Boşanma Çocuklara Nasıl Açıklanmalı?

Boşanma Çocuklara Nasıl Açıklanmalı?

Boşanma, nedeni ne olursa olsun üzüntü verici ve sıkıntılı bir süreçtir. Bu süreçte çiftler  zorlayıcı duygular yaşasalar da, çocuklar bağımlı konumları ve gelişimsel ihtiyaçları nedeniyle  en kırılgan taraftırlar. Çocukların ilişkileri, yaşam düzenleri, maddi koşulları ve aile hayatları tamamıyla değişir.

Doğal bir süreç olarak bu durum, çocuklarda duygusal ve davranışsal değişimlere neden olabilir. Kızgınlık, incinme, korku, üzüntü hissederler. Kendilerini güvende hissetmezler, yeni durumun belirsizliklerinden dolayı kaygı duyarlar. Özellikle 4-11 yaş arası ‘Benim yüzümden ayrılıyorlar’ gibi düşünceler gelişebilir ve olanlarla ilgili kendilerini suçlarlar. Ağlama nöbetleri, içe kapanma, ebeveyne aşırı bağımlılık, yanından ayrılamama gibi davranışlar gözlemlenebilir. Çabuk sinirlenme ve öfke nöbetleri yaşayabilirler. Okula karşı ilgisizlik, okul başarısında düşüş, arkadaş ilişkilerinde sorunlar  görülebilir.

Evet , boşanma, çocuk için acı ve yaralayıcıdır. Ancak ebeveynler bilinçli bir şekilde ortak ebeveynliğe odaklanarak, çocukların yaşadıkları sorunları aşmalarına yardımcı olurlarsa, boşanmanın yıpratıcı etkilerini azaltılabilirler. Çocukların bu değişime en sağlıklı şekilde uyum sağlaması, ilerleyen dönemlerde kalıcı ruhsal hasarlar oluşmaması için çocukların duygusal ihtiyaçları ebeveynler için öncelikli olmalıdır. Bu noktada yapılacak ilk ve belki de en önemli adım çocuğa ayrılık kararının doğru şekilde anlatılmasıdır. Bu açıklama uygun şekilde yapılmadığında, çocuklarda travmatik bir etki oluşturabilir ve sonraki adımları zorlaştırabilir.

 

Çocuklara boşanma kararı açıklanırken nelere dikkat edilmeli?

 

  • Boşanma kararını netleştirdikten , kesin karar verildikten sonra açıklamayı anne-babalar beraber yapmalıdır. Açıklama sırasında ebeveynlerin duygu durumu önemlidir. Aşırı üzüntü, öfke ve kaygı belirtileri, çocuk için çok zorlayıcı ve travmatik olabilir. Çok ayrıntıya girmeden, çiftler birbirini olmadan emeden anlaşamadıklarını,  beraber mutlu olamadıklarını söylemelidir.

 

  • Bu ayrılığın sadece eş olmakla ilgili olduğu yine onun anne babası olmaya devam edecekleri vurgulanmalıdır. ‘Biz boşanacağız ama ikimizde senin annen baban olmaya devam edeceğiz, seni çok seviyoruz ve bu durum bunu asla değiştirmeyecek’ denilebilir.

 

  • Çocuğa söylenmeden önce nasıl bir düzen kurulacağı kararlaştırılmalı ve çocuğa yeni düzenle ilgili bilgi verilmeli. Nerede yaşayacak, diğer ebeveyni ne kadar sıklıkla görecek gibi. Ancak bu yeni düzenle ilgili olarak bazı konularda çocuğun da fikrini almak kendisini daha iyi hissetmesini sağlayacaktır.

 

  • Çocuğun duygularına alan sağlanmalı, bunun onu üzebileceği, kaygılandırabileceği bu duyguların normal olduğu anlatılmalı, duygularını ifade etmesine olanak sağlamalıdır.

 

  • Güven ihtiyacının sonucu olarak, anlatmış olmanıza rağmen gelecekle ilgili soruları tekrar tekrar sorabilirler. Bu sorular, gelişimine uygun ifadeler kullanarak sabırla cevaplanmalıdır. Çizelge hazırlamak da  somut hale getireceği için faydalı olacaktır. Mavi günlerde babayla , sarı günlerde anneyle olacaksın gibi.

 

  • Özellikle okul öncesi dönemde boşanma ile ilgili hikaye kitaplarından da faydalanılabilir. Amaca uygun hikayeler çocukların bu süreci anlamlandırmalarını kolaylaştıracaktır.

Çocukların boşanma sürecini en sağlıklı şekilde atlatabilmesi için ebeveynler  neler yapmalı,  nasıl bir tutum içinde olmalı?

 

  • Boşanma sürecinde çiftler öfke, üzüntü, keder, kaygı ve suçluluk gibi duygular yaşayabilirler. Eğer bu duygulanımlar çok yoğunsa çocuklarla ilgi doğru adımları atmak, soğukkanlı yaklaşmak çok mümkün olmayabilir. Bu nedenle öncelikle kendinize zaman tanıyın, duygularınızı anlamlandırın ve ihtiyaç duyduğunuzda uzman desteği almaktan çekinmeyin.

 

  • İçinde bulunduğu zorlu durumu düşündüğümüzde çocuklar, her zamankinden daha çok güven duygusuna ve ebeveynlerin sevigisine muhtaçdır. Böyle bir durumdayken atacağınız her adımı, alacağınız her kararı ‘Çocuğumun sevgi ve güven ihtiyacı için uygun mu?’ süzgecinden geçirin.

 

  • Anlaşmanın sağlanamadığı çekişmeli boşanma davalarında süreç uzayabilir. Velayet ve maddi konularda anlaşmazlıklar yaşanabilir. Bu süreçte ve sonrasında çocuklar asla bu çatışmanın ortasında bırakılmamalı, silah olarak kullanılmamalıdır. Taraf tutmaya zorlama, diğer ebeveyne göstermeme, ebeveynleri şikayet etme-kötüleme gibi davranışlar kesinlikle sergilenmemelidir. Çatışan eş rolünü bir tarafa bırakıp anne-baba rollerinize odaklanın.

 

  • Görüşme sıklığı ve düzeni, gerçekçi ve çocukların ihtiyaçları göz önünde bulundururarak ayarlanmalı. Özellikle küçük çocuklarda daha sık görüşmeler planlanmalı.Gerçekleştirilemeyecek sözler verilmemeli, son anda iptaller olmamalıdır. 2-3 hafta arka arkaya görüşüp nedensiz haftalarca görüşmemek çocuk için zorlayıcı olabilir. Bu durumu sevilmiyorum , değer görmüyorum olarak algılayabilir.

 

  • Her iki ebeveynin evinde çocukların kendilerine ait, rahat ettikleri bir yaşam alanı oluşturulması önemlidir. Böylelikle çocuk, ebeveynlerden birinde daha az vakit geçiriyor olsa bile, ebeveynelerinin hayatında sağlam bir yeri olduğu bilir ve bu Ona ihtiyacı olan güven duygusunu verir.

 

  • Bu süreçte mümkün olduğu kadar çocuğun günlük rutini, düzeni ve alışkanlıkları değiştirilmemelidir. Okul, ev ve arkadaş çevresinin değişmesi boşanmayla ortaya çıkan sorunları arttırıp uyum sürecini yavaşlatabilir.

 

  • Çocukların anne-babalarını uyum içinde, iletişim halinde görmesi olumlu ve önemlidir. Ancak eski eşlerin çok fazla beraber vakit geçirmesi yada çiftlerden birinin hala bir araya gelme umudu ve beklentisi olması ve bunu çocuğa yansıtması, çocuk da kafa karışıklığına ve tekrar bir araya gelecekler düşüncesine neden olabilir.Bu da yeni duruma uyum sağlamasını ve hayatına devam etmesini zorlaştırabilir. Bu nedenle çiftlerin dengeli bir ilişki kurması önemlidir.

 

  • Özellikle tek ebeveynli ailelerde çocuklar erken büyümeye zorlanabilirler. Yeni oluşan aile yapısı içinde çocuklara, yaşına uygun olmayan duygusal ve fiziksel sorumluluk yüklemekten kaçının. ‘Artık sadece ikimiz varız, bana her konuda destek olacaksın,bu evin babası-annesi artık sensin’ gibi ifadeler kullanmayın.

 

  • Boşanma her ne kadar anne-baba ve çocuklarla ilgili bir durummuş gibi görünse de kültürel özelliklerimizden dolayı zaman zaman çiftlerin aileleri de sürece müdahil olabilmektedir. Aile ziyaretleri sırasında diğer ebeveyn ile ilgili kötü ve suçlayıcı ifadeler kullanmamaları konusunda uyarılmalıdır.

 

Ne zaman psikolojik destek alınmalı ?

 

Bu zor ve yaralayıcı süreçte psikolojik destek almanız hem duygularınızla hem sorunlarla baş etmenizi kolaylaştıracak; kendiniz ve çocuğunuz adına süreci daha doğru yönetmenizi sağlayacaktır. Bu nedenle boşanma kararının hemen ardından bir uzmanla görüşmenizi öneriyoruz. Bunun mümkün olmadığı ya da tercih edilmediği durumlarda  çocuğunuzun duygu ve davranış değişiklikleri konusunda hassas olun. Dikkatli ve doğru davranmanıza rağmen, çocuklar  ayrılık sürecinin zorluklarıyla baş etmekte zorlanabilirler ve bir takım psikolojik problemler yaşayabilirler.

Yemek ve uyku sorunları, okula gitmek istememe, içe kapanma

Daha önce zevk aldığı aktiviteleri yapmak istememe

Ağlama ve öfke nöbetleri

Davranış problemleri (alt ıslatma, tırnak yeme gibi)

Üzüntü ve kaygı halinin yoğunlaşması

Ebeveynlerden biriyle arasına mesafe koyma, görüşmek istememe gibi davranışlar ortaya çıktığında vakit kaybetmeden uzman desteği almanız yararlı olacaktır. Psikoterapi desteği, çocuğunuzun yaşadığı sorunları atlatmasına ve travmatik olayın etkisinden çıkarak yetişkin hayatında daha sağlıklı ilişkiler kurmasına yardımcı olacaktır.

Betül ARSLAN

Psikolog Çocuk Ergen Yetişkin Aile Ve EMDR Terapisti

Stres, Depresyon ve Anne Babalara Öneriler

Stres ve depresyonla baş etmek için anne babalara öneriler

Anne babalık; önemli bir stres kaynağı olabilir. Anne babanın kendi stresini kontrol edebilmesi ve depresif duygularla baş edebilmesi hem kendisi hem de bebeği için son derece önemlidir. Aşağıdaki öneriler stres ve depresyonla baş etmede işe yarayabilir.

Hayatınızdaki öncelikleri gözden geçirin. Bebeğin hayatınıza girmesi ile var olan yaşam dengeniz bozulur. Yeni bir denge durumuna geçinceye kadar bir süre zorlanacağınızı kabul edin.

Geçiş süreci denen zaman diliminin sonsuza kadar devam etmeyeceğini kendinize, eşinize anımsatın. Başlangıçta değişime ayak uydurmak zor olabilir. Hayatınızdaki değişim süreçlerini anımsayın. Yeni bir işe, yeni bir okula, yeni bir semte alışmanız nasıl olmuştu? Alışma ve uyum sürecinde neler işinize yaramıştı? Belki anne baba olma sürecinde de benzer kaynaklar işinize yarayabilir. Bu nedenle önceliklerinizi gözden geçirmeniz, var olan kaynakları etkili bir şekilde kullanmanıza yardım edebilir.

Hayatınızdaki stres kaynaklarını listeleyin. Önemli önemsiz ayrımlarını yapmaya çalışın. Geçici olarak erteleyebileceklerinizi de not edin. Mükemmelliyetçi kişiler bu konuda risk altındadır. Her şeyi önceki gibi yapmanın mümkün olmadığını kabul edin. Önceleri huzursuzluk duyabilirsiniz. Fakat zamanla huzursuzluğunuz kaybolacaktır.

En kolaydan başlayarak uygulama planları yapabilirsiniz. Küçük hedefler belirleyin. Acil olmayanları ayrı bir yere not edin. Acil ve önemli olanları küçük not kağıtlarına yazabilirsiniz. Acil ve önemli olanlar için kaynaklarınızı gözden geçirin. Gerekirse çevrenizden yardım isteyin. Kendinize ve eşinize; her şeyi çözmek zorunda olmadığınızı hatırlatın. Her şeyi aynı anda çözemezsiniz.

Hayatınızın günlük rutinini olabildiğince devam ettirmeye çalışın. Nedir bu rutinler?

  • Her gün duş almak, dişleri fırçalamak,
  • Her gün aynı saatlerde kalkmaya çalışmak,
  • Mutlaka kahvaltı yapmak,
  • Öğün atlamamak,
  • Saç/sakal bakımını atlamamak,
  • Rahatlatıcı kokular kullanmak,
  • Bol sıvı tüketmek.

Hedeflerinizi mümkünse küçültün. Çıtayı bir süreliğine aşağı indirmiş olmanız, bir sonraki sefer tekrar yükseltme şansınızı ortadan kaldırmaz.

Günlük işlerinizi sıraya koyun. Hatırlatıcılar işe yarar. Yapamayacağınızı düşündüğünüz ve acil olmayan işleri listeden çıkarın.

Ertelemek günlük hayatı daha da kaosa sürükleyebilir. Aklınıza geldiğinde mümkünse yapın. Birini aramanız gerekiyorsa hemen arayın. Yardım isteyecekseniz, hemen talep edin.

Diğer insanlardan da destek almayı ihmal etmeyin. İnsanlarla birlikte çalışmak hem sosyal açıdan işlevselliğinizi artırır, hem de işbölümü yaparak pek çok iş yükünden kurtulursunuz. Bazen diğer insanlar sizin aklınıza gelmeyen ve sizin işinizi çok kolaylaştırabilecek önerilerde bulunabilir.

İşler yolunda gitmediğinde bir süre mola verin ve kendinize sorular sorun. Dışarıdan bir gözlemci gibi süreci inceleyin ve girilen yanlış yolları, eksik adımları ortaya çıkarın ve planınızı yeni duruma göre yenileyin. Her saniye bir saniye öncesine göre yeni koşullar ve olanaklar sunabilir.

Alternatif planlarınız da olsun. İşler ters gidebilir. Alternatif planları vakit kaybetmeden hayata geçirirsiniz ve hem zaman kaybetmemiş olursunuz hem de hayal kırıklığı ve üzüntü hissini daha az yaşarsınız.

Bazen “bencil” olmaya izin verin. Her zaman “sencil” olmak ve “evet” demek zorunda değilsiniz. Kendinize ve eşinize bunu hatırlatın. Gereksiz yüklenmelerden kaçının.

Haftanın belli günleri, günün belli saatleri için kendinize “hiçbir şey yapmama” ödevi koyun. Sadece 15 dakika bile olsa, o zaman size özeldir. Sevdiğiniz müziği, daha önce gördüğünüz güzel yerleri hatırlayın. Eşinize da hatırlatın. Gevşeme egzersizlerini mümkünse öğrenin. Her gün 30 dk. Kendinize vakit ayırın. Nefesinize odaklanın. Gevşeme egzersizleri uykusuzluğunuza iyi gelebilir.

Hayatta en temel ihtiyaçlarımızın yemek, su, hava yani sağlık olduğunu hatırlayın. Diğer her şey vazgeçilebilir. Gereksiz yüklenmelerden uzak durmuş olursunuz.

Mutlaka kendinizle içsel konuşmalar yapın. İçinizden geçenleri yazın, bunları cümleler haline getirmek kafanızı toparlamaya yardım eder.

Günün belli saatlerinde müzik dinleyin. İçinizden ne tür müzik dinlemek geliyorsa onu dinleyin. (“kalitesiz arabesk” dışında)

Mutlaka kendinize nefes aldıracak bir hoby edinin. Sizden farklı yaşam ve düşünme tarzına sahip insanlarla tanışacağınız kulüp, tiyatro, resim kursu gibi ortamlara girmek, sizi stres ve depresyona karşı koruyabilir. Hayata farklı bakış açıları kazanmanıza yardım edebilir.

Mutlaka hareket edilmelidir. Günlük işleri yapmak için yapılan sıkıcı, otomatik davranışlar hareket sayılmaz. Mümkünse açık alanlara çıkılmalıdır. Yürüyüş, yüzme, top oynama, spor yapmak gereklidir. Araştırmalar; haftada 3 kere 45 dakikalık yürüyüşlerin depresyona karşı beyni koruduğunu ortaya koymaktadır.

Hayatınızda yapacağınız bazı küçük değişikliklerin bile çok olumlu sonuçları olabildiğini göreceksiniz. Yeter ki çözüme ve olumlu sonuca odaklanın ve harekete geçme inisiyatifini elinize alın.

İşler yoğunlaştığında, daha önce bizi nelerin mutlu ettiğini unutabiliriz. Bu nedenle arada bir durup;  ”ben ne yapıyorum? Ben nasılım? Benim Neye ihtiyacım var? Ben nelerden mutlu olurdum?” diye sormakta fayda vardır.

Alkol, Madde Bağımlılığı ve Anne Baba Olmak

Anne Babanın Alkol-Madde Bağımlılığı Çocukları Nasıl Etkiler?

Anne -babaların evlenmeden önce ve evlilik sonrası yaşadığı kaygı bozukluğu, bağlanma sorunları, depresyon, panik bozukluğu, sosyal fobi, özgüven eksikliği, kişilik bozuklukları, dikkat eksikliği, öfke kontrol sorunları, evlilik sorunları, ekonomik zorluklar alkol ve madde kötü kullanım riskini artıran etkenlerdir.

Düzenli olarak alkol ve madde kullanan anne – babaların büyük bir kesiminde; öncesinde, ciddi psikiyatrik, psikolojik sorunların var olduğu düşünülmektedir.

Söz konusu sorunlar ortaya çıktığında; alkol ve diğer maddeler “rahatlatıcı, sakinleştirici, kaygı giderici, uykusuzluk giderici, özgüven  artırıcı….” etkilerinden dolayı tercih edilir. Başlangıç dönemindeki rahatlatıcı etkilerinden dolayı giderek bağımlılık ve tolerans gelişimi oluşur. Alınmadığında yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.

Alkol ve madde kullanımının başlangıçtaki olumlu gibi görünen etkileri zamanla tersine dönmeye başlar. Depresyon, kaygı bozukluğu, uykusuzluk, cinsel isteksizlik gibi sorunlara geçici çözüm getiren maddeler daha sonra yokluğu ile başlı başına kaygı, uykusuzluk, dikkatsizlik, unutkanlık, güvensizlik sorunlarını artırır. Ekonomik sorunlar daha da yoğunlaşır. Dikkatsizlik, tahammülsüzlük, dürtü kontrol sorunları dayanılması güç duruma gelebilir.

Anne Babalardan birinde var olan alkol madde bağımlılığı; ailede yaşanan sorunların çözümünü imkansız kılabilir. Evlilik doyumu ortadan kalkar. Suçlama, değersizleştirme, iletişim kopukluğu, birbirinden uzaklaşma ile anne babalık rolleri bozulur. Aile içinde çatışma, ihmal, sözel, fiziki şiddet, istismar olasılığı artar. Ailenin dengesi, işlevleri bozulur.

Çocuğun sağlıklı gelişimi için gerekli olan tutarlılık, öngörülebilirlik, düzen ve istikrar; alkol ve madde alımı durumlarında ortadan kalkar. Alkol almadığında kuralcı, titiz, katı, yasaklayıcı olan bir ebeveyn, alkol sonrası her şeye izin veren, sorumsuz, tutarsız davranışlar içine girer. Çocukların kafası karışır. Öngörülebilirlik, tutarlılık ve tahmin edilebilirlik ortadan kalktığında; çocuklar kendilerini asla güvende hissedemezler. Her an her şeyin olabileceği kaotik bir aile yapısı ortaya çıkar. Çocuklar böyle ortamlarda; sürekli olarak alkol-madde kullanan ebeveynin ruhsal durumunu takip ederler. Alkol alanın yüzünü, davranışlarını okuyup, gerektiğinde önlem almaya odaklanırlar. Böyle aile ortamları, çocuklar için en kötüyü temsil eder.

Alkolün uyuşturucu etkisi ile her türlü dürtüsel davranış serbest kalır. Keza böyle ailelerde; özellikle de babaların alkol kullanımında çocuklara yönelik fiziksel, cinsel, duygusal istismar olaylarında anlamlı bir artış olduğu dikkati çekmektedir. Alkolik babaları olan çocukların; akranlarına göre mizaç ve kişilik sorunları yaşama olasılıklarının yüksek olduğu bulunmuştur.

Alkol kullanımı yoğun olan babaların çocuklarıyla etkileşimi genelde olumsuz olmakta, etkileşimleri yetersiz kalmaktadır. Çocukların duygusal, sosyal yönden desteklenmesi yeterince yapılamamakta, dolayısıyla ihmal ortaya çıkmaktadır.

Anne bebek arasındaki ilk dönem anne bebek ilişkisi de kötü yönde etkilenmektedir. Anne bebek arasında güvenli bağlanma yerine, kopuk, güvensiz bağlanma sorunları ileriki yıllarda sorunların artmasına neden olmaktadır. Alkol alan bir eş-baba; eşinin duygusal destek gereksinimini karşılayamamakta, anne-kadın yalnız baş etmek zorunda kalabilmektedir. Evlilik sorunları, eşler arası iletişim çatışmaları da anne bebek ilişkisini bozmaktadır.

Alkol madde bağımlılığı, alkol kötüye kullanımı ile birlikte, altta yatan depresyon, kaygı ve kişilik bozuklukları; çocukların rol modeli olarak gördüğü anne ve babalarındaki sorunlar, özdeşim ve kimlikle ilgili sorunlara neden olabilmektedir.

Alkol madde bağımlılığı olan ailelerde yetişen çocuklar; zamanından önce olgunlaşarak anne babanın yerine getiremediği rolleri ve sorumlulukları üstlenmektedir. Yaşından önce olgunlaşan, “içine yetişkin kaçmış çocuklar,” kaldıramayacakları sorumlulukların altına girmekte, kendi hayatını yaşayamamaktadır. Bu tür ailelerde yetişen çocuklar ileriki yaşamlarında; alkol ve madde bağımlılığına, depresyon, uykusuzluk, kaygı bozukluğu, evlilik sorunları gibi sorunlara karşı daha savunmasız olmaktadır.

Alkol ve madde bağımlılığı olan anne babaların çocuklarında; duygu durum bozuklukları, okul ve arkadaş ilişkisinde sorunlar, davranış problemleri, sosyal uyum sorunları daha fazla görülmektedir.

Maddeleri kötüye kullanan ailelerdeki çocuklar; özgüven düşüklüğü, fiziksel hastalıklar, psikolojik sorunlar, okul ve iş yaşamına uyum sorunları, duygu durum bozukluğu, kronik depresyon, sosyal yaşama uyum sorunlarını daha fazla yaşama riskiyle karşı karşıyadırlar.

Bu nedenle; aile içinde bir aile üyesinin madde bağımlılığı, kişisel bir sorun değildir. Bütün aileyi etkileyen bir sorun olarak algılanmalıdır. Sadece alkolü, maddeyi kötüye kullanan kişi değil bütün bir ailenin sürece destek vermesi gereklidir. Aksi takdirde alkol, madde kötüye kullanan kişi, var olan durumu devam ettirme eğiliminde olmakta, aileden dışlanmayı da göze alabilmektedir. Ya da, aile üyeleri bir araya gelerek alkol alan üyeyi dışlamaktadır.

Alkol madde bağımlılığı, kötüye kullanımı sorunlarında; altta yatan psikiyatrik sorunlarda incelenmelidir. Psikiyatrik destek ile birlikte, Çift, Aile Terapileri de gündeme alınmalıdır.

Çocuklar için güvenilir, sağlıklı bir aile ortamının yaratılması; çocuğun sosyal, duygusal, ilişkisel yönden beslenmesini sağlar. Okul ve arkadaş ortamlarında kendine güvenmesine yardımcı olmak anlamına gelir. Çocuğun geleceği için yapılması gereken asıl yatırım çocuğa güvenilir bir aile ortamı sunmaktır.

 

Annelerden Beklenenler

Annelerden beklenenler?

Annelik; özellikle ilk aylarda, bebeğini yatağında kendi başına bırakıp rahat rahat banyo yapamamak, tuvalette bile acele etmek, yemeğini masada yarım bırakmak ya da ayakta atıştırmak, markete bir ekmek almaya bile gidememek, kendine ait bir zaman diliminin olmaması demektir.

Emzirmek; emmiyorsa sütü sağıp biberonla beslemeye çalışmak, kanayan, acıyan memeler, doğum kanalındaki ağrı ve sızılar, uykusuz geceler, sürekli ağlayan, ne istediğini alışıldık yollarla iletemeyen bir varlığı hayatta tutabilme kaygılarıdır annelik…

Anneliği yaşayan, bedelini ödeyen kadındır.

Ama ne yazık ki anneliğe dair beklenti ve rolleri belirleyen erkek ve erkek egemen toplumsal kültürel yapı ve onun uzantısı medyadır.

  • Çocuğunu her zaman koşulsuz seven…
  • Çocuklarının her zaman ihtiyaçlarına karşılayan…
  • Her zaman çocuklarına karşı sabırlı,
  • Hiç sinirlenmeyen, her zaman anlayışlı, her zaman hoşgörülü, şefkatli…
  • Her zaman ve koşulda çocuğuna karşı dikkatli, uyanık…
  • Her zaman çocuğunu temiz tutan, itina gösteren…
  • Her zaman enerjik, her zaman güler yüzlü…
  • Her zaman esprili, becerikli…
  • Her zaman çocuğuna öncelik veren, dinleyen…
  • Öfke, kızgınlık duymayan kendini çocuğuna adamaktan memnun olan…
  • Her zaman ve koşulda çocuğu ile vakit geçiren…

Bebeği olan bir kadının anne olduktan sonra “hep mutlu yaşayacağı, her zaman çocuğunu seveceği, sürekli hayatının merkezinde bebeğinin olacağı, kendi mutluluğunun bebeğin mutluluğuna bağlı olduğu, artık sadece ailesi ve çocuğu için yaşayacağı, kendi yaşamından vazgeçmesi gerektiği…” beklenir ve empoze edilir. Anne olmak demek; kadın kimliğinin öldürülmesi, yok edilmesi anlamına gelmektedir. Toplumun, ailelerin, medyanın kadına yüklediği rol ve beklentiler ciddi anlamda sorgulanmayı gerektirir.

Anneliğe yüklenen aşırı beklenti ve roller; doğum sonrasında kadınların ciddi olarak kendilerini baskı altında hissetmesine yol açmaktadır. Toplumun beklenti ve rollerine göre kendini kıyaslayan kadın için var olan yükü taşımak çok zor ve ağırdır. Doğum sonrasında sıklıkla görülen depresyonu tetikleyen koşullardan biri; toplumun kadından beklediği mükemmelleştirilmiş roller ve beklentilerdir.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyasındaki duygusal değişimler nelerdir?

Doğumun nasıl yapıldığı, kolay ya da zor ve müdahaleli bir doğum olup olmadığı kadının annelik rolünü üstlenmesinde çok önemlidir. Hamilelik dönemi zor ve sancılı geçmişse, doğumun zorluğu ile birleştiğinde yeni duruma ayak uydurmak anne açısından kolay olmayacaktır. Kadının bedenindeki hızlı hormonal değişimler, ağrı ve sancılar, yeni gelen sorumluluk ve beklentiler pek çok kadını başlangıçta zorlar.

Doğum sonrası kadının ruhsal dünyası pek çok karmaşık duygu ve düşüncelerin istilasına uğrar. Doğum yapan kadında; yaşanan yeni duruma yönelik şaşkınlık, sevgi, endişe, korku, şefkat kadar kızgınlık, umut kadar umutsuzluk, hayal kırıklığı, öfke gibi hislerin olması olağandır.

Kadının yaşamını engelleyecek, kısıtlayacak olan bebeğine bazen öfke ve kızgınlık duymasında tuhaflık yoktur. Bazen sevinç ve neşe duyguları bazen de pişmanlık görülebilir. Şefkat, sevecenlik, hoşgörü bir yanda kızgınlık, mutsuzluk, hüzün diğer yanda kadının ruhsal dengesini zorlar.

Özellikle eş ve çevrenin desteği, kadının kendi annesi ve ailesinin kadın kuşağı ile kurmuş olduğu bağlar, kadının var olan çelişkili durumu yönetmesine yardım eder.

 

Süper Anne ve Süper Kadın

Süper anne ve süper kadın

Kadın olmak demek; nerede, kimlerle ve nasıl olursa olsun; etrafındakilere sürekli olarak hizmet eden, uyumlu, sessiz, itaat eden, bakım veren, şefkat ve iyilik gösteren olmak demektir. ”Kadın dediğin güler yüzlü olmalı, kadın dediğin yumuşak olmalı, kadın kısmı öfkelenmemelidir…”

“Süper anne”, “süper kadın”, “süper iş kadını” olmanın ağırlığı nasıl taşınır? 

Kadın/anne neye, kime yetişecek?

Bebeğine, çocuğuna mı?

Ailesindeki ev işlerine mi?

İşyerindeki çalışan kadın rolüne mi?

Eşine karşı kadın/eş olma rolüne mi?

Aile büyüklerinin beklentilerine mi?

Kadın olmak demek; nerde, kimlerle ve nasıl olursa olsun; etrafındakilere sürekli olarak hizmet eden, uyumlu, sessiz, itaat eden, bakım veren, şefkat ve iyilik gösteren olmak demektir. “kadın dediğin güler yüzlü olmalı, kadın dediğin yumuşak olmalı, kadın kısmı öfkelenmemelidir…” Yani toplumun kadına izin verdikleri ve yasakladıkları vardır.

Kadın; kız çocukluğundan başlayarak kendi yetiştiği ailedeki bireylere bakım vermek, hizmet etmek, anlayışlı, sevecen, yardımsever, alttan alan, idare eden olmak zorundadır. Herhangi bir aile üyesinin hastalanması, yaşlanıp bakıma ihtiyaç duyması söz konusu olunca akla ilk gelen kız çocukları, kadınlardır. Kız kardeşler, anneler, ablalardan bakım, şefkat, yatıştırılma, anlayış ve fiziki bakım istenir. Hastalanan aile büyüklerine bakması için okumasına izin verilmeyen pek çok kadın vardır. Ya da pek çok kız çocuğu kendinden küçük kardeşlerine bakmak zorundadır.

Kadın aynı zamanda kendi kurduğu ailede de, eşine, çocuklara da bakım vermeli, rehberlik etmeli, anlayışlı, yatıştırıcı, çözüm üreten olmalıdır. Eşinin ailesinde de benzer sorumlulukları, beklentileri karşılamalıdır. Kadın, kadın olmasından kaynaklı olarak daima yumuşak huylu, itaatkar, temiz, çalışkan, sevgi dolu, iyilik meleği, sabırlı ve güler yüzlü olmalıdır.

Kadınların evdeki, ailedeki fiziki emeğinin ardında görünmeyen; duygusal ciddi bir emek söz konusudur. Kadınların evde gerçekleştirdiği duygusal emek; “duygusal ev işi” olarak adlandırılmaktadır. “candanlık arayışında” başrol kadına verilmektedir. “Hemşirelik rolü” Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin görünmeyen yüzüdür.

Kadının iş yaşamına, ücretli bir işe girmiş olması, evde var olan eşitsizliğin iş ortamında da devam etmesine engel teşkil etmez. Erkeklerle aynı işi yapsa dahi, kadın olduğu için daha alttan alıcı, ortamı yumuşatıcı, sakin, sabırlı, anlayışlı, hoşgörülü, güler yüzlü, sevecen olmak zorundadır. Özellikle hizmet sektöründe “duygusal emek” gerekli olduğu için, genellikle kadınlar istihdam edilmektedir. İş ortamındaki duygusal emeğin de herhangi bir karşılığı yoktur. Zaten onun yapması gereken görevlerdir söz konusu olan. “Seni niye işe aldık, müşteriye güler yüzlü davranasın diye…”

Çalışan ve eş olan bir kadının anne olması durumu değiştirir mi? Kadından beklenen fiziki, ruhsal, ilişkisel ve duygusal emeğin karşılığı olarak toplumun herhangi bir takdiri, ödüllendirmesi söz konusu mudur?

Var olan kapitalist çalışma ortamı; kadını anne olmasından dolayı kayırmaz. Hatta tam tersi, çalışan bir kadın hamile kalıp, çocuğuna vakit ayırması gerektiğinde işten çıkartılır. Anne olduğu için mesai saatleri değiştirilmez. Ya da yasal olarak tanınmış haklarını kullanmasına dahi izin verilmez. İşten çıkarılma tehdidine boyun eğmesi istenir. İşyerindeki erkeklerle aynı işi, aynı verimlilikte, “duygusal emeği” de ekstra karşılıksız olarak yapmaya devam etmelidir.

Devlet, toplum; çocuğun yetiştirilmesi ve büyütülmesinde rol almaktan kaçınır. Bu rol anneye bırakılır.

Kadın artık, anne olduğu için daha hoşgörülü, sabırlı, enerjik, düşünceli, özverili, dayanıklı olmak zorundadır. Anne olan bir kadının artık kendisi için bir şey yapması, kendine vakit ayırması kabul edilemez. O kendini çocuğuna, eşine, evine ve ayrıca işine de adamak zorundadır. “Süpermen” gibi “süperanne”, “süperkadın”, “süpereş”, “süperevlat” olmalıdır.

“Süpermen” hayali bir karakterdir. İnsanın arzularını yansıtır. Kadına yüklenen süper roller, imkansız olanı gerçekleştirmek için kadının kendini aşırı zorlamasına sebep olur. Kendinden beklenenleri, içselleştirip görev edinen kadın görevlerini aksattığında kendini suçlar. Kendine kızar ve aşağılar. Kendini “yetersiz”, “güçsüz”, “beceriksiz”, “çaresiz”, “yalnız” olarak algılamaya başlar.

Özellikle annelikle ilgili kendinden beklenenleri aksattığında, kendini; “kötü anne” olarak algılamakta, özdeğeri, özgüveni yerle bir olup, depresyonun kucağına düşmektedir. Doğum sonrası depresyonlarında kadına yüklenen beklenti ve rollerin ağırlığı önemli bir etkendir.

Kadınların ruh sağlığı konusunda erkeklere göre daha fazla sıkıntı yaşamasında, toplumun kadına yüklediği ve kadının da üstüne vazife olarak aldığı sorumlulukların çok büyük payı vardır.

Kadınlarda bu nedenle; az önce sıralanan nedenlerle depresyon, kaygı bozukluğu, somatizasyon, yeme bozuklukları, tükenmişlik, travma sonrası stres bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları erkeklere oranla daha sık görülmektedir.

Depresyon, doğum sonrası depresyonları, kaygı bozukluğu, OKB, aile terapisi, çift ilişkisine yönelik psikoterapi sürecinde kadının toplumsal cinsiyet rolü göz önüne alınmadan etkili bir terapi söz konusu olamaz.

 

Kaynak: Türk Psikiyatri Derneği yayınları,  Kadınların Yaşamı ve Kadın Ruh sağlığı kitabı

 

bakırköy aile danışmanı, ataköy aile danışmanı, bahçelievler psikolojik danışma, menapoz danışmanlığı, bakirkoy psikolog

×

Merhaba!

WhatsApp'ta soru sormak veya bize bir e-posta göndermek için aşağıdaki temsilcilerimizden birini tıklayın (E-Mail Adresimiz: psikolojielika@gmail.com)

× Nasıl Yardımcı Olabiliriz?