saldırganlık Obsesyonları Nedir?

Kendine, sevdiği insanlara, başkalarına zarar vereceğinden korkmaya yönelik düşünceler, görsel imgeler(Ansızın sevdiği birine zarar vermiş olduğuna dair görsel imajlar yaşama)

Sosyal, iş, arkadaş ortamlarında ansızın utanılacak, hakaret eden sözler, davranışlar yapmaya yönelik düşünce ve görsel imgeler

Dikkatsizlik nedeniyle kendine, sevdiklerine, başkalarına bazen de kızdığı kişilere zarar verme, kaza yapma, çarpma, vurma, dövmeye yönelik düşünceler

Etrafında yaşanan olumsuz yaşam olaylarından örneğin annesinin hastalanmasından, çocuğunun istenmeyen bir davranışından dolayı kendini sorumlu tutma (Vaktiyle yaptığı hataların bedelini ödeme korkusu, cezalandırılma endişesi)

Beğendiği bir nesneyi hırsızlık yaparak elde etmeye yönelik yoğun endişe, hırsızlık yapma korkusu

 

Cinsel Obsesyonlar Nedir ?

En başta gelen cinsel olarak yasaklanmış şeyleri yapacağına yönelik korkudur. Sevdiği insanlarla cinsel davranışlar içine girme yani Ensest korkusu çok fazla olabilir. Erkek ise; annesi, kız kardeşi, yakın akraba olan kadınlarla, kadın ise; babası, abisi ile kendini cinsel eylemde bulma korkusu oldukça azap vericidir. Düşünceler görsel imajlar biçiminde de olur.

Yasaklanmış cinsel dürtüler bazen çocuklara, hayvanlara ya da zorbaca, acı verici davranışlara yönelik olabilir.

Homoseksüellikle ilgili, cinsel kimliğe yönelik yoğun endişe, korku duyma

Başkalarına karşı saldırgan cinsel eylemlerde bulunma korkusu

 

Dini Obsesyonlar Nedir?

Doğru Yanlış, yasak kavramları ile aşırı uğraşma

Kutsal değerlere, kutsal yerlere, kişilere karşı hata, saygısızlık yapma, günah işleme korkusu

 

Kontrol Etme Obsesyonları Nedir?

Hata, korkunç bir şeyler yapıp yapmadığını kontrol etme, ettirme ihtiyacı duyma

Kendine ve başkalarına zarar vermediğini kontrol etme ihtiyacı

Bedenine yönelik kontrol etme ihtiyacı. Özellikle sağlıkla ilgili kontroller gereğinden çok fazladır. Hastalanma endişesi çok rahatsız edicidir.

Bedenin belli bir kısmı ile aşırı meşgul olma, beğenmeme

Evde, işyerinde kapıları, pencereleri, ocak, ütü, tv, bilgisayar, vb, kapanıp kapanmadığını kontrol etme düşünceleri.

Randevularını, günlük planlarını kontrol etme gereksinimi

 

Simetri Ve Düzen Obsesyonları Nedir?

Eşyaların simetrisi ve düzenlediği biçimde durması gerektiğine dair rahatsız edici düşüncelerdir.

Düzen, simetri bozulduğu takdirde, başına son derece kötü şeylerin geleceği inancı vardır. Örneğin; eğer sehpa, halı, mobilya olması gereken(?) yerde durmazsa, çok sevdiği birine kötü bir şey olacağına yönelik korku vardır.

Zihinsel olarak ta düzen gereksinimi fazladır. Zihinsel olarak karmaşa yaşama durumundan aşırı endişe yaşanır. Her bir düşünce diğer simetrik karşıtı ile birlikte bulunmak zorundadır.

Takıldıkları bazı konuları bilmek, hatırlamak zorundadırlar.

Belirli sözleri, örneğin aile sırlarını, içlerinden geçenleri, hoşa gitmeyecek, onaylanmayacak şeyleri söyleme korkusu vardır.

Doğru şeyleri söyleyememekten, hata yapmaktan, dil sürçmesinden, bilememekten korku yoğundur.

Sevdikleri, değer verdikleri kişileri, nesneleri kaybetme korkusu vardır.

İstenmeyen görüntüler, anlamsız sesler, kelimeler zihne ansızın girer.

Uğurlu, uğursuz yerler, nesneler, özel anlamı olan renkler, nesneler, batıl denebilecek inançlar. Tabu olgusu söz konusudur.

Belirli seslere, görüntülere, kişilere yönelik aşırı hassasiyet, tahammülsüzlük olabilir.

 

Kompulsiyon Zorlantı nedir?

Sıklıkla bir obsesyona yani takıntılı düşünceye cevap olarak ortaya çıkan yineleyici, istenmeyen düşünce ve davranışlardır.

En sık Karşılaşılan Kompulsiyonlar Nedir?

Temizlik Kompulsiyonları Nedir?

Temizlik davranışları ile aşırı meşgul olma. Evini, odasını, yatağını temizlediği halde temiz olmadığına inanıp tekrar tekrar temizlik yapma.

Aşırı biçimde, nesnel olarak gerek olmadan tekrar tekrar el yıkama, abdest alma, yıkanma gereksinimi. Banyoda, lavaboda çok fazla vakit geçirme. Bazen evdekileri bıktırma noktasına geldikleri halde hala yıkama davranışlarına devam etme.

Temizlik davranışlarını törensel biçimde gerçekleştirme. Belli bir plan, düzen ve sıra veya sayı ile yapmak zorunda kalma.

Kirletici maddelerle temastan aşırı kaçınma, teması önleme davranışları.

 

Tekrarlayıcı Törensel Davranışlar Nedir?

Yatağa, banyoya, eve, işyerine, mutfağa, vb, yerlere belli hareketleri belli sayıda yaparak girme ve ya başlama. Yatağa girmeden önce 3 veya 7 kez girip çıkma sonra uyku pozisyonuna girmek gibi anlamsız tekrarlar ve törenler.

Tekrar tekrar okuma yazma, kontrol etme

Rutin hareketleri tekrarlama gereksinimi, kapıdan tekrar geçme, açma kapama

Sayı Sayma, tersten okuma, bazı sayıları, kelimeleri içten tekrarlama kompulsiyonları

Sıralama Düzenleme Kompulsiyonları (masada belli bir sıralama yapmadan yemek yiyememe, ya da banyoda istenilen düzeni sağladıktan sonra ancak banyo yapabilme gibi…)

Biriktirme Toplama Kompulsiyonları eski eşyaları, eski gazeteleri, belli bir amaca yönelik olmadan biriktirme, işe yaramaz şeyleri sınıflandırma, eski, işe yaramaz nesne veya eşyaları atamama. Bu tür davranışların hoby, koleksiyonculuk gibi özellikleri bulunmaz.

Zihinsel Kompulsiyonlar ise; bazı sözleri, kelimeleri zorlantılı biçimde söyleme, itiraf etme zorlantısıdır. Söz konusu durumda; kişiler yaptıkları bir davranışı açıklamak zorundadırlar.

Aşırı plan yapma ve listeler hazırlama da zihinsel kompulsiyonlar içindedir. Kişi öylesine ayrıntılı planlarla uğraşır ki, nesnel gerçeklikle alakası olmaz. Planlardan başını kaldırıp, denemeye zaman bulamaz.

Zihinsel törenler; günlük spontan konuşma ve davranışlara engel olur. Öncelik sonralık sırasına göre hareket edemediğinde törenler bozulur. Yoğun endişe ortaya çıkar. Tekrar baştan başlamak ister.

Tekrar tekrar soru sorma, tekrar tekrar itiraf etme, dokunma, vurma, sallanma, göz kırpma, gözlerini belli bir noktaya dikip sabitleme davranışları Obsesif Kompulsif Bozukluğun(OKB)  görünümlerindendir. Tuhaf olarak algılanmalarına yol açar.

 

Tekrarlayıcı, istenmeyen, sıkıntı yaratıcı düşünce, dürtü ya da görsel imajlar ve bunlara eşlik eden kompulsiyon yani telafi edici davranışlar kişinin günlük yaşam kalitesini düşürdüğünde, günde 1 saatten fazla vaktini almaya başladığında, hayatı kısıtlayıcı olduğunda Obsesif Kompulsif Bozukluk OKB (Obsessive Compulsive Disorder OCD) tanısı söz konusu olur.

 

Obsesyon ve kompulsiyon döngüsünü kırmak için;  Bilişsel Davranışçı Terapiler (BDT) ile işlevsel/gerçekçi olan ve olmayan düşünce ve inançlar sorgulatılır. Patolojiye kaynaklık eden temel olumsuz inançlar; “yetersizim, çaresizim, güçsüzüm, kimseye güvenemem, sevilemem, kötü biriyim…” türündeki düşünceler gözden geçirilir.

Otomatik düşünceler biçiminde zihne hücum eden aşırı genellenmiş, çarpıtılmış, irrasyonel düşünceler değiştirilmeye çalışılır. Terapist aracılığı ile düşünceleri tanıma, fark etme, düşünce, davranış, duygu ilişkisini gözlemleme, kanıta dayalı olup olmadığını analiz etme, düşünce kaydı tutma, ev ödevleri gibi yöntemler kullanılır.

Kompulsiyonlar ise tepki önleme, taşırma, üstüne gitme, maruz bırakma gibi davranışçı yöntemlerle duyarsızlaştırılmaya, etkisizleştirilmeye çalışılır.

 

Obsesyon ve kompulsiyonlarla mücadelede etkili bir terapi yöntemi de EMDR Terapisidir.

Obsesyon ve kompulsiyonların temelinde yer alan; Sorumluluk, seçim, güvenlikle ilgili temel olumsuz inançlar travma perspektifi ile değiştirilip, dönüştürülür. Bakınız EMDR Nasıl Uygulanır?  

EMDR Terapisi ile kişinin kendine dair olumlu bir kendilik imajı oluşturması, dünyaya ve diğer insanlara yönelik güven duygusunun onarılması hedeflenir. Obsesyonlarla yaratılan hayali dünyanın yerini gerçekçi bir dünya algısına bırakması, farklı ve adaptif bir dünya görüşünün yaratılması için çalışılır.

Obsesyon ve kompulsiyonlar nedeniyle güçsüzleşmiş benliğin güçlendirilmesi, kaynakların fark edilmesi, kaygı ile baş etmeye yönelik yeni becerilerin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılır.

 

Kaynakça: Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Ölçeği (Y-BOCS)

 

Diğer Konular;

Obsesif Kompülsif Bozukluk Nasıl Tedavi Edilir?

Çocuğunda Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Olan Ebeveynler için 5 Öneri

 

Okb Nasıl Tedavi Edilir

Obsesif Kompülsif Bozukluk Nasıl Tedavi Edilir?

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Nedir, Nasıl Tedavi Edilir?

Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?

Obsesif – Kompulsif Bozukluk (OKB) toplumun yaklaşık yüzde 2’sini etkileyen, “takıntı hastalığı” gibi isimlerle de bilinen ve çoğu zaman depresyonla birlikte seyreden bir psikolojik rahatsızlıktır. Obsesif – Kompulsif Bozukluğu (OKB) olan çocuklar ve yetişkinlerde istenmeyen ama zihinden kolayca uzaklaştırılamayan düşünceler (obsesyonlar) ile bu düşüncelerin yarattığı rahatsızlığı yatıştırmak için tekrar tekrar yapılan ritüel eylemler ve rutinler (kompulsiyonlar) görülür. DSM-5’te belirlenmiş kriterlere göre obsesyon ve/ya kompulsiyonlar kişinin günlük yaşamında aksamalara neden oluyorsa, kişinin işlevselliğini etkiliyorsa ve günde 1 saatten daha uzun süre vaktini alıyorsa kişide “Obsesif Kompulsif Bozukluk” olduğu düşünülür. Obsesif – Kompulsif Bozuklukluğunuz varsa yalnız olmadığınızı bilin. Cinsiyet, yaş, köken, sosyoekonomik durum ayırt etmeksizin milyonlarca kişide Obsesif – Kompulsif Bozukluğa rastlanmaktadır.

 

Obsesif Kompulsif Bozukluk Tedavi Edilebilir mi?

Obsesif – Kompulsif Bozukluk yaygın görülen ve kronik seyreden ama tedavi edilebilir bir rahatsızlıktır. Sizde ya da bir yakınınızda “Obsesif Kompulsif Bozukluk” olabileceğini düşünüyorsanız belirtiler kronikleşmeden önce bir uzmana başvurmaktan çekinmeyin, tedavi edilmezse OKB gitgide ilerleyen ve kişinin hayatını sekteye uğratan bir seyir gösterebilir.

 

Obsesif Kompulsif Bozukluk Nasıl Tedavi Edilir?

Obsesif Kompulsif Bozukluğun erken teşhisi ve tedavisi; hem iyileşme için hem de madde kötüye kulanım bozukluğu, depresyon ve birlikte seyredebilecek diğer rahatsızlıkların önlenebilmesi için kritiktir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk terapi, ilaç ya da ikisinin bir kombinasyonuyla etkili şekilde tedavi edilebilir. Obsesif Kompulsif Bozukluk için etkisi bilimsel olarak kanıtlanmış tedavi yaklaşımları; “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme” müdahalesiyle Bilişsel – Davranışçı Terapi’yi (BDT) ve ilaç kullanımını içermektedir.

Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan 10 kişiden 7’si Maruz Bırakma ve Tepki Önleme terapisinden ve/veya ilaç tedavisinden fayda görmektedir.
(The International OCD Foundation, https://iocdf.org/about-ocd/treatment/meds/)

Tedaviye başvuranların yaklaşık %50’si ilaç kullanılmadan Davranışçı Terapi’den fayda görebilmektedir. Terapiden 6 ay ya da 3 veya daha fazla yıl sonra yapılan takiplerde bu kişilerin yaklaşık %75’inin daha iyi olduğu ya da iyileştiği bulunmuştur.
(http://ocd.stanford.edu/treatment/psychotherapy.html)

 

Buna ek olarak, “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme”nin etkinliğinin bir ilaçla karşılaştırıldığı bir araştırmada “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme”nin daha etkili olduğu bulunmuştur. Bu nedenle eğer mümkünse “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme” hafif ve orta şiddetteki semptomların tedavisinde öncelikli olarak önerilmektedir.
(Foa EB, Liebowitz MR, Kozak MJ. Randomized, Placebo-Controlled Trial of Exposure and Ritual Prevention, Clomipramine, and Their Combination in the Treatment of Obsessive-Compulsive Disorder. Am J Psychiatry. 2005;162:151–61. doi: 10.1176/appi.ajp.162.1.151.)

 

İlaç tedavisi, hekimin uygun gördüğü SSRI ya da SNRI gibi bir antidepresan ile olabilir. Bu ilaçlar hemen etki etmeyebilir, semptomlarda azalmayı sağlamalarından önce haftalar geçebilir.

İlaçlar genellikle kişi Obsesif – Kompulsif Bozukluğu sadece terapiyle götürebilecek duruma gelene kadar geçici süreyle kullanılır.
(Relief from OCD, https://adaa.org/sites/default/files/Relief-from-OCD.pdf)

Verilen ilacın klinik olarak anlamlı bir etkisi olup olmadığının anlaşılabilmesi için rahatlıkla tolere edilebilen dozda 10-12 haftalık bir deneme süresi gerekmektedir. Bu 10-12 haftanın ardından kişilerin yaklaşık %60’ında semptomlar %40 oranında azalmaktadır. Tüm semptomların kaybolması nadiren görülür.
(http://ocd.stanford.edu/treatment/psychotherapy.html)

                       

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB) Tedavisinde Bilişsel – Davranışçı Terapi

Bilişsel Davranışçı Terapi kişinin düşüncelerini ve davranışlarını değiştirmek için iki bilimsel tekniği kullanan bir yaklaşımdır: Maruz Bırakma ve Tepki Önleme (ERP) ve Bilişsel Terapi. Bilişsel – Davranışçı Terapi, bu alanda ilgili eğitimi almış bir terapist tarafından yapılmalıdır.

Bilişsel Davranışçı Terapi, Harvard Medical School ve Mayo Clinic gibi kurumlar tarafından da tavsiye edilen bir yaklaşımdır. Bazı araştırmalar Bilişsel – Davranışçı Terapi sürecini tamamlayan kişilerin %85’inde Obsesif Kompulsif Bozukluk semptomlarda belirgin bir azalma olduğunu göstermektedir.
(BeyondOCD, http://beyondocd.org/ocd-facts)

Yapılan bir araştırmada OKB tedavisinde “Maruz Bırakma ve Tepki Önleme”nin etkinliği yaklaşık %86 olarak bulunmuştur.
(Foa, E. B., Liebowitz, M. R., Kozak, M. J., Davies, S., Campeas, R., Franklin, M. E., … & Simpson, H. B. (2005). Randomized, placebo-controlled trial of exposure and ritual prevention, clomipramine, and their combination in the treatment of obsessive-compulsive disorder. American Journal of Psychiatry, 162(1), 151-161.)

 

Bilişsel Davranışçı Terapi çoğunlukla haftada bir olmak üzere terapistin ofisinde yapılır. Obsesif – Kompulsif Bozukluk çok şiddetli ise, daha sık seanslara ihtiyaç olabilir. Maruz Bırakma ve Tepki Önleme müdahalesi eğitimi almış olan bir terapist bulmanız önemlidir. Eğer terapistiniz sizi ofisteki seanslar sırasında maruz kalma egzersizlerine katılmaya teşvik ediyorsa iyiye işarettir. Terapinin nihai amacı, bu maruz kalmayı gerçek dünyaya da (kompulsiyonlarınıza karşı koyabileceğiniz ve belirsizlikten korkmak yerine onu kucaklayabileceğiniz yere) taşıyabilmektir.

 

Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)  Tedavisinde EMDR Terapisi

EMDR Terapisi, yani Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme, zorlu deneyimlerin neden olduğu semptomlarda düzelme sağlayan ve duygusal acıyı azaltan bir psikoterapi yaklaşımıdır. Araştırmalar birçok kişide EMDR terapisi kullanılarak eskiden fark yaratması yıllar süren psikoterapinin faydalarının kısa sürede görülebileceğine işaret etmektedir.

Bazı kişiler, Obsesif- Kompulsif Bozukluğun tedavisi için uzun süreli terapiye sıcak bakmayabilir ya da böyle bir terapi onlar için yeterince etkili sonuçlar vermeyebilir. Bu gibi durumlarda EMDR terapisi oldukça yardımcı olabilir. EMDR teknikleriyle kişinin obsesyonlarına karşı duyarsızlaştırma yapıldıkça bu obsesyonlar zamanla zayıflayıp ortadan kalkabilirler.

“EMDR’ın Obsesif – Kompulsif Bozukluğun tedavisindeki etkinliğine ilişkin bir çalışma, semptomlarda %70 oranında bir azalma olduğunu göstermektedir. Tedavi sonrasında ve takip seanslarında tüm hastalarda anlamlı bir iyileşme görülmüştür.”
(Marr, J. (2012). EMDR treatment of obsessive-compulsive disorder: Preliminary research. Journal of EMDR Practice and Research6(1), 2-15.)

 

Göz Hareketleri ile Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme Terapisi EMDR Nasıl Uygulanır

EMDR Terapisi hangi sorunlarda Kullanılır

Yararlanılan Kaynaklar:

– Obsessive-Compulsive Disorder 
(ADAA, https://adaa.org/sites/default/files/OCD_brochure_rev.2014.pdf)

–          Treatments for OCD
(ADAA, https://adaa.org/understanding-anxiety/obsessive-compulsive-disorder-ocd/treatments-for-ocd )

–          Relief from OCD
(BeyondOCD, https://adaa.org/sites/default/files/Relief-from-OCD.pdf )

Çeviren: Psk. Büşra Beşli

Panik Atak

Panik Atak Nedir?

Çevrenizdeki kişilerin “Bende panik atak rahatsızlığı var.” dediğini duymuş olabilirsiniz ancak aslında “Panik Atak” tek başına tanımlanmış bir rahatsızlık değildir, birçok rahatsızlığın belirteci sayılmaktadır. Panik ataklar sıklıkla majör depresyon, bipolar depresyon ve kaygı bozukluklarıyla ilişkilidir.

 

Panik Atak

Panik atak, kişide ansızın ortaya çıkan ve dakikalar içinde artan, yaklaşık olarak 10 dakika süren yoğun bir korku dönemidir. Bu korku dalgasının nerede ve ne zaman ortaya çıkacağı belirsizdir. Kişi, bu yoğun korku dalgası sırasında göğsünde ağrı hissedebilir ya da kalp krizi geçirmekte olduğunu düşünebilir, nefes almakta zorluk çekebilir. Baş dönmesi ya da sersemlik hissi eşlik edebilir. Panik atak sırasında kişinin vücudunda adrenalin salgılanışında artış gibi bazı biyolojik değişiklikler olur ve bu değişiklikler kişinin “ölmek üzereyim” hissini pekiştirir. Yaklaşık 1 saat içinde bu belirtiler kaybolur. Aslında panik atak hayatı tehdit edici özellikte değildir ama kişinin hayatını olumsuz yönde etkileyebilir.

Çevrenizdeki kişilerin “Bende panik atak rahatsızlığı var.” dediğini duymuş olabilirsiniz ancak aslında “Panik Atak” tek başına tanımlanmış bir rahatsızlık değildir, birçok rahatsızlığın belirteci sayılmaktadır. Panik ataklar sıklıkla majör depresyon, bipolar depresyon ve kaygı bozukluklarıyla ilişkilidir.

 

Panik Atak Belirtileri Nelerdir?

DSM – 5’e göre, kişinin panik atak geçirdiğinin düşünülmesi için ansızın ortaya çıkan yoğun korku döneminde aşağıdaki belirtilerden 4 ya da daha fazlasının olması gerekir:

  • Çarpıntı, kalp sıkışması ya da kalp atış hızında artış
  • Terleme
  • Titreme ya da sallanma
  • Nefes darlığı ya da soluğun kesilmesi hissi
  • Boğulma hissi
  • Göğüs ağrısı ya da göğüste rahatsızlık hissi
  • Mide bulantısı ya da karın ağrısı
  • Baş dönmesi, sersemlik, düşecekmiş ya da bayılacakmış hissi
  • Ürperme ya da sıcak basması
  • Uyuşma ve karıncalanma hissi
  • Derealizasyon (Gerçekdışılık hissi) ya da depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış olma)
  • Kontrolü kaybetme ve çıldırma korkusu
  • Ölüm korkusu

 

Panik atak, kişi öncesinde sakin bir ruh halindeyken ya da zaten kaygılı bir durumdayken aniden meydana gelebilir. Amerikan Psikologlar Derneği (APA) iki tür panik atak arasında ayrım yapmaktadır:

– Beklenen Panik Atak

Bu panik atak türü belirli bir korku ile ilişkilidir ve kişi korktuğu durumla karşılaştığında ya da karşılaşma ihtimali olduğunda ortaya çıkabilir. Örneğin, kapalı alan korkusu olan birinin asansörde panik atak yaşaması beklenebilir.

– Beklenmedik Panik Atak

Bu panik atak türü beklenmedik bir anda ve yerde, çoğu zaman görünürde belirli bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkabilir.

 

“Panik Atak”ın Tetikleyicileri Var mıdır?

Evet, panik atağın tetikleyicileri olabilir. Bunların bir kısmı kişi tarafından ayırt edilmiş ve ilerisi için ipucu olarak görülebilecek belli tetikleyicilerdir, örneğin uçak yolculuğundan korkan birisi için uçak görüntüsü kendisinde paniğe neden olabilecek belli bir tetikleyicidir. Bazı tetikleyiciler ise kişi tarafından ayırt edilemiyor olabilir, bu tetikleyiciler çoğu zaman bir klinisyenle yapılan görüşmelerde açığa çıkarlar.

 

“Panik Atak”ın tetikleyicileri nelerdir?

Panik atağın tetikleyicileri içsel ve dışsal olabilir.

İçsel tetikleyicilerin bazıları şunlardır:

– Beden ritminde değişiklik

Bir aktivite gerçekleştirirken vücutta meydana gelen zararsız fizyolojik değişimlerin zararla ilişkili yorumlanması kişide paniğe neden olabilir. (Merdiven çıkarken nabzının yükselmesinin kişi tarafından yanlış yorumlanıp kalp krizi belirtisi olarak düşünülmesi ve bunun paniğe neden olması gibi)

– Duygu durumda değişiklik

Bazı duygular kişi için kabul edilemez olup, deneyimlendiklerinde kişide paniğe neden olabilir. (Öfke duygusu hisseden kişinin tansiyonunun yükselmesi ve bu durumun kişide felaket etkisi yaratarak paniğe neden olması gibi)

– Vücut sıcaklığındaki değişim

Vücut sıcaklığındaki olağan değişimler gibi bedensel uyarımlar bir korku unsuru olarak görülüp kişide paniğe neden olabilir. (Hava sıcak olduğu için terleyen kişinin bu durumu katastrofik şekilde yanlış yorumlamasının kişide paniğe neden olması gibi)

 

Dışsal tetikleyicilerin bazıları şunlardır:

– Sıcak ya da “boğucu” atmosfer

Fazla sıcak, basık ya da boğucu ortamlar

– Bazı kokular

Keskin ve rahatsız edici kokular nefes almayı zorlaştırarak kişide paniğe neden olabilir. (Doğal gaz kokusu vb.)

– Işık

Karanlık bir ortamda bulunmak ya da bulunulan ortamdaki ışık kaynağının aniden kapanması kişide yoğun bir korkuya neden olabilir.

– Yüksek ses

 

Panik Atak ve Panik Bozukluğu Aynı Şey midir?

Günlük dilde “Panik Atak” çoğunlukla “Panik Bozukluğu” ile aynıymış gibi kullanılsa da bu ikisi farklı şeylerdir. Yukarıda da değinildiği gibi “Panik Atak” tek başına tanımlanmış bir rahatsızlık değildir, başka rahatsızlıkların bir belirtecidir. “Panik Bozukluğu” ise tanımlanmış ve belli kriterleri olan bir psikolojik rahatsızlıktır.

 

Panik Bozukluğu Nedir?

Kişide “Panik Bozukluğu” olduğunun düşünülebilmesi için son bir ayda en az bir panik atak geçirmiş ya da yoğun bir şekilde tekrar bir panik atak geçirme korkusu yaşıyor olması gerekir. Panik Bozukluğu olan kişiler, başka bir atak geçirme ihtimallerine ilişkin oldukça endişeli bir beklenti içine girerler. Buna ek olarak, yeni bir panik atağı tetikleyebileceğini düşündükleri durumlardan kaçınma davranışı geliştirirler.

 

Yardım Almalı mısınız?

İstatistikler, toplumun yaklaşık üçte birinin hayatlarının bir döneminde bir kez panik atak geçirdiğine işaret etmektedir. Bazı kişilerde panik atakların kendiliğinden geçtiği ve tekrarlamadığı görülmektedir. Ancak tekrarlayan panik ataklarınız varsa ve tekrar panik atak geçirebileceğinize ilişkin yoğun bir kaygı hissediyorsanız Panik Bozukluğu yaşıyor olabilirsiniz. Panik bozukluğu zamanla iyileşmez. Profesyonel bir yardım almazsanız bu durum günlük yaşamınızı olumsuz etkileyecektir. Panik Bozukluğu devam ederse kişide depresyon ya da alkol/madde kullanımına ilişkin sorunlar gelişebilir.

Panik atakların görünür bir nedeni saptanamasa bile taşınma, iş değiştirme, evlenme, çocuk sahibi olma gibi büyük değişikliklerin atakları tetikleyebileceği düşünülmektedir; bunların terapide ele alınması hayat kalitenizi artırabilir. Ayrıca Bilişsel Davranışçı Terapi sizin kaygınızı azaltacak beceriler edinmenize ve duygularınızı ifade etmek için yeni yollar geliştirmenize yardımcı olabilir. Korkuyu tetikleyen duygu ve düşüncelerinizi gözden geçirerek kaygıyla nasıl başa çıkabileceğinizi keşfetmenizi sağlayabilir. Kontrollü nefes alıp verme gibi teknikler de destekleyici olabilir.

 

Yararlanılan kaynaklar:

–          DSM – V

–          Hoşça Kal Panik (Prof. Dr. Erhan Bayraktar)

–          Panic Attacks and Panic Disorder (https://www.mayoclinic.org)

–          The Basics about Panic Attacks (http://www.anxieties.com)

–          Panic Disorder, Assessment and Treatment Through a Wide Angle Lens (Frank M. Dattilio & Jesus A. Salas-Auvert)

 

Annelerden Beklenenler

Annelerden beklenenler?

Annelik; özellikle ilk aylarda, bebeğini yatağında kendi başına bırakıp rahat rahat banyo yapamamak, tuvalette bile acele etmek, yemeğini masada yarım bırakmak ya da ayakta atıştırmak, markete bir ekmek almaya bile gidememek, kendine ait bir zaman diliminin olmaması demektir.

Emzirmek; emmiyorsa sütü sağıp biberonla beslemeye çalışmak, kanayan, acıyan memeler, doğum kanalındaki ağrı ve sızılar, uykusuz geceler, sürekli ağlayan, ne istediğini alışıldık yollarla iletemeyen bir varlığı hayatta tutabilme kaygılarıdır annelik…

Anneliği yaşayan, bedelini ödeyen kadındır.

Ama ne yazık ki anneliğe dair beklenti ve rolleri belirleyen erkek ve erkek egemen toplumsal kültürel yapı ve onun uzantısı medyadır.

  • Çocuğunu her zaman koşulsuz seven…
  • Çocuklarının her zaman ihtiyaçlarına karşılayan…
  • Her zaman çocuklarına karşı sabırlı,
  • Hiç sinirlenmeyen, her zaman anlayışlı, her zaman hoşgörülü, şefkatli…
  • Her zaman ve koşulda çocuğuna karşı dikkatli, uyanık…
  • Her zaman çocuğunu temiz tutan, itina gösteren…
  • Her zaman enerjik, her zaman güler yüzlü…
  • Her zaman esprili, becerikli…
  • Her zaman çocuğuna öncelik veren, dinleyen…
  • Öfke, kızgınlık duymayan kendini çocuğuna adamaktan memnun olan…
  • Her zaman ve koşulda çocuğu ile vakit geçiren…

Bebeği olan bir kadının anne olduktan sonra “hep mutlu yaşayacağı, her zaman çocuğunu seveceği, sürekli hayatının merkezinde bebeğinin olacağı, kendi mutluluğunun bebeğin mutluluğuna bağlı olduğu, artık sadece ailesi ve çocuğu için yaşayacağı, kendi yaşamından vazgeçmesi gerektiği…” beklenir ve empoze edilir. Anne olmak demek; kadın kimliğinin öldürülmesi, yok edilmesi anlamına gelmektedir. Toplumun, ailelerin, medyanın kadına yüklediği rol ve beklentiler ciddi anlamda sorgulanmayı gerektirir.

Anneliğe yüklenen aşırı beklenti ve roller; doğum sonrasında kadınların ciddi olarak kendilerini baskı altında hissetmesine yol açmaktadır. Toplumun beklenti ve rollerine göre kendini kıyaslayan kadın için var olan yükü taşımak çok zor ve ağırdır. Doğum sonrasında sıklıkla görülen depresyonu tetikleyen koşullardan biri; toplumun kadından beklediği mükemmelleştirilmiş roller ve beklentilerdir.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyasındaki duygusal değişimler nelerdir?

Doğumun nasıl yapıldığı, kolay ya da zor ve müdahaleli bir doğum olup olmadığı kadının annelik rolünü üstlenmesinde çok önemlidir. Hamilelik dönemi zor ve sancılı geçmişse, doğumun zorluğu ile birleştiğinde yeni duruma ayak uydurmak anne açısından kolay olmayacaktır. Kadının bedenindeki hızlı hormonal değişimler, ağrı ve sancılar, yeni gelen sorumluluk ve beklentiler pek çok kadını başlangıçta zorlar.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyası pek çok karmaşık duygu ve düşüncelerin istilasına uğrar. Doğum yapan kadında; yaşanan yeni duruma yönelik şaşkınlık, sevgi, endişe, korku, şefkat kadar kızgınlık, umut kadar umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke gibi hislerin olması olağandır.

Kadının yaşamını engelleyecek, kısıtlayacak olan bebeğine bazen öfke ve kızgınlık duymasında tuhaflık yoktur. Bazen sevinç ve neşe duyguları bazen de pişmanlık görülebilir. Şefkat, sevecenlik, hoşgörü bir yanda kızgınlık, mutsuzluk, hüzün diğer yanda kadının ruhsal dengesini zorlar.

Özellikle eş ve çevrenin desteği, kadının kendi annesi ve ailesinin kadın kuşağı ile kurmuş olduğu bağlar, kadının var olan çelişkili durumu yönetmesine yardım eder.

 

Travma Nedir

Travmanın fiziksel, duygusal, zihinsel belirtileri

Travmatik etken; kişinin ruhsal, fiziksel, bedensel dünyasını kaosa sokar. Ruhsal, zihinsel, ilişkisel, bedensel düzen bozulur. Tehlike ne kadar büyük ise; kayıp olasılığı ve tepkilerde o denli şiddetli olur. Eskisi gibi olmak, yaşamak, düşünmek, hissetmek artık mümkün olmaz.

Travma; günlük yaşamdaki sürekliliğin beklenmedik biçimde bozulması, kesintiye uğraması durumudur. Aniden gelişir. Kişinin, ailelerin, kitlelerin baş etme mekanizmaları aniden yetersiz kalır. Bireyin, ailenin, topluluğun varlığına yönelik açık, gizli bir tehdit/tehlike sinyali taşır. Tehdit/tehlike sinyali ne kadar büyük ise; travmatik etki de o denli büyük ve etkili olur. Bireyin o güne kadar ki var olan baş etme mekanizmaları işe yaramaz. Şok tepkileri ortaya çıkar. Tehlikenin büyüklüğüne ve bireyin baş etme kaynaklarına göre; 3 tür tepki olasılığı vardır. Birey; ya savaşacak, ya kaçacak ya da hiç bir şey yapamayıp donma tepkisi ile karşılık verecektir.

Travmaya neden olan etken; doğal bir afet olabileceği gibi, insan eliyle yapılan taciz, istismar, yaralama, vb, de olabilir. Ya da bir çocuğun ihtiyaçlarının yeterince karşılanamaması, yıl sonu gösterisinde rolünü unutması, sınıf içinde küçük düşürücü bir davranışa maruz kalması, sınavda başarısız olması, kötü bir olaya tanık olması da travmatik etken olabilir.

Travmaların bir kısmı, tek seferliktir. Bir kez yaşanmıştır. Tekrarı olmayabilir. Bazen de travma; sistematik biçimde devam eder. Bunlarda Kompleks Travma olarak adlandırılır. Kompleks travmaların onarılması daha zor ve zaman alan, etkileri daha kalıcı olabilen durumlardır. Özellikle Kişilik Bozukluğu olarak nitelendirilen rahatsızlık durumlarının altında, çocukluk dönemi travmatik yaşantılarının fazlalığı dikkati çekmektedir.

Travmanın fizyolojik belirtileri nelerdir?

Travmatik etken/tehlike söz konusu olduğunda; otonom sinir sistemi aşırı uyarılır. Sempatik sinir sistemi aktive olur. Yoğun biçimde adrenalin, kortizol gibi hormonlar kana karışır. Organizma savaş, kaç ya da donakalma moduna otomatik olarak geçer.

Söz konusu tehlike karşısındaki aşırı uyarılmışlık haline bağlı olarak;

  • Kalp çarpıntısı,
  • Hızlı ve yüzeysel nefes alma, nefes alamama hissi,
  • Göğüs ağrısı,
  • Baş dönmesi, baş ağrısı,
  • Yoğun terleme, ısı değişiklikleri sıcak basması ya da buz gibi olma hali,
  • Mide bulantısı, kusma isteği,
  • Baş dönmesi, tansiyon düşmesi,
  • Kol ve bacaklarda kasılma, seyrime, titreme,
  • Yorgunluk,
  • Baygınlık hissi, halsizlik,
  • Hareketsizlik, donakalma,
  • Aşırı, amaca yönelik olmayan hareketlilik,
  • Ağız kuruluğu,
  • Çabuk uyarılma, küçük uyaranlara bile ani, yoğun uygunsuz tepki verme sayılabilir.

Travmanın psikolojik belirtileri nelerdir?

Ruhsal dünyanın ansızın kapasitesinin üstünde uyarılması sonucu;

  • Şok olma,
  • Şaşkınlık hali,
  • Dikkati toplayamama,
  • Hayal kırıklığı,
  • Muhakeme güçlükleri,
  • Düşünememe, donakalma, seyirci olma hali,
  • Unutkanlık, dalgınlık, eskileri hatırlayamama,
  • Organizasyon güçlüğü, dağınıklık,
  • Plan yapamama,
  • Kabuslar, Flash back denen olay anının tekrar tekrar zihinde istemsizce canlanması,
  • Travmatik olayın yeniden olacağı beklentisi, düşünceleri,
  • Uykusuzluk; travma sonrası stres bozukluğunun en önemli göstergelerinden biridir.Kişinin uyku kalitesi bozulur. Sürekli uyanık kalmaya çalışılabilir.
  • Karar alma güçlükleri, yanlış karar verme sorunları, pişmanlık,
  • Oryantasyon zorlukları, sorun çözme becerilerinde gerileme, yetersizlik,
  • Önceki işlevselliğe geri dönememe, beceri kayıpları,
  • Günlük yaşama kendini verememe, hayattan zevk alamama,
  • Olayı inkar etme, yok saymak isteme, reddetme,
  • Başkalarını suçlama, tekrarlayan istemsiz, olumsuz otomatik düşünceler sayılabilir.

Travmanın duygusal etkileri nelerdir?

Travma anında ilk yaşanan ŞOK tepkisidir. Nasıl yani? Ne oldu? Anlamlandırma kapasitesini aşan tehlikeli bir durum vardır.

İlk şok atlatıldıktan sonra yaşanan duyguların en başında; yoğun bir korku, dehşet, panik, çaresizlik, güçsüzlük, yetersizlik vardır. Şok, panik duyguları devamında acı, öfke, pişmanlık, suçluluk, utanç, kızgınlık, nefret gibi duygular zihni adeta işgal eder.

Travmatik olay yaşanıp bitmiş olsa da; o an yaşanmış olan duygular genellikle sindirilemeden depolanmaktadır. Daha sonra travmatik olayı anımsatan herhangi bir olay, düşünce, duygu, bir rüya, bir çağrışım ansızın travma anında yaşanmış duyguların yeniden yaşanmasına yol açar. Aşırı duygusal uyarılmışlık durumunda ise; sol beynin mantıksal, rasyonel düşünme becerileri bastırılır. Ansızın yaşanan duygusal tetiklenmeler, kişilerin hayat kalitesini bozar. Pek çok duygusal sorunun altında travmatik olaylar bulunur. Travmatik olay sindirilebilir hale gelip, duygusal yükü boşaldığında kişi rahatlar. Kolay tetiklenip, kaosa girmez.

Travmayı ne zaman ciddiye alıp, yardım almak gerekir?

Travmatik olayın türüne, ciddiyetine bağlı olmakla birlikte; eğer hayatı doğrudan tehdit eden bir olay yaşandıysa hemen psikolojik destek alınabilir.

İstismar, tecavüz, taciz, bedene yönelik yaralanma, kaza, sel, deprem, toplumsal, insan eliyle ortaya çıkan felaketlere doğrudan maruz kalınması gibi durumlarda hemen müdahale edilebilir.

Yaşanan, tanık olunan, etkilenilen olayın üstünden 1 ay geçmiş olmasına rağmen, bazı belirtiler hala çok yoğun ise psikolojik destek olasılığı düşünülmelidir.

İlk 1 ay travmaya yönelik verilen bedensel, zihinsel, duygusal tepkiler normal olarak kabul edilir. Anormal bir olaya bireyin verdiği normal tepkilerdir söz konusu olan.

Travmatik olayın üstünden 3 ay geçmiş olmasına rağmen; hala uykusuzluk, kabus görme, iş ve karşı cins ilişkilerinde yetersizlik, depresif, karamsar duygu durum, ani uyarılmalar, cinsel isteksizlik, içe çekilme, olay anına yönelik istemsiz görüntüler zihne geliyorsa mutlaka bir uzmana baş vurmak gereklidir.

Travma belirtileri tedavi edilmediğinde; kronik uykusuzluk, depresyon, kaygı bozukluğu, verimlilik kaybı, ilişkisel sorunlar, cinsel işlev bozuklukları, alkol, madde bağımlılığına yönelme, panik bozukluk, bedensel rahatsızlıklarda artış ortaya çıkabilir.

Travma terapisi konusunda ayrıntılı bilgi için: www.emdrbakirkoy.com öneririz.

Bakırköy psikolog, olarak hizmet veren uzmanlarımız için tıklayınız